![]() |
|
|||||||
| Bebeğim Anne, Bebek Sağlığı ve Çocuk Gelişimi ile İlgili Paylaşım Yapabiliceğimiz Bölüm |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#21 (permalink) |
|
Süper Tayfa
![]() |
Dünyanın En Güzel Gülü
Bir zamanlar yaşlı bir kraliçe varmış. Kraliçe güçlü[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] dediği dedik bir insanmış. Kimse bir dediğini iki etmezmiş. Kraliçe[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bütün mevsimlerde bütün dünya ülkelerinde yetişen güllerden güzel güller yetiştirirmiş. Ama sarayda[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] acı ve keder kol geziyormuş. Çünkü kraliçe çok ağır hastaymış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] doktorlarda yakında öleceğini söylüyorlarmış. “Tek bir umut var kraliçenin kurtulması . için” demiş bir bilgin. “Eğer dünyanın en güzel[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] en soylu gülünü bulup getirirseniz kraliçe uzun yıllar yaşar.” Yaşlı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] genç kraliçenin iyileşmesi için dünyanın dört bir yanında en güzel gülü aramaya koyulmuş ama hiç biri işe yaramamış. Sonunda kraliçenin küçük oğlu annesine seslenerek beni dinle demiş ve başlamış okumaya. Kitapta[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] cennetin görünmeyen bir köşesinde açan yapayalnız bir gülden söz ediliyormuş. Bu gül kendisini ta derinden görmek isteyene görünürmüş. Beyaz bir gülmüş ama güneşin batışında pembeleşen[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] o kızıllık yansıdığı vakit büyüleyici bir renge bürünen bu gül gerçek sevginin ve güzelliğin simgesi imiş. Birden tatlı bir pembelik yayıldı. Kraliçenin yanaklarına[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] gözleri büyüdü[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bir güneş gibi parladı ve kitabın yaprakları arasında pembe bir gül[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] dünyanın en güzel gülü beliriverdi. “Onu görüyorum !” diye bağırdı kraliçe. Bu gülü kim görürse bir daha hiç mutsuz olmaz ve ölümsüzleşirmiş...
__________________
Sevmek seni; hayvanlar alemi belgeseli. |
|
|
|
|
|
#22 (permalink) |
|
Süper Tayfa
![]() |
Çam Ağacı
Ormanda pek sevimli bir çam fidanı vardı… Yeri iyiydi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] güneş alıyordu. Hava boldu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çevresinde de birçok büyük arkadaşı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çam ve ladin ağaçları vardı. Ama küçük çam fidanının tek derdi bir an önce büyümekti. Sıcacık güneşi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] tertemiz havayı hiç düşünmüyor[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ormana çilek ve ahududu toplamaya gelip oralarda çene çalan köylü çocuklarıyla hiç ilgilenmiyordu. Çocuklar bir tencereye doldurdukları veya bir çubuğa dizdikleri çileklerle çıkagelirlerdi çoğu kez. Sonra küçük ağacın yanına otururlar[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] “Ne kadar şirin bir ağaç bu!” derlerdi. Oysa bu sözler[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bizim ağacın hiç hoşuna gitmezdi. Ertesi yıl birden büyüdü küçük ağaç[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sonraki yıl ise biraz daha uzadı; bir çam ağacının kaç yaşında olduğu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] gövdesinde uzayan sürgünler sayılınca[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] tam olarak anlaşılabilir. “Ah[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] şu öteki ağaçlar gibi büyüsem bir!” diye içini çekiyordu küçük ağaç. “O zaman dallarımı dört bir yana yayabilirdim[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] tepemle de uzakları[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bütün dünyayı görebilirdim! Kuşlar yuvalarını dallarımın arasına yaparlar ve rüzgâr estiği zaman da[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] öteki ağaçlar gibi kibarca başımı sallardım.” Ne güneş mutluluk veriyordu ona ne kuşlar ne de sabah-akşam üzerinden kayıp giden kıpkızıl bulutlar. Derken kış geldi her tarafı ışıltılı beyazlığıyla kar kapladı; arada bir[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bir tavşan ortaya çıkıyor küçük ağacın üzerinden atlayıp gidiyordu. Of ne can sıkıcı şeydi bu! Sonra aradan iki kış daha geçti üçüncü kış küçük ağaç öyle uzamıştı ki[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] tavşan artık onun etrafından dolanmak zorunda kalıyordu. “Ah büyümek büyümek kocaman ve yaşlı olmak işte dünyanın en güzel şeyi bu!” diye düşünüyordu ağaç. Sonbaharın son günlerinde oduncular gelir[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ağaçların en büyüklerinden bazılarını keserlerdi. Bu her yıl böyle olurdu. Artık bayağı büyümüş olan çam ağacı korkuyla titriyordu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çünkü kocaman ağaçlar çatır çatır yere devriliyor[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] dalları baltayla kesiliyor[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çırılçıplak[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ipince kalıp tanınmaz hale geliyorlardı. Sonra arabalara yükleniyor[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] atlar tarafından çekilerek ormandan alınıp götürülüyorlardı. Nereye gidiyorlardı böyle? Başlarına neler geliyordu? İlkbaharda kırlangıçlar ile leylekler gelince[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ağaç onlara sordu: “Siz biliyor musunuz bu ağaçların nereye götürüldüğünü? Hiç rastladınız mı onlara?” Kırlangıçlar bilmiyorlardı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] leylek ise oldukça düşünceli görünüyordu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] başını salladı ve “Evet[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] galiba ben biliyorum; Mısır’dan dönerken pek çok yeni gemiye rastladım. Gemilerde çok gösterişli direkler vardı; galiba bu direkler[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] senin sözünü ettiğin ağaçlardı; çam kokuyorlardı. Onlarla pek çok kez karşılaştım[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çok güzel[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çok gösterişliler.” “Ah keşke ben de denizlerin oraya gidebilecek kadar büyük olsaydım! Nasıl bir şeydir bu deniz[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] neye benzer?” “Hmm[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] anlatması biraz uzun sürer!” dedi leylek ve uçup gitti. “Gençliğinin değerini bil!” dedi gün ışığı. “Büyüyor olmanın[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] tazeliğinin değerini bil!” Rüzgâr ağacı öptü[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çiy taneleri gözyaşlarını döktüler üzerine[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ama çam ağacı bütün bunlardan hiçbir şey anlamadı. Yılbaşına doğru[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] . bu bizim içi içine sığmayan[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] hep uzaklara gitmek isteyen çam ağacı kadar büyümüş olanları değil sadece[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çok daha genç ağaçları bile keserlerdi. Bu genç ağaçlar –hem de en güzelleri– dalları kesilmeksizin arabalara yüklenir[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] atlar tarafından çekilerek ormandan alınıp götürülürlerdi. “Nereye gidiyorlar?” diye sordu çam ağacı. “Benden daha büyük değiller ki[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] . hatta bir tanesi benden bile küçüktü? Niye hiçbirinin dallarını kesmediler? Nereye gidiyor bunlar?” “Biz biliyoruz! Biz biliyoruz!” diye cıvıldaştı serçeler. “Aşağıda[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kentin