ForumTayfa  

Go Back   ForumTayfa > Her Telden > İslam ve İnsan > Peygamberimiz (Sav)

Peygamberimiz (Sav) Son peygamber Hz.Muhammed (sav) ile ilgili herşey

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22.04.12, 19:39   #1 (permalink)
Uzman Tayfa
 
Vav HaL-i - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Dec 2009
Nereden: .
Mesaj Sayısı: 5.510
Konu Sayısı: 1901
Takım: Beşiktaş
Rep Gücü: 804173
Rep Puanı: 80415748
Rep Derecesi : Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000
Ruh Hali:

Arrow Kutlu Doğum ve Tarihçesi




Tarihçesi:

Mevlid, Efendimiz'in (sas) doğumuna, doğum yeri ve zamanına, Hz. Peygamber'in doğumu münasebetiyle yapılan mera*simlere verilen isimdir. Aynı şekilde yine Hz. Peygamber'in doğumunu anlatan manzum veya nesir eserlere de mevlid denir. Bu bağlamda Hz. Peygamber'in doğumuna ve bununla ilgili yapılan faaliyetlere "mevlid", doğ*duğu aya "mevlid ayı" doğduğu geceye de "mevlid gecesi" denmiştir. Aslı "mevlid" olan bu kelime dilimizde "mevlüd" şeklinde de kullanılmıştır.

"Mevlid gecesi"'ne, yani Hz. Peygamber'in dünyaya geldiği geceye, "Kadir gecesi, Mirâc gecesi, arefe gecesi, cuma gecesi" gibi mübarek gün ve geceler içerisinde ayrı bir önem atfedilmiştir. Hattâ Kadir gecesinden dahi üstün bir gece olarak kabul edenler vardır.

Hz. Peygamber'in doğum günü konusu, her şeyden önce Hz. Peygamber'in kendisinin bazı ifadelerinde, yani hadîs*lerde de yer almaktadır. Meselâ, kendisine pazartesi günü oruç tu*tulması konusu sorulunca "Ben o günde doğdum ve Kur'ân bana o günde indirildi." şeklinde cevap vermiştir. Benzer soruyu Hz. Ömer sorunca, ona da aynı cevabı vermiştir. Aynı şekilde İbn Abbas'tan, "Hz. Pey*gamber'in pazartesi günü doğduğu, peygamberliğin pazartesi günü geldiği, Mekke'den pazartesi günü hicret ettiği, Medine'ye pazartesi günü girdiği, vefâtına işaret sayılan âyetin pazartesi günü indiği ve pa*zartesi günü vefât ettiği" şeklinde bir hadîs de rivâyet edilmektedir.2

Peygamber Efendimiz'in doğum tarihi, tarihçilerin ve hadîsçilerin ortak görüşü olarak, "Fil Vakası" diye bilinen Ebrehe'nin Kâbe'yi yık*maya teşebbüs ettiği yılda, Ebrehe'nin Mekke'ye gelişinden elli gün önce; Kisrâ'nın saltanatının kırkıncı yılında; İran Kıralı Enûşirvân'ın saltanatının 42. yılında; Rebiülevvel ayının 12'si, Pazartesi günüdür. Bunun için daha ilk dönemlerden itibaren, "12 Rebiülevvel Pazartesi günü" her yıl düzenli olarak Hz. Peygamber'in doğum yıl dönümü olarak kutlanagelmiştir.

İlk önce şunu belirtmek gerekir ki, Hz. Peygamber döneminde, aynı şekilde Hulefâ-i Râşidîn ve Emevîler döneminde Hz. Peygamber'in doğumuyla ilgili olarak me*râsim niteliğinde herhangi bir faaliyet söz konusu değildir. Fakat Hz. Peygamber'in "doğum gününün" daha sahabî döneminde dillerde dolaştığı, buna dayalı olarak birtakım işlerin yapılmak istendiği düşüncesine rastlanmaktadır. Meselâ, takvim belirleme için yapılan müzakerelerde belirlenecek takvi*min Hz. Peygamber'in "doğum günü" ile başlatılmak istenmesi, "doğum günü" kavramının toplumun hafızasında nasıl yer ettiğini gösteren ve bunun bir önemi olduğunu ispatlayan ehemmiyetli bir husustur. Bunun için Mevlidin izleri Hz. Ömer dönemine kadar dayandırılmaktadır.

Yine Hz. Ömer dönemine ait olarak nakledilen şu bilgi oldukça önemlidir: Hızla artan Müslüman nüfu*sun ve özellikle çocukların eğitimi için okullar yapılmış, resmî öğret*menler atanmış ve Suriye'nin fethiyle birlikte haftanın her günü eğitim yapılmaya başlanmıştı. Şam'dan Medine'ye dönen Hz. Ömer, aralarında eğitim gören çocukların da bulunduğu bir topluluk tarafından karşılanmıştı. Bu gün çarşambaydı. Hz. Ömer, kendisini karşılayanlar arasında çocukları da görünce, karşılama günü olan o günü, yani çarşamba günü ile birlikte perşembe ve cuma gününü de tatil ilân etmişti. Ayrıca çocuklar için her yıl, Kurban Bayramında dört gün ve "mevlid gecesi" dolayısıyla da bir hafta tatil günü belirlemiş ve bunu devam ettirenlere hayır duada, kaldıranlara da bedduada bulunmuştur. Bu gelenek son asırlara kadar devam etmiştir.3 Bu hususu destekleyecek, başka bilgiler de bulunmaktadır. Meselâ: Ebû Abdillâh Muhammed el-Lahmî es-Sebtî (öl.633/1236) adında Endülüslü bir tarihçi mevlidle ilgili bilgi verirken bahsi geçen tatil konusuna da değinmektedir. Mevlid faaliyetlerine karşı çıkan hocasına şöyle cevap vermektedir: "...Bu büyük günde, mevlid gününde, çocukların cami ve mekteplerdeki eğitimle*rinin tatil edilmesini inkâr etmekte ve başka yerlerde insanların bu tatili yapmadıklarını sanmaktadır..."4 Ebu Abdillah Muhammed es-Sebtî bu sözleriyle, Endülüs'te yapılan bu faaliyetlerin, Hicaz bölgesini kastederek Endülüs dışındaki ülkelerde de yapıldığını ve bu münasebetle mekteplerin tatil edildiğini hocasına hatırlatmak istemiştir. Ayrıca Hacca gidenlerin ve güvenilir seyyâhların Mekke'deki kutlamaları nakletmelerini de kendi görüşleri için delil göstermektedir. Zira Hz. Ömer'e dayandırılan ve bu dönemlerde Endülüs'te uygulanan mekteplerin tatil edilmesi konusunun Mekke ve Medine'de uy*gulandığını belirten başka kaynaklar da bulunmaktadır.

Mevlid gününün sevinç günü olduğu gerekçesiyle II./VIII. asırda özellikle Bağdat yöresinde bazı tasavvuf erbabının Ramazan ve Kurban Bayramında olduğu gibi mevlid gü*nünde de oruç tutmadıkları nakledilir. Yani mevlid günü bir bayram olarak kabul edilmiştir.

Bunların dışında, günümüzdeki anlamda mevlid merâsim- lerini ilk başlatanın kim olduğu, ne zaman, nerede ve nasıl başla*dığı konusunda fazla bilgi bulunmamaktadır. Ancak, III./IX. yüz yıldan itibaren İslâm dünyasına yayıldığı, resmî kutlamalar hâlinde her yıl düzenli olarak yapılan bu merasimlerin, Irak, Hicaz bölgesi, Yemen, Horasan (İran), Hindistan, Mısır, Mağrib (Fas, Tunus, Cezayir) ve Endülüs gibi Müslümanların yaşadığı hemen hemen her bölgeyi kapsayacak kadar geniş bir coğrafyaya yayıldığı anlaşılmaktadır.