orada pencerelerden içeri baktık. Biz biliyoruz nereye gittiklerini! Ah[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] aklının almayacağı kadar büyük bir güzelliğe[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] zenginliğe kavuşuyorlar! Camlardan içeri baktık ve onların sıcacık odaların ortasına dikildiğini[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] müthiş süslerle[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] . altın yaldızlı elmalarla[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ballı çöreklerle[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] oyuncaklarla ve yüzlerce mumla donatıldığını gördük.” “Peki sonra?” diye sordu çam ağacı bütün dalları titreyerek. “Sonra? Sonra ne oluyor?” “Bundan başka bir şey görmedik! Ama eşi benzeri görülmedik bir şeydi!” “Ah böyle bir mutluluğa ben de kavuşacak mıyım acaba?” diye çığlıklar attı küçük ağaç. “Denizlere gitmekten çok daha güzel bir şey bu! Özlem içimi kemiriyor! Yılbaşı bir gelse! Uzadım artık[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] geçen yıl götürdükleri ağaçlar kadar da büyüdüm. Ah[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] beni de bir arabaya koysala! O sıcacık odalarda[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] o güzellikler[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] zenginlikler içinde olsam! Peki sonra ne olur? Tabii ki arkasından daha iyi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] daha güzel şeyler gelir[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yoksa niye öyle süslesinler ki beni! Mutlaka daha güzel şeyler olur!... Ama ne? Ah[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] içim içime sığmıyor[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yerimde duramıyorum… Bana neler oluyor böyle bilmem ki!” “Bizim kıymetimizi bil!” dediler hava ve gün ışığı. “Gençliğinin[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] tazeliğinin ve özgürlüğünün de değerini bil!” Ama bunlar küçük ağacı hiç mutlu etmiyordu… Büyüdü[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] büyüdü[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yaz-kış yeşerdi; koyu yeşil bir renk aldı! Onu gören insanlar[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] “Çok güzel bir ağaç bu!” dediler… Yılbaşı gelince de[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] hepsinden önce o gitti! Balta bedenine saplandı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ağaç inleyerek yere devrildi. Bir acı hissetti[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bir baygınlık… Mutluluğu filan düşünecek hali kalmadı. Yurdundan[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] büyüyüp yeşerdiği topraklardan ayrıldığı için üzgündü. Çok sevdiği yaşlı arkadaşlarını[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] etrafını saran küçük çalıları ve çiçekleri[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] hatta belki kuşları bile bir daha göremeyeceğini biliyordu. Bu gidiş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] hiç de güzel bir gidiş değildi. Ağaç ancak[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çiftlikte diğer ağaçlarla birlikte arabadan indirildiğinde kendine geldi… Bir adamın[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] “Bu mükemmel! Başka ağaca gerek yok!” dediğini duydu. Sonra[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] alımlı çalımlı iki uşak gelip çam ağacını kocaman . gösterişli bir salona götürdüler. Duvarlarda çepeçevre yağlıboya portreler asılıydı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kocaman sobanın yanında[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kapakları aslan başına benzeyen Çin vazoları duruyordu. Salıncaklı koltuklar[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ipek kumaşlarla döşeli kanepeler üzeri resimli kitaplar ve paha biçilmez oyuncaklarla dolu büyük masalar. Çam ağacı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kumla dolu büyük bir fıçıya dikildi ama bunun fıçı olduğu anlaşılmıyordu çünkü etrafı yeşil bir şeyle kaplanmıştı ve altında da renkli bir halı vardı. Ah nasıl da titriyordu ağaç! Şimdi ne olacaktı acaba? Uşaklar hizmetçiler etrafında dört dönüyor onu süslüyorlardı. Dallarına renkli kâğıtlardan kesilmiş küçük torbacıklar astılar; her torba şekerlemeyle doluydu. Sanki ağaçta yetişmiş gibi altın yaldızlı elmalar ve cevizler sarkıyordu her tarafından. Dallarına yüzlerce kırmızı mavi beyaz mum tutturdular. Tıpkı insana benzeyen oyuncak bebekler –ağaç böyle bir şeyi daha önce hiç görmemişti– yeşil yaprakların arasında sallanıyordu en tepesinde ise yaldızdan yapılmış bir yıldız ışıldıyordu. Çok güzeldi eşi benzeri görülmedik derecede güzeldi! “Bu akşam[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]” dedi herkes “bu akşam pırıl pırıl parlayacak!” Hepsi sevinç . içindeydi. “Ah bir an önce akşam olsa!” diye düşündü ağaç. Mumlar yakılır tabii! Sonra ne olur acaba? Ormandaki ağaçlar beni görmeye gelirler mi acaba? Serçeler pencerelerin önünde uçuşur mu? Ben burada böyle kök salar yaz-kış böyle süslü-püslü durur muyum?” Evet[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] öyle olacağını çok iyi biliyordu! Ama kabuğundaki ağrı da duyduğu özlemden daha fazla canını yakıyordu. Biz insanlar için baş ağrısı neyse ağaçlar içinde gövdelerindeki ağrı aynı şeydir. Derken mumları yaktılar. Ne güzellik ne parıltı o öyle! Ağaç sevinçten öyle bir titredi ki dalları mumlardan birine değip tutuşuverdi. Yanıyordu... “Aman Tanrım!” diye bağrıştılar hizmetçiler ve hemen söndürdüler alevi. Ağaç artık kıpırdayamaz olmuştu. Ah ne dehşet bir şeydi bu! Bütün bu güzellikleri kaybedeceğinden öyle korkuyordu ki; parıltıdan serseme dönmüştü. Derken salonun iki kanatlı kapısı açıldı içeri vbir sürü çocuk öyle bir doluştu ki neredeyse ağacı devireceklerdi. Onların peşinden yavaş yavaş büyükler geldi; çocuklar birden seslerini kestiler ama sadece bir an sonra yine ortalığı birbirine katarak sevinçle bağrışmaya başladılar. Ağacın çevresinde hoplayıp zıplıyorlar hediyeler birbiri ardına koparılıyordu. “Ne yapmaya çalışıyor bunlar böyle?” diye düşündü ağaç. “Neler oluyor?” Mumlar yanıp eriyor dallara kadar küçülünce söndürülüyordu ve sonunda çocuklar ağacı yağmalama iznini kopardılar. Ah ağacın üstüne öyle bir atıldılar ki bütün dallar çatırdadı. Tepesinden ve altın yıldızdan tavana bağlanmış olmasaydı mutlaka devrilirdi. Çocuklar ellerindeki güzel oyuncaklarla etrafta koşturup duruyorlardı. Yaşlı dadıdan başka kimse ağaçla ilgilenmiyordu artık. Dadı da sadece dalların arasında bir elma veya incir kalmış mı diye bakıyordu. Çocuklar “Masal isteriz masal isteriz!” diye bağrışarak kısa boylu şişman bir adamı ağacın yanına çektiler. Adam . ağacın altına oturdu “Pekâlâ” dedi “işte şimdi yeşillikler içindeyiz ve anlatacaklarımdan bu ağaç da bir şeyler öğrenebilir eğer dikkatle dinlerse tabii. Ama yalnızca tek bir masal anlatacağım. Ivede-Avede masalını mı istersiniz yoksa merdivenlerden düştüğü halde tahta çıkıp prensesle evlenen Klumpe-Dumpe’yi mi?” Çocukların bazıları “Ivede-Avede!” diye bağrıştı bazıları “Klumpe-Dumpe!” diye… Bir . patırtı gürültüdür gidiyordu! Yalnızca çam ağacı susuyor ve düşünüyordu: “Bana fikrim sorulmayacak mı? Ben hiçbir şey yapmayacak mıyım?” Ama artık onun işlevi bitmişti. Ağaç kendisinden bekleneni yerine getirmişti hepsi buydu! Adam[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] merdivenlerden düştüğü halde tahta çıkıp prensesle evlenen Klumpe-Dumpe’nin masalını anlattı. Çocuklar el çırpıp bağrıştılar: “Anlat[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] başka anlat!” Ivede-Avede’nin masalını da dinlemek istiyorlardı ama Klumpe-Dumpe ile yetinmek zorunda kaldılar. Çam ağacı durgun ve düşünceliydi ormandaki kuşlar hiç böyle bir şeyden söz etmemişlerdi. Klumpe-Dumpe merdivenlerden düşmüş ve prensesle evlenmiş ha! “Evet bu dünya böyle işte!” diye düşündü çam ağacı ve masalı anlatan kibar bir adam olduğu için masalı gerçek sandı. “Tabii kimbilir belki ben de merdivenlerden düşerim ve bir prensesle evlenirim” dedi kendi kendine. Sonra da ertesi gün tekrar mumlarla oyuncaklarla yaldızlar ve meyvelerle donatılacağını düşünüp sevindi. “Yarın titremeyeceğim!” diye düşündü. “Kavuştuğum güzelliklere yürekten sevineceğim. Yarın yine Klumpe-Dumpe masalını dinleyeceğim belki Ivede-Avede’yi bile… Ve bütün gece boyunca sessizce düşüncelere daldı. Ertesi sabah uşak ile hizmetçi içeri girdiler. “Tekrar başlıyor işte yaşasın!” diye düşündü ağaç ama gelenler onu salondan çıkarıp merdivenlerden tavan arasına sürüklediler ve hiç gün ışığı görmeyen karanlık bir köşeye koydular. “Bu da ne demek oluyor!” diye düşündü ağaç. “Ben ne yapacağım ki burada! Ne dinleyeceğim şimdi!” Duvara dayanıp öylece kaldı düşündü düşündü… Düşünmek için bol zamanı vardı çünkü günler gecelerce öyle kaldı. Yukarı hiç kimse çıkmadı sonunda biri göründüyse de o da büyük bir sandığı köşeye koymak için gelmişti. Ağaç büsbütün kenarda kaldı nerdeyse tamamen unutulmuştu. “Şimdi dışarıda kış vardır!” diye düşündü ağaç. “Toprak serttir ve karla kaplıdır insanlar beni toprağa dikemezler; herhalde bu yüzden bahara kadar burada kalacağım. Ne kadar ince düşünüyorlar! Ne kadar iyi kalpli insanlar! Ama keşke bu kadar karanlık ve bu kadar ıssız olmasaydı burası! Küçük bir tavşan bile yok! Ormanda her yer karla kaplandığında tavşan ne güzel zıplar geçerdi üzerimden; ama o zamanlar ben . bundan hiç hoşlanmazdım. Şimdi ne kadar da yalnızım burada.” Birden[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] “Ciyk[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ciyk!” diye küçük bir fare başını çıkardı delikten[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] peşinden de bir ikincisi. Çam ağacını burunlarıyla yokladılar ve sonra dallarının arasına giriverdiler. “Korkunç soğuk!” dedi fareler. “Bu rası bayağı iyi! Öyle değil mi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yaşlı çam ağacı?” “Ben o kadar da yaşlı değilim!” diye karşılık verdi çam ağacı. “Benden çok daha yaşlı olanlar var!” “Nerelisin sen?” diye sordu fareler. “Neler bilirsin?” Çok meraklıydılar. “Bize dünyanın güzel yerlerini anlatsana! Oralara gittin mi hiç? Hiç o kilerlerde bulundun mu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] hani peynirler üst üste yığılı dururmuş tavanlarda jambonlar asılıymış içeri sıska girer şişko çıkarmışsın?” “Ben oraları hiç bilmem” dedi ağaç “ama güneşin pırıl pırıl parladığı kuşların öttüğü ormanı bilirim!” Sonra gençliğini anlattı onlara fareler hiç duymamışlardı böyle şeyleri merakla dinlediler ve “Ne çok şey görmüşsün ne kadar da mutluymuşsun!” dediler. “Ben mi!” diye karşılık verdi çam ağacı ve kendi anlattıklarını şöyle bir düşündü. “Evet . aslında çok güzel günlerdi!” dedi. Sonra[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] mumlarla[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çöreklerle süslendiği o yılbaşı gecesini anlattı. “Oooo[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ne kadar da mutluymuşsun sen yaşlı çam ağacı!” dedi fareler. “Ben hiç yaşlı değilim!” diye cevap verdi çam ağacı. “Ormandan daha bu kış geldim! En iyi yaşlarımdayım[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yalnız pek iyi gelişmedim işte!” “Ne güzel anlatıyorsun!” dedi fareler ve ertesi gece[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ağacın anlatacaklarını onlar da dinlesin diye[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] dört küçük fare daha getirdiler. Ağaç anlattıkça daha da iyi hatırlıyordu olanları ve düşünüyordu: “Ne güzel günlerdi! Ama geri gelirler[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] gelirler! Klumpe-Dumpe merdivenlerden düştüğü halde prensesle evlendi; belki ben de evlenebilirim bir prensesle!” Bunları düşünürken ormandaki küçük kayın ağacı geldi aklına onun gözünde güzel mi güzel gerçek bir prensesti o kayın ağacı… “Kimdir bu Klumpe-Dumpe?” diye sordu fareler. Bunun üzerine çam ağacı her kelimesini hatırladığı masalı anlattı onlara ve fareler sevinçlerinden neredeyse ağacın tepesine fırlayacak gibi oldular. Ertesi gece daha çok fare toplandı hatta pazar akşamı iki de büyük sıçan geldi. Ama sıçanlar masalı hiç de eğlenceli bulmadıklarını söylediler. Bu görüş küçük fareleri çok üzdü şimdi onlar da eskisi kadar beğenmiyorlardı masalı. “Siz bir tek bu masalı mı biliyorsunuz?” diye sordular sıçanlar. “Bir tek bunu biliyorum” diye cevap verdi ağaç “ben bunu hayatımın en mutlu akşamında dinlemiştim ama o zamanlar ne kadar mutlu olduğumun farkında değildim.” “Çok kötü bir masal bu! Şöyle jambonlu sucuklu bir masal bilmiyor musunuz? Veya kilerler ve ambarlar hakkında bir masal?” “Hayır!” dedi ağaç. “Eh peki teşekkürler o halde!” diye cevap verdi sıçanlar ve evlerine döndüler. Sonunda küçük fareler de uğramaz oldular… Ağaç iç çekti: “Minik fareler çevremde oturup anlattıklarımı dinlerken ne güzeldi her şey! Şimdi bu da geçti gitti! Ama beni buradan çıkaracakları günü düşünüp sevinebilirim yeniden!” Peki bu ne zaman oldu? Bir sabah vakti birileri geldi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çatı katında bir patırtıdır gitti. Sandıklar bir başka yere konuldu ve ağaç öne çekildi. Gerçi adamlar onu zemine . biraz sertçe attılar ama az sonra bir uşak gelip ağacı çeke çeke gün ışığının görüldüğü merdivene götürdü. “İşte hayat tekrar başlıyor!” diye düşündü ağaç. Temiz havayı gün ışığını hissetti. Dışarıda[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] avludaydı şimdi. Her şey çok hızlı gelişmiş ağaç kendine şöyle bir göz atmayı bile unutmuştu. Çevresinde öyle çok yenilik vardı ki bakılacak. Avlu bir bahçeye bitişikti ve bahçede çiçekler açmıştı. Küçük bir çitin üzerinden taptaze mis gibi kokan güller sarkıyordu ıhlamur ağaçları çiçek açmıştı ve kırlangıçlar etrafta cıvıldayarak uçuşuyorlardı. “Artım yaşayacağım!” dedi ağaç sevinçle ve dallarını yaymaya çalıştı. Ah[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ne yazık ki hepsi kurumuş sararmıştı. Ve şimdi de ısırganlar ile otların üzerinde bir köşede öylece yatıyordu. Tepesindeki altın yaldızlı yıldız parlak gün ışığının altında ışıldıyordu. Avluda birkaç çocuk neşeyle oynuyorlardı yılbaşı gecesi ağacın etrafında hoplayıp zıplayan ağaca sevinen çocuklardan bazılarıydı bunlar. Çocukların en küçüğü koşarak geldi ve ağacın tepesindeki yıldızı çekip kopardı. “Bakın şu çirkin kurumuş çamda ne buldum!” diye bağırarak ağacın dalları üzerinde tepindi dallar pabuçlarının altında çatırdadı. Ağaç[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bahçedeki güzelim çiçeklere ve canlılığa baktı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sonra bir de kendine baktı ve “Keşke çatı katındaki karanlık köşemde olsaydım…” diye geçirdi içinden. Ormandaki taptaze gençlik günlerini düşündü[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] o neşeli yılbaşını ve Klumpe-Dumpe masalını keyifle dinleyen küçük fareleri… “Hepsi bitti! Geçti artık!” diye iç çekti zavallı ağaç. “Keşke zamanında değerini bilseydim bunların! Geçti artık hepsi!” Derken kâhya geldi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] baltasıyla ağacı kesip küçük parçalara böldü. Tepeleme bir odun yığını duruyordu şimdi orada. Kocaman kazanın altında nasıl da yanıyorlardı. Ağaç derin derin inliyor[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] her inleyişi küçük bir patlamayı andırıyordu; dışarıda oynarken bu sesleri duyan . çocuklar içeri koştular[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ateşin önüne oturdular[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ateşe bakıp bağrıştılar: “Pat! Pat!” Ama aslında derin bir inleme olan her çatırtıda ağaç[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ormandaki bir pazar gününü yıldızların parıldadığı bir kış gecesini hatırlıyordu. O yılbaşı gecesini[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] dinlediği ve anlatmayı bildiği tek masal olan Klumpe-Dumpe’yi hatırlıyordu. Sonunda yandı bitti kül oldu. Çocuklar avluda oynuyorlardı ve en küçükleri göğsünde ağacın hayatının en mutlu gecesinde takmış olduğu yıldızı taşıyordu. Artık ağaç yoktu ve ağaçla birlikte onun masalı da bitmişti.