Bu kutlamalar içerisinde Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere'nin ayrı bir yeri olmuştur. Zira Hz. Peygamber'in doğduğu ev (mevlidü'n-nebî) yapılan merâsimlerin başlangıç noktası ve merkezi hâlinde idi. Mekke'de Mevlid Sokağı olarak bilinen sokakta bulunan ve Haccâc b. Yûsuf tarafından el-Beyzâ diye isimlendirilmiş olan bu ev, daha sonra Hârun-i Reşîd'in annesi el-Hayzurân tarafından mescide dönüştürülmüştür. Bu mescit mevlid günü ziyarete açılır, mevlid geceleri burada vaaz ve nasihat verilirdi. Ünlü ilim adamlarından Alî el-Kârî Mekke'deki bu törenlere bizzat katıldı*ğını ve mevlid mahallini ziyaret ettiğini belirtir.5 Medine-i Münevvere'de Hz. Peygamber'in Ravzasının önünde, mevlidlerin okunduğu da aktarılan rivâyetler arasında yer almaktadır.

Mevlid kutlamalarının en meşhuru Erbil kutlamalarıdır. Bu kutlamalar mevlid kutlamalarını düzenleyen ilk sultan", "Arap ve acemin mevlid ziyafetini yapan ilk sultan" olarak meşhur olan Erbil atabeyi Muzafferüddîn Gökbörü (öl.630/1232) tarafından ilk defa resmî hâle getirilmiştir. Önce başşehir Erbil, daha sonraları Musul'da da yapılmış olan bu kutlamalar ol*dukça görkemli bir şekilde düzenlenirdi. Bu kutlamalara uzak yakın her bölgeden fakihler, sûfiler, vâizler, kırâat âlimleri, edip ve şâirler katılırdı. Halk ve devlet adamlarının da katıldığı bu topluluğa ziyafet verilir ve özellikle yoksul halka büyük yar*dımlarda bulunulurdu. Bu arada vaizler veya hatipler konuşma yapar, askerler de gösteriler düzenlerlerdi. 12 gün süren bu faaliyetlerle halkın gönlünü kazanan Muzafferüddîn Gökbörü, aynı zamanda pek çok ilim adamının, yazar ve şairin teveccühünü kazanmıştır.

Endülüs'te Sebte ve Gırnata'da; Cezayir'de Tilimsan'da Zeytûniyye Câmii'nde düzenlenen mevlid merâsimleri pek meşhurdur. Özellikle Endülüs'teki kutlamalar aynı zamanda bir edebî yarışa dönüşmüştür. Mevlid için söylenen şiir veya kasideler ertesi yıl bir daha söylenmez ve birinci seçilen şiir veya kasidelere büyük ödüller verilirdi.

Mevlid kutlamalarının en fazla yaygınlaştığı bölgelerden biri de Mısır'dır. Burada Şia Mezhebi'ni benimsemiş olan Fâtımîlerin hâkimiyet sürmesi ve bu kutlamalar arasına Şîa Mezhebi'nin oldukça önem verdiği Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve Hz. Hüseyin'in adına da mevlid törenlerinin ihdas edilmesinin büyük etkisi vardır. Ama mevlid kutlamalarının tamamen Fatımî geleneklerinden doğmuş olduğunu ileri sürmek doğru değildir.

Bu kutlamalar, Osmanlı* Devleti'nde Süleyman Çelebi'nin "Vesîletü'n-necât" adındaki meşhur mevlidi ile kendini göstermektedir. Sultan 3. Murad zamanında resmî kutlama hâline getirilerek Osmanlılardaki teşrifât (protokol) içerisinde "Mevlid Alayı" adıyla yerini almış olan mevlid merâsimleri, Sultan 2. Ahmed döneminde zirveye ulaşmıştır. Osmanlı ilim adamları veya şeyhülislâmlar bağış yapma veya vakıf kurma gibi değişik şekillerde bu faaliyetleri desteklemişlerdir. Şeyhülislâm Yahyâ Efendi'nin Rebîülevvel ayından Ramazan ayına kadar her hafta dergâhında mevlid okutması ve ziyafet vermesi, Şeyhülislâm Çerkez Halîl Efendi'nin mevlid okunması için büyük miktarda para vakfetmesi, Şeyhülislâm Hoca Sadeddîn Efendi'nin Sultan 3. Murad'ın vefatının yıl dönümü dolayısıyla Ayasofya Camii'nde okutulacak hatim ve mevlide katılması, ayrıca Mekke-i Mükerreme'de mevlid merâsiminde mevlidin okun*duğu kürsüye örtülmek üzere her yıl işlemeli değerli bir örtünün gönderilmesi, Osmanlılar'ın mevlid faaliyetlerine verdiği önemi gösteren en güzel örneklerdir. Mevlid dolayısıyla daha önce temas ettiğimiz tatil olayını Osmanlılar'da da görmekteyiz. Safer-1328/ Mart-1910'da Meclis-i Vükelâ'nın al*dığı bir kararla mevlid günü resmî tatiller arasına alın*mıştır.


__________________
Vav HaL-i isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.04.12, 19:40   #2 (permalink)
Uzman Tayfa
 
Vav HaL-i - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Dec 2009
Nereden: .
Mesaj Sayısı: 5.510
Konu Sayısı: 1901
Takım: Beşiktaş
Rep Gücü: 804173
Rep Puanı: 80415748
Rep Derecesi : Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000
Ruh Hali:

Standart Cevap: Kutlu Doğum ve Tarihçesi




Mevlidin Maksadı ve İçeriği

Müslüman toplumlarda gittikçe gelişen bir faaliyet olarak mevlidin maksadı konusunda önemli değerlendirmeler vardır. Genel kanaate göre mevlid ibadet olmaktan çok, dinî niteliği olan, birtakım iyilik*leri (hayır ve hasenâtı) ihtivâ eden içtimaî bir faaliyettir, yan*lışlara düşmemek kaydıyla bu faaliyetlerin sürdürülmesi toplum açısından faydalıdır. Bu maksada dayalı olarak pek çok hadîsçi, tefsirci, fıkıhçı, kıraat âlimi ve tarihçi bu kutlamaları yerinde ve güzel bir gelenek olarak görmüş ve teşvik etmişlerdir. Bu anlamda olumlu görüşler belirten ilk dönem ilim adamların*dan Ebû Şâme el-Makdisî konuyu şöyle özetlemektedir: "Günümüzdeki en güzel yeniliklerden biri de her yıl Erbil'de Hz. Peygamber'in doğum günü münasebetiyle yapılan faaliyetler, verilen sadakalar, fakirlere yapılan yardımlar ve iyilikler, sevgi gösterileri vs.dir. Bunlar Hz. Peygamber'e olan sevgi ve saygının tezahürüdür." Ebû Şâme'nin bu görüşü İbnu'l-Cevzî, İmâm en-Nevevî, İbnü'l-Cezerî, İbn Hacer el-Askalânî, Celâlüddîn es-Süyûtî, İbn Hacer el-Heytemî ve Alî el-Kârî gibi İslâm dünyasının ünlü ilim adamları için bir referans niteliğinde olmuştur. Bunlar da aynı şekilde bu kutlamalara sıcak bakmışlar, hattâ bunları teşvik etmişler ve bu faaliyetlere gösterilen tepkilere karşı, bunları savunan veya bu faaliyetleri teşvik eden eserler yazmışlardır. Özellikle İbn Hacer el-Heytemî, "Mevlid, Kur'ân okuma, Hz. Peygamber'e salât ve selâm getirme, şiir vs. okuma ve fakirlere iyilik ve ihsanda bulunmaktan ibarettir." diyerek bu maksadı "yazılı kurallar" hâline getirmeye çalışmıştır. Mevlidi çok önemli bir içtimaî değer olarak değerlendiren İbn Hacer'e göre, bu faaliyetlerin iyi taraflarının ön plâna çıkarılması ve esasa aykırı hususların da yapılmamasına dikkat edilmesi gerekir. Böyle olduğu takdirde güzel bir şey olur. Bu görüşleri aynen aktaran Celâlüddîn es-Süyûtî bu konuyu hararetli bir şekilde savunmakta ve karşı çıkanlara, kısa fakat kesin ve açık ifadelerle şöyle cevap vermektedir: "Bunlar Hz. Peygamber'e olan sevgi ve saygının ifadesi, bir sevinç göste*risi olduğundan yapanın mükâfat alacağı bir yeniliktir, bunlardan fazla bir şey yoktur." Mevlidin maksadının, Hz. Peygamber'e olan sevginin yaygınlaştırılması olduğunu belirten Süyûtî, bu kutlamaları yaygınlaştıran Muzafferuddîn Gökbörü'yü de minnetle anar.