__________________
Sevmek seni; hayvanlar alemi belgeseli. |
|
|
|
|
|
#23 (permalink) |
|
Süper Tayfa
![]() |
Çoban Kızı Ile Baca Temizleyicisi
Hayatında hiç eski moda ahşap bir dolap gördün mü?... Eskilikten kararmış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] oyma süslemeleri olan ahşap bir dolap? Bir oturma odasında[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] tam da böyle bir dolap vardı işte… Çok çok eski zamanlardan kalma bir dolaptı bu. baştan aşağı oyma güller ve lalelerle kaplı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] el yapımı bir dolap… Benzersiz oymalarla süslüydü ve . bu oymaların arasından[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çatal boynuzlu küçük geyik başları uzanıyordu. Dolabın tam orta yerine bir adam figürü oyulmuştu; gülünç bir görünüşü vardı ve üstelik gerçekten de gülüyordu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] aslında sırıtıyordu demek daha doğru olur[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çünkü bunu gülmek diye tanımlamak pek mümkün değildi. Ayakları keçi ayağıydı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] alnında küçük boynuzları ve uzun bir sakalı vardı. Odada oynamaya gelen çocuklar[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] “Keçiayak-kor-orgeneral” adını takmışlardı ona. Adı görünümüne oldukça uygundu. Böyle bir figürü tahtadan oymak kolay olmadığı için[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] adı da zor söylenir bir isim olmalıydı. Ayrıca böyle bir isimle gurur duyacak çok az kişi vardır. Harcanan onca emekten sonra[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] işte orada duruyordu adam. Gözlerini bir an bile . ayırmadan aynanın altındaki masaya bakıyordu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çünkü orada[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] porselenden yapılmış pek sevimli bir çoban kızı duruyordu. Ayakkabıları altın yaldızdandı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] eteği bir gülle pek hoş bir şekilde tutturulmuştu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ayrıca başında altın bir şapkası[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] elinde de bir çoban değneği vardı; çok ama çok güzeldi. Kızın hemen yanında ise küçük bir baca temizleyicisi duruyordu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] . rengi kömür karasıydı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ama o da porselenden yapılmıştı. Aslında o da herkes gibi tertemizdi; baca temizleyicisi olarak yapılmasının tek nedeni[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] porselen fabrikası sahibinin keyfinin öyle istemiş olmasıydı; adam isteseydi onu prens de yapabilirdi pekâlâ. Baca temizleyicisi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] elinde merdiveni[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] pembe-beyaz kız güzeli yüzüyle çok sevimliydi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ama bunda bir yanlışlık vardı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çünkü baca temizleyicisi olduğuna göre biraz kara olmalıydı. Çoban kızıyla yan yana duruyordu hep. Onları oraya yan yana koymuşlardı; eh mademki yan yana konulmuşlardı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] onlar da nişanlanmışlardı. Birbirlerine yakışıyorlardı da… İkisi de gençti[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] aynı porselenden yapılmışlardı ve ikisi de çabuk kırılabilirdi. Çoban kızı ile baca temizleyicisinin yanında[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] onların üç katı büyüklüğünde bir başka biblo daha vardı. Başını sallayabilen yaşlı bir Çinliydi bu; o da porselendendi… Çoban kızın büyükbabası olduğunu söylüyordu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ama bunu kanıtlayamıyordu. Kızın üzerinde söz hakkı olduğunu öne sürüyordu ve bu yüzden de[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] Keçiayak-kor-orgeneral[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] küçük çoban kızıyla evlenmek istediğini söyleyince[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] başını sallayarak olur dedi. “Bir kocan olacak[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]” dedi yaşlı Çinli[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] “Adamın maun ağacından yapıldığına neredeyse eminim; seni de Kor-or-general yapabilir. Dolabı gümüş takımlarıyla tıka basa dolu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] gizli gözlerdeki hazineleri saymıyorum bile.” “Ama ben o karanlık dolaba girmek istemiyorum!” dedi küçük çoban kızı. “Duyduğuma göre[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] dolabın içinde porselenden yapılmış on bir karısı daha varmış onun!” “Sen de on ikinci karısı olursun . o zaman!” dedi Çinli. “Bu gece eski dolap gıcırdayınca[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] düğününüz yapılacak[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] işte o kadar!” Bunları söyleyip başını salladı ve uykuya daldı. Çoban kızı ağlamaya başladı ve tek sevdiği olan porselen baca temizleyicisine baktı. “Ne olursun[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]” dedi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] “gel benimle[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] uzaklara gidelim[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] burada kalamayız artık!” “Sen nasıl istersen öyle yaparız!” dedi küçük baca temizleyicisi. “Hemen gidelim; elimde mesleğim var[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çalışıp sana bakabileceğimden eminim!” “Şu masadan aşağı bir inebilseydik!” diye cevap verdi çoban kızı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] “buradan uzaklaşmadıkça huzur bulamayacağım!” Delikanlı onu teselli etti[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sonra minik ayaklarını[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] masa bacağının oymalı kenarlarında[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yaldızlı işlemelerinde nerelere basacağını gösterdi. Merdiveninden de yararlandı ve böylece hemen yere indiler. Ama eski dolaba şöyle bir bakınca ne görsünler! Dolapta bir telaştır gidiyor! Bütün oyma geyikler başlarını uzatmış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] boynuzlarını kaldırmış ve boyunlarını onlara doğru çevirmişlerdi. Keçiayak-kor-orgeneral yerinden fırlamış yaşlı Çinliye sesleniyordu: “Kaçıyorlar! Kaçıyorlar!” Bizimkiler çok korktu ve hemen pencerenin önündeki çekmeceye sıçradılar. Çekmecede[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bazı kartları eksik olan üç-dört deste iskambil kâğıdı vardı ve koşullar izin verdiği kadarıyla bir de kukla tiyatrosu kurulmuştu. Tiyatroda bir komedi oynanıyordu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bütün iskambil kızları[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] karo kızı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kupa kızı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sinek kızı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] maça kızı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ilk sıralara oturmuşlar[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ellerindeki lalelerle yelpazeleniyorlardı; onların arkasında valeler duruyordu ve iskambil kâğıtlarında hep olduğu gibi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] başları hem üstte hem de alttaydı. Oyun[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] birbirine kavuşamayan iki sevgiliyi anlatıyordu; çoban kızı bunu görünce ağlamaya başladı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çünkü tam da onun başına gelenlere benziyordu oyunda olanlar. “Dayanamayacağım!” diye bağırdı. “Bu çekmeceden çıkmalıyım.” Ama tekrar yere inip de masaya bakınca[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yaşlı Çinli’nin uyandığını ve iki yana sallanmaya başladığını gördüler; böyle yapıyordu çünkü vücudunun alt kısmı bir külçeden oluştuğu için kımıldayamıyordu. “Yaşlı Çinli geliyor!” diye bir çığlık attı küçük çoban kızı ve kederle porselen dizleri üzerine çöküverdi. “Aklıma bir şey geldi!” dedi baca temizleyicisi. “Köşedeki vazoya girelim; güllerle lavanta çiçeklerinin üzerine yatarız ve Çinli yaklaşınca gözlerine tuz serperiz!” “Bu her zaman işimize yaramaz ki!” dedi kız. “Ayrıca yaşlı Çinli ile o vazo bir zamanlar nişanlıymışlar[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] eski dostlar düşman olmaz. Hayır[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] uzaklara kaçmaktan başka çaremiz yok!” “Benimle kaçmayı gerçekten göze alıyor musun?” diye sordu baca temizleyicisi. “Dünyanın ne kadar büyük olduğunu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bir daha asla buraya dönemeyeceğimizi biliyorsun[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] değil mi?” “Biliyorum!” dedi kız kendinden emin. Baca temizleyicisi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kıza uzun uzun baktı ve . sonra[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] “Benim yolum bacadan geçer! Benimle birlikte sobaya girmeyi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sonra da borulardan sürünmeyi göze alabilir misin? Bu şekilde bacaya ulaşırız[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sonrasını bana bırak. Onların ulaşamayacağı kadar yükseğe çıkarız[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] orada[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yukarda dünyaya açılan bir delik var.” Sonra kızı alıp sobanın ağzına götürdü. “Uf[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] her yer kapkara!” dedi kız[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ama yine de baca temizleyicisiyle birlikte içeri girdi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sonra da zifir gibi karanlık borulardan yukarı çıktı. “İşte bacaya geldik!” dedi baca temizleyicisi. “Bak[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bak[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yukarda yıldızların en güzeli parlıyor!” Gerçekten de gökyüzünde[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sanki onlara yol göstermek istiyormuş gibi tam üzerlerinde ışıldayan bir yıldız vardı. Uzun mu uzun[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] korkunç bir yolda sürüne sürüne tırmanıyorlardı. Baca temizleyicisi kızı kaldırıyor[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yukarı itiyor[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] minik porselen ayaklarının basacağı yerleri gösteriyordu. Böylece[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] uğraşa didine bacanın ağzına vardılar ve oraya oturdular[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çünkü gerçekten çok yorulmuşlardı ve bu da şaşırtıcı bir şey değildi. Gökyüzü yıldızlarla pırıl pırıldı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] altlarında ise kentin bütün çatıları uzanıyordu. Çepeçevre[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] her yeri görebiliyorlardı. Çoban kızı bu kadarını düşünememişti; küçük başını baca temizleyicisinin başına dayadı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] öyle ağladı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] öyle ağladı ki[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kemerindeki altın yaldızlar döküldü. “Bu kadarı çok fazla!” dedi. “Buna dayanamam. Dünya çok fazla büyükmüş! Ah keşke yine aynanın altındaki küçük masada olsam. Oraya dönmedikçe rahat huzur yok bana. Ben seninle bu kadar uzaklara geldim[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] eğer sen de beni gerçekten seviyorsan[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] beni evime geri götürürsün.” Baca temizleyicisi mantıklı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] akıllı bir şekilde konuştu onunla[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yaşlı Çinli’den[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] Keçiayak-kor-orgeneral’den söz etti[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ama çoban kızı öyle bir ağlıyordu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] küçük baca temizleyicisini öyle içten öpüyordu ki[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] taşlar[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] daha doğrusu porselenler bile dayanamazdı buna… Baca temizleyicisi ne yapsın[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] hiç de akıllıca olmadığı halde[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kızın isteğine boyun eğdi. Bin bir zahmetle tekrar bacadan aşağı indiler[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] borulardan sürünerek geçtiler ve sonunda kapkaranlık sobaya vardılar. Odada durumun nasıl olduğunu anlamak için[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] soba kapağının arkasında durup etrafa kulak kabarttılar. Ortalık sessizdi; başlarını dışarı uzatıp baktılar –bir de ne görsünler! Yaşlı Çinli odanın ortasında yere serilmiş yatmıyor mu! Onların peşinden gitmek isterken masadan düşmüş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] üç parçaya ayrılmış meğer… Sırtı tek parça halinde kalmış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] başı bir köşeye yuvarlanmış öylece duruyordu. Keçiayak-kor-orgeneral her zamanki yerinde duruyordu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] düşüncelere dalmıştı. “Bu korkunç bir şey!” dedi küçük çoban kızı. “Yaşlı büyükbaba paramparça olmuş hep bizim yüzümüzden! Bu vicdan azabıyla nasıl yaşarım ben!” Bunları söylerken üzüntüyle minik ellerini ovuşturuyordu. “Yapıştırırlar!” dedi baca temizleyicisi. “Güzelce yapıştırırlar. Üzülme sen. Sırtına tutkal sürer ensesine de perçin yaparlar eskisi gibi sapasağlam olur gene eskisi gibi azarlar bizi hiç merak etme!” “Öyle mi dersin?” dedi çoban kızı. Sonra ikisi birlikte tekrar masaya tırmanıp eski yerlerine yerleştiler. “Amma da yol teptik ha!” dedi baca temizleyicisi iğneleyici bir tavırla. “Bu kadar çaba harcamaya ne gerek vardıysa!” “Büyükbabayı bir onarabilseydik!” dedi çoban kızı. “Çok mu pahalıya patlar acaba?” Sonunda Çinli onarıldı. Ev sahipleri onun sırtına tutkal sürdü ensesine de güzel bir perçin yaptılar eskisi gibi sapasağlam oldu[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yalnız başını sallayamıyordu artık. “Parçalandıktan sonra pek de kendini beğenmiş oldunuz!” dedi Keçiayak-kor-orgeneral. “Ama bu bence pek de gururlanılacak bir şey değil! Çoban kızını alabilecek miyim alamayacak mıyım ben şimdi?” Baca temizleyicisi ile çoban kızı yalvarırcasına yaşlı Çinli’ye baktılar. Onun başını sallamasından korkuyorlardı; ama Çinli böyle bir şey yapamadı ayrıca da ensesinde bir perçin olduğunu yabancı birine söylemek istemiyordu. Böylece bizim porselen sevgililer ayrılmadılar büyükbabanın perçinine dualar ettiler ve kırılıp gidinceye kadar birbirlerini sevmeyi sürdürdüler.
__________________
Sevmek seni; hayvanlar alemi belgeseli. |
|
|
|
|
|
#24 (permalink) |
|
Süper Tayfa
![]() |
Kara Buğday
Fırtınadan sonra bir kara buğday tarlasından geçenler bilir. Kara buğday tarlası sanki kavrulmuş gibidir. Yaşlı söğüdün tam önünde bir kara buğday tarlası varmış. Kara buğday Pek kibirli imiş. Başı yükseklerden hiç inmezmiş. “Bende buğday başakları kadar güzelim üstelik çok daha da güzelim. Benim çiçeklerim[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] elma çiçeklerine benzer[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] herkes hayranlıkla seyreder. . Benden güzeli var mı ? söyle söğüt ağacı” demiş. Söğüt[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ağır ağır başını sallar. “var... var...” dermiş. Aradan zaman geçmiş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] hava bozmuş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] fırtınalar yağmurlar başlamış. Fırtınayı gören bütün çiçekler [Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bitkiler boyun bükerken kara buğday pek kibirli ya[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] asla boynunu eğmezmiş. Onu diğer bitkiler uyarmış fakat kara buğday duymamazlıktan gelmiş. . Fırtına geçip[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] rüzgarlar dinince[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] doğa adeta bir sessizliğe bürünmüş. Her taraf sakinleşmiş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] güzelleşmiş. Ama kara buğday yangından çıkmış gibi kavrulmuş kararmış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] simsiyah olmuş işe yaramaz[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] cansız bir ot oluvermiş olayı gören ve duyan diğer çiçek ve otlar olaya çok üzülmüşler.
__________________
Sevmek seni; hayvanlar alemi belgeseli. |
|
|
|
|
|
#25 (permalink) |
|
Süper Tayfa
![]() |
Küçük Deniz Kızı
Bir zamanlar denizler ülkesinde[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] suların altında denizlerin derinliklerinde bir ülke varmış. Bu ülkenin kralının da altı kızı varmış. Genç prenseslerin anneleri çoktan uzun yıllar önce ölmüş ve onları büyükanneleri büyütmüş. İçlerinde en güzelleri küçükleriymiş. Küçük deniz kızının saçları altın bukleler halinde omuzlarına dökülüyormuş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] o kadar narin ve güzelmiş ki gören bütün prensler ona aşık olurlarmış. Bizim deniz kızları[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] büyükannelerinin anlattığı yeryüzüyle ilgili masalları çok seviyorlarmış. Daha önce yeryüzünü görmedikleri için merakları da günden güne artıyormuş. Büyükanneleri onlara yeryüzünü anlatırken[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bacak adlı iki şeyin üzerinde yürüyen garip insanlardan bahsediyormuş ve bizim küçük deniz kızı [Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]bu anlatılanları görmek istiyormuş. `Onbeş yaşını beklemen gerekir[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]` demiş büyükannesi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] `O zaman gidip görebilirsin.` En büyük deniz kızı yaşı geldiğinde yeryüzüne çıkmış ve gördüğü ilginç şeyleri kardeşlerine anlatmış. Yıllar geçmiş ve sonunda bizim küçük denizkızının da yeryüzüne insanların dünyasına çıkabileceği gün gelmiş. Şimdiye kadar hep merak ettiği dünyayı artık kendi gözleriyle görebilecekmiş. Yüzeye doğru yüzerken güneş batıyormuş. Yakınlarda bir gemi demir atmış. Küçük deniz kızı suyun yüzüne çıktığında[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] gemideki yakışıklı prensi görmüş. Prens kendisini birisinin gözlediğini de[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] prensesin ondan gözlerini ayıramadığını da bilmiyormuş tabii. Birden hava kararmış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] gemi çıkan fırtınayla sallanmaya başlamış. Çok geçmeden yelkenleri parçalanmış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] direği kırılmış ve gemi sulara gömülmüş. O ana kadar prensi takip eden küçük deniz kızı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] onu kurtarmış ve kıyıya çıkarmış. Sabaha kadar onun uyanmasını beklemiş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] onu denizden takip edip durmuş. Sabah olduğunda prens hala yattığı yerde uyuyor[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] denizkızı da başucunda onu bekliyormuş. Az sonra birkaç kız koşarak gelmiş. Prens gözlerini açmış gelen kızlar sevinçle onu tutarak oradan götürmüşler. O günden sonra bizim deniz kızının hayattaki tek gayesi prensini görmek olmuş. Artık dayanamıyormuş. Su cadısına gidip akıl almaya karar vermiş. Cadı onu görünce bir kahkaha atmış: `Niçin geldiğini biliyorum denizkızı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]` demiş. `İnsana dönüşüp karaya çıkmak istiyorsun. Böylece prensle daha yakın olacağını düşünüyorsun. Ama bunun bir bedeli var[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] biliyor musun?` `Bilmiyordum[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]` demiş `ama insan olabilmek için neyse öderim.` `Sesini istiyorum[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]` demiş cadı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] `şu şarkılar söyleyen güzel sesini. Bana sesini verirsen ben de seni iki ayaklı güzel bir genç kıza çeviririm. Ama unutma[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] prens seni bütün kalbiyle sevmeli ve evlenmeli. Yoksa bir deniz köpüğüne dönüşüp sonsuza dek yok olursun.` Küçük deniz kızı düşünmemiş bile. ` Çabuk[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]` demiş `Ben kararımı çoktan verdim zaten.` Bunun üzerine su cadısı denizkızına içmesi için büyülü bir ilaç vermiş. Küçük deniz kızı prensin karşısına dikildiği an prens bu hiç konuşmayan kızdan çok hoşlanmış ve onsuz yapamayacağına karar vermiş. Küçük denizkızı da prensi her geçen gün daha çok sevmiş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ama prens ona bir türlü evlenme teklif etmiyormuş. Prensin annesi ve babası[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kendine eş bulması için baskı yapıyorlarmış. Prens sonunda yakındaki bir ülkenin prensesiyle tanışmaya karar vermiş. Yanında-bizim küçük denizkızını da götürmüş. Zavallı kız çok acı çekiyormuş. Prens komşu ülkeye gidip prensesle karşılaşınca aklı başından . gitmiş ve hemen evlenmek istemiş. Düğünleri muhteşem olmuş. Her yer çiçek[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ipek ve mücevherle kaplıymış. Mutlu çifti görmeye gelen herkes coşku içindeymiş. Yalnızca küçük denizkızı sessizmiş. Gözyaşları sessizce süzülüyormuş yanaklarından. O gece küçük denizkızı güvertede dikilmiş karanlık sulara bakıyormuş. Gün doğarken bir deniz köpüğü olup o sulara karışacakmış. Birden suların dibinden denizkızının kardeşleri çıkmışlar. Saçları kısa kısa kesilmiş. `Saçlarımızı su cadısına verdik[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] karşılığında da bu bıçağı aldık. Eğer bu gece bu bıçağı prensin kalbine saplarsan büyü bozulacak[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sen de kurtuşlacaksın` Küçük denizkızı bıçağı almış ama prense asla zarar veremeyeceğini biliyormuş. Güneş doğduğunda kendini ağlayarak denize atmış ve bir deniz köpüğü olarak sonsuza kadar yaşamış.
__________________
Sevmek seni; hayvanlar alemi belgeseli. |
|
|
|
|
|
#26 (permalink) |
|
Süper Tayfa
![]() |
Keloğlan Akıl Küpü
Bir varmış bir yokmuş. Allah`ın kulu çokmuş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bir dağın başında[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bir ormanın yanıbaşında keloğla`nın yaşadığı köy varmış. Keloğlanın bir tek anacığı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] anacığının da bir tek kel oğlu varmış. Dünyada başka kimseleri olmadığı için hep birbirlerine destek olurlar[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kuru ekmek yeseler kimselere belli etmezler[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] padişahlara layık yemekler yedik diyerek kötü durumlarından kimseleri haberdar etmezlermiş. Keloğlan çok akıllıymış ancak akıllı olduğu kadarda tembelmiş. Anası hadi oğlum[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bahçeden bir soğan al dese[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] iki saat düşünür[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] üç saat hesap yapar[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] o soğanı bahçeden ayağına nasıl getirtebilir[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] onu düşünürmüş. Sonunda bir yolunu bulurmuş ama annesi de bu arada çıldırır dururmuş. Günler böyle gelip geçerken[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] Keloğlanın anacığı bir gün hastalanmış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bütün iş güç keloğlana kalıvermiş. O tembel keloğlan gitmiş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yerine aklı başında çalışkan bir keloğlan gelivermiş. Anası yattığı yerden keloğlana emirler yağdırıyor[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bizimki de oradan oraya koşuyormuş.Bu böyle günlerce sürmüş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] keloğlan sonunda yorgunluktan bir köşeye düşmüş. O sırada bir fare keloğlanın yanına gelip: - Keloğlan keleş oğlan[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] her işi beleş oğlan[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] nasıl ama çalışmak[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] zor geliyor di mi ? demiş. Keloğlan gözünü aralamış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] fareyi kovalamış. Fare tekrar gelmiş bu sefer iyice yaklaşıp[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] - heeyyy. Duydun mu prensesin başına gelenleri[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] Her kim prensesi iyileştirse[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kral onu kızıyla evlendirecekmiş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] demiş. . Sonra bir çırpıda anlatmış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] güzeller güzeli prenses aylardr ağlayıp duruyormuş ve onu kimseler susturamıyormuş. Kızımı güldüren her kim olursa[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] onu prens yapacağım demiş kral. Keloğlan bunu duyduktan sonra[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] `Bu iş böyle olmayacak[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] başka şeyler yapmak lazım `diye hoplayıp zıplamaya başlamış. Öyle hoplayıp zıplayarak evlerinin yakınındaki dağın eteklerine kadar gelmiş. Dağın . eteklerinde açan çiçekleri toplamış. Bu çiçeklerin özelliği insanları kıkır kıkır güldürebilmesiymiş. Anasından öğrendiği kadarıyla[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] hepsini bir araya getirirse[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] prensesi güldürebileceğini biliyormuş. Bütün gün topladığı çiçekleri bazı karışımlarla suladıktan sonra [Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çiçekleri alıp[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sarayın yolunu tutmuş. Az gitmiş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] uz gitmiş dere tepe düz gitmiş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sarayın kapısına geldiğinde iki takla atıp[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sırada bekleyenlerin yanında sıraya geçmiş. Akşama doğru ona sıra geldiğinde neredeyse yorgunluktan uyuyacak hale gelmiş. Onu içeri almışlar[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]keloğlan elindeki kağıdın içinde sakladığı çiçekleri prensese uzatmış. Prenses çiçekleri line alır almaz kıkır kıkır gülmeye başlamış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] öyle çok gülüyormuş ki[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kral [Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]kraliçe ve beraberindeki herkes prensesle gülmeye başlamış. Prenses mutluluktan uçuyor gibiymiş.Keloğlan o gün kurulan düğünle prensesle evlenmiş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] anasını hasta yatağından aldırmış ve saraya getirmiş. Anası da kel oğlunun kel kafasına kocaman bir öpücük kondurmuş .
__________________
Sevmek seni; hayvanlar alemi belgeseli. |
|
|
|
|
|
#27 (permalink) |
|
Süper Tayfa
![]() |
Ünlü Falcı
Günün birinde Keloğlan gurbete çıkmaya karar vermiş. Heybesini hazırlamış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] anasıyla helallaşmış[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çıkmış yola. Sırtında torbası[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] elinde değneğiyle yürümeye başlamış. Evden çok uzaklara gitmiş. Bir köye yaklaşırken hava iyiden iyiye kararmış. Çalılıkların ardında da bir karaltı belirmiş. Keloğlan hemen bir ağacın arkasına gizlenip[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] adamı gözetlemiş. Adam koynundan çıkardığını[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] oradaki bir çalının dibine gömmüş. Sonrada oradan uzaklaşmış. Keloğlan bir süre bekledikten sonra oraya varmış. Yerlere dikkatlice bakmış. Adamın kazdığı yeri bulmuş. Toprağı kazmağa başlamış. Biraz kazdıktan sonra gözlerine inanamamış. Çünkü toprağın altında bir torba dolusu altın varmış. Keloğlan düşünmüş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] taşınmış. Bu altının çalıntı olduğuna karar vermiş. Hem onu sahibine vermek[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] hem de . bundan yararlanmak için bir plan kurmuş kendi kendine. Torbayı başka bir yere gömmüş. Düşmüş yola. Değneğini vura vura yürümüş[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] yürümüş. Sonunda köye varmış. Doğruca köy odasına gitmiş. Kapıyı açıp `Selamün aleyküm ağalar` diyerek içeriye girmiş. Köylüler bir yabancının geldiğini görünce onunla ilgilenmişler. Aleyküm selam deyip Buyur[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] buyur deyip konuğa yer göstermişler. Eline bir bardak çay verip halini hatırını sormuşlar. Keloğlana ne iş yaptığını sorduklarında[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] Keloğlan onlara: -Ben fal bakarım ağalar[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] demiş. Fal bakar yitikleri bulur[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] geleceği okurum. Bunu duyan köylüler Keloğlana daha saygılı davranmışlar. Köylerine onur verdiğini söyleyerek onu birkaç gün misafir etmeğe karar vermişler. Hemen önüne büyük bir sini içinde yemek vermişler. Keloğlan buna çok sevinmiş. Çünkü sabahtan beri hiç bir şey yememiş. Karnı açlıktan zil çalıyormuş. Önüne konan yağı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] balı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] peyniri[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sıcak gözlemeyi indirmiş mideye. Üstüne de okkalı bir kahve içmiş. Bir köşeye serdikleri yatağa uzanmış. Sabaha kadar deliksiz bir uyku çekmiş. Ertesi gün[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] sabah . olunca köyden bir kese altının çalındığını söylemişler Keloğlana. Keloğlan: -Bir tas içinde su getirin[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] demiş. Köylüler hemen bir tas bulup içine de su doldurup Keloğlanın önüne koymuşlar. Keloğlanın ne yapacağını görmek içinde etrafına toplanmışlar. Keloğlanda anlamsız anlamsız mırıldanarak ellerini suya batırmış. Sonra ıslak ellerini yüzüne sürmüş. Bir . an düşünür gibi yapmış. Sonra da köylülere altın dolu torbayı gömdüğü yeri tarif etmiş. Köylüler koşup gitmişler Keloğlanın tarif ettiği yere. Altın torbasını elleriyle koymuş gibi kolayca bulmuşlar. Bu olay Keloğlan`ın saygınlığını artırmış. Onu yere göğe koymamışlar. Namı da çevre köylere kadar yayılmış. Günün birinde eşeğini kaybeden bir köylü içinde suya bakmış. Sonra adamı başından savmak için: Keloğlan: -Senin eşeğin ne yerde ne de gökte. Ortada bir yerde demiş. Köylü aranıp dururken[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] eşeğini küçük bir tahta köprüde bulunca sevinç içinde köye dönmüş. Herkese olanları anlatmış. Bu olay da Keloğlanın ününe ün katmış. Keloğlanın ünü köyden köye[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] köyden kasabaya yayılmış. Eşeğini bulan adam bir gün padişahın bulunduğu kente gitmiş. Keloğlan`ın yitik eşeği nasıl bulduğunu anlatınca bu haber padişaha kadar ulaşmış. Padişah da ne zamandır bir falcı ararmış meğer. Babasının emanet ettiği kılıcın sırrını çözdürmek için. Kılıcın sırrının çözülmesi için o güne dek denemediği falcı[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bilgin[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] büyücü . kalmamış. Kılıncın sırrını bir türlü çözememişler. Padişahın adamları Keloğlanı bulunduğu köyden apar topar aldıkları gibi yaka paça padişahın huzuruna çıkarmışlar. Keloğlan çok korkmuş. Padişahın derdini çözümleyemezse[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kellesinin gideceğini biliyormuş. Bu nedenle padişaha `Ben falcı falan değilim` demiş ise de padişah dinlememiş. Padişah kılıcı Keloğlana göstermiş: Ben çok küçükken babam bu kılıcı bana verirken[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] büyüyünce sırrını çözmemi vasiyet etmişti. Ama bugüne kadar bu kılıncın sırrını hiç kimse çözemedi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] demiş. Şimdi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] Keloğlan bu sırrı çözecek[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] padişah da ona `Ne dilersen dile benden` diyecekti. iyi hoş ama[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] keloğlan bunca bilginin[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] falcının[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] büyücünün çözemediği sırrı nasıl çözecekti. Keloğlan içinde `bir atlarsın çekirge[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] iki . atlarsın çeğirge...` diye söylenmiş. Padişah Keloğlana bugüne kadar kılıncın sırrını çözmek için ortaya çıkıp da başaramayan kırk kişinin kafasının nasıl vurulduğunu anlatmış. Bu sözleri duyan Keloğlanın korkusu daha da artmış. Bu beladan nasıl kurtulacağını düşünmeye başlamış. Padişah: -Sana yarına dek müsaade[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] demiş. Bu sırrrı çözersen senin için yokluk yok artık. Ama sırrı çözemezsen kel kafan da yok. Bunu iyi bilesin Keloğlan.... Keloğlan bakmış bir kaçamak yol bulamamış. Zamandan kazanmak için padişah`a: -Bana kırk gün izin verin[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] kırk gün sonra bu işi bitmiş bilin demiş. Padişah: -Hay hay[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] demiş. Bu iş için kırk yıldır bekliyorum. Ne yapalım kırk gün daha bekleriz[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] demiş. Keloğlan`ı bir odaya kapamışlar. Kılıcı önüne koymuşlar. İstediği cevizi[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] inciri[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] çuval çuval yığmışlar. Her öğün en güzel yemeklerden getirmişler. Keloğlan kırk gün kırk gece düşünmüş kılıcın sırrını çözememiş. Kırkıncı gün sabah erkenden uyanmış. Düşünmeye başlamış ama nafile. Sırrı çözememiş. Kellesi gideceği için öfkelenmiş. Kılıcı eline alarak `Lanet olsun senin altının da elmasın da` diye söylenmiş. Sonra o öfkeyle kılıcı sapından tuttuğu gibi duvara vurmuş. Ama öyle hızlı vurmuş ki kılınç sapından kırılmış. Keloğlan elinde kalan sapa dikkatlice bakmış şaşırmış kalmış. Çünkü sapın içinde bükülmüş bir kağıt varmış. Kağıdı yırtmadan çıkartmış. Kağıtta bir şeyler yazıyormuş. Ama Keloğlanın okuma yazması olmadığından okuyamamış. Bu sırada verilen kırk günlük mühlet de sona ermiş. Padişahın adamları Keloğlan`ı yaka paça Padişahın huzuruna getirmişler. Keloğlan elindeki kırık kılıncın sapı ile[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] içinden çıkardığı kağıdı padişaha uzatmış. Padişah Keloğlanın uzattığı kağıttaki yazılanları okumaya başlamış. Okudukcada şaşkınlığı artmış. Çünkü kağıttaki yazı babasının yazısı imiş. Oğluna yazdığı mektupta şöyle diyormuş: `Yiğit şehzadem[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] saltanatım sana kalacak. Ama çok küçüksün. Bugünlerde ölüp gidersem[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] ortalıkta kalmandan korkuyorum. Bunun için sana bir hazine sakladım. Gömüldüğü yeri bu kağıtta gösteriyorum. Sen büyüyüp kılıcın sırrını çözünce bu hazine senin olacaktır. Sen de[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] padişah olmasan bile[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] bu hazine ile rahat bir yaşam sağlarsın kendine.` Hemen mektupta belirtilen yere gitmişler. Adamlar topraği kazınca gercekten çok büyük bir hazine bulmuşlar. Padişah bu işe çok sevinmiş. Hem hazineyi bulduğu için[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] hemde babasının vasiyetini yerine getirdiği için Keloğlan`a: -Dile benden ne dilersen? Ne istersen vereceğim[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] demiş. O zaman Keloğlan bulunan hazineden ufak bir pay ve padişahın güzel kızını istemiş. Padişah önce karşı çıkmış bu isteğe. Ama sonra verdiği sözü hatırlamış. Keloğlan ile kızını evlendirmiş. Hazineden de büyük bir pay vermiş. Keloğlan padişahın kızı ile mutlu . bir hayat sürmüşler... Onlar ermiş muradına[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...] biz gidelim diğer masalları okumaya.....
__________________
Sevmek seni; hayvanlar alemi belgeseli. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Türk ve dünya masalları | Dr.TaKa | Diğer Ödev Konuları | 1 | 23.04.10 18:49 |
| Kız Çocuk / Erkek Çocuk Farkı | vadaa | Komik Yazılar ve Fıkralar | 7 | 21.11.07 22:12 |
| Sesli Çocuk Masalları | Barış | Bookmark | 1 | 25.09.07 04:59 |
| Binbir Gece Masalları | Kızıla Boyalı Saçlar | Genel Kültür | 0 | 02.03.07 11:00 |
| Bin(dir)bir Gece Masalları | FrOsT_X | Komik (16+) | 2 | 25.01.07 20:00 |