Osmanlı mutasavvıf ve ilim adamlarından Abdur-rahmân b. Yakûb Çelebi, mevlidin maksat ve muhtevasını daha sistematik bir şekilde izah etmeye çalışmıştır: "Mevlid, konusu itibariyle, Hz. Peygamber'in hayatını konu alan siyer (tarih) ilminin bir parçasıdır. Rebîülevvel ayında Müslümanların dünyevî ve uh*revî iyilikler elde etmek maksadıyla toplanıp Kur'ân okuma, salât ve selâm getirme, Hz. Peygamber'in üstünlüğünü anlatan şiir vs. okuma; iyi*lik ve ihsanda bulunma, sevinç gösterileri yapma, yemek ve tatlı yedirmeden ibarettir." Ona göre mevlidin "hükmü" yani esası ve gayesi Hz. Peygamber'in doğumu münasebetiyle sevinmek; "rüknü" yani icra şekli ise Kur'ân okuma, Hz. Peygamber'e salât ve selâm getirme, Hz. Peygamber'in doğuşuyla ilgili şiir ve methiyeler okuma, iyilik ve ihsanda bulunmaktır. Buna göre mevliddeki asıl maksat, Hz. Peygamber'in doğumu vesilesiyle sevin*mektir.

Endülüs kutlamalarında da aynı maksadı görmekteyiz: "Mevlid gecelerini ihyâ etmemiz gerekir, bu konudaki sözlerimiz ve yaptıklarımız güzeldir; Biz muhtaçları do*yurur, çıplakları giydirir ve bunların ailelerine yardım ederiz." şeklindeki ifadeler, mevlidin maksadını açıkça belirtmektedir.

Osmanlılar dönemindeki pek çok ilim adamı da konuya olumlu açıdan bakmıştır. Edirne müftüsü olarak tanınan Mehmed Fevzi Efendi, mevlid okutmanın güzel bir âdet olduğunu ispat etmeye ve karşı çıkanlara cevap vermeye çalışmıştır. İbn Hacer el-Heytemî, Süyûtî ve İbn Kesîr gibi ileri gelen ilim adamlarının görüş birliği içerisinde bulunmalarını kendisi için önemli bir delil sayarak mevlidin koyu bir savunucusu olmuştur. Ayrıca masraflarını bizzat kendisi karşılayarak Medine-i Münevvere, Kayseri ve Edirne'de mevlid okunmasını sağlamıştır.

Arapça veya Farsça yazılmış yüzlerce mevlid yanında, Erzurumlu Mustafa Darîr'den Beyzâde Mustafa Efendi ve Edirne Müftüsü Mehmed Fevzi Efendi'ye kadar, pek çok ilim adamı, şair ve edip tarafından pek çok Türkçe mevlid yazılmıştır. Ancak bunlar içerisinde Süleyman Çe*lebi'nin kaleme aldığı Vesîletu'n-necât adlı mevlid diğer diller de dâhil olmak üzere bütün mevlidler içerisinde mühim bir değere sahiptir.

Düzenlenen mevlid tören*lerine yasak hususların karıştırılmaması kadar, mevlid olarak okunan metinlerin sıhhati ve kaynağı da önemlidir. Mevlide konu olan bilgilerin kaynağı birinci derecede hadîs külliyatına, siyer kitaplarına ve daha sonra da tefsir kitaplarında aktarılan güvenilir rivayetlere dayanmalıdır. Zira mevlidde yanlış ve mesnetsiz bilgileri aktaranlar veya bunları mevlid olarak takdim edenler şiddetli bir şekilde eleştirilmişler, hattâ "yalancı, uydurmacı" diye vasıflandırılmışlardır. Hz. Peygamber, daha doğduğu andan itibaren övülmeye başlanmıştır: "Bana bu güzel ve zarif çocuğu veren Allah'a hamd olsun!" diyen dedesi Abdulmuttalib'in, ve "Sen doğunca dünya ışığa büründü ve Sen'in nûrunla ufuklar aydınlandı." diyen amcası Hz. Abbas'ın deyişleri bunlardan sadece birkaçıdır.

İslâmiyet'in gelişinden sonra ise pek çok Sahâbî şâir O'nu övme için yarışmışlardır. Bu methiyelerin bir kısmında Hz. Peygamber'in doğumu, kasidenin bir kısmı, parçası olarak dile getirilir, yani bununla sınırlıdır. Ancak zamanla Hz. Peygamber'in nûrunun yaratılışıyla başlayıp vefâtıyla son bulan mevlid konusuna, fizikî ve ahlâkî özelliklerini tasvir eden "şemâil" konuları da dahil edilmiştir. Safiyyuddîn el-Hıllî'nin "Sen'in doğumun hürmetine ateşler söndü ve sevinçten saraylar çöktü." diyerek başladığı veya ünlü mutasavvıf şair Busîrî'nin Kasîde-i Bur'e adlı ünlü kasidesinde dile getirdiği gibi pek çok şair, Hz. Peygamber'in doğumunu ve doğumu anındaki harikulâde olayları büyük bir ustalıkla anlatmaya çalışmışlardır.

Mevlide genelde "Daha levh-i mahfûz ve kalem yok iken ve gökyüzü daha yükseltilmemiş iken O, vardı." veya "Muhammed'in nûru, yıldızların burçlarında dolaştığı gibi, annesinden zuhur edinceye kadar, tertemiz, yüce ve şeref sahibi kişilerde dolaşmaya devam etti." şeklinde Hz. Peygamber'in "nûru"nun dile getirildiği bir girizgâhla başlanır. Güneşe, dolunaya veya yıldızlara benzetilen bu "nûr" karanlıkları ve cehaleti yok eden, bütün kâinatı aydınlatan bir sembol olmuştur. "O öyle bir Habîb'dir ki, güneş, ay ve yıldızların nûru O'nun nûrundan yaratılmıştır." ve "Şüphesiz Hz. Peygamber kendisiyle aydınlığa ulaşılan bir nûrdur." "Hidâ*yet sabahı" doğan ve bütün kâinatı kuşatan bu "nûr" ile yeni bir zaman başlamıştır. Hz. Peygamber'in doğuşu, güneşin doğuşuna veya sabahın o ilk parlaklığına, yüzü dolunaya veya güneşe benzetilerek bununla aynı zamanda İslâmiyet'in doğuşuna işaret edilmiştir.

Hz. Âmine'nin hâmile iken, hamileliğinin her ayında bir peygamberin "Çocuğunun ismini Muhammed koy!" şeklindeki telkin ve müjdelere; meleklerin sevincine şahit olması gibi hususlar özenle işlenen konular arasında yer almaktadır. Aynı şekilde doğumun gerçekleştiği esnada (vilâdet kısmında) anlatılan bilgilerin tamamı Hz. Âmine'nin doğum esnasında gördüğü rüyaya dayanır. Hz. Peygamber "... Ben, babam İbrâhim'in duası, İsâ'nın müjdesi ve annem Âmine'nin gördüğü rüyâ (üzere)yim."6 sözüyle de buna işaret etmiştir.

Hz. Peygamber, "İlkbahar" anlamına gelen "Rebîülevvel" ayında doğduğundan Rebîülevvel kelimesi de ayrı bir önem kazanmıştır. Ay ve mevsim için kullanılan bu ad, aynı zamanda Hz. Peygamber için de kullanılmıştır. "Üç ilkbahar"ın bir araya gelmesiyle, yani ilkbahar mevsiminde, ilkbahar ayında "İlkbahar"ın doğumuyla bütün güzelliklerin ve iyiliklerin buluştuğu ve bununla bütün kâinatın sevince büründüğü dile getirilir:

-Rebîülevvel ayında ve bahar mevsiminde kalbler için bahar olan (O) Zât doğdu,
-O bir bahardır! Hem de nasıl bir bahar! Güzel kokusu burcu burcu yayılır; insanlar arasında yürüyen bir bahar!
-Sayesinde umut çınarlarının yeşerdiği bir bahar; (Âhirette) eli küçükler (güçsüzler) için şefaatçi olan bir bahar!
- Cömert toprakların fışkırmaya başladığı bir bahar; Semanın bereket yağdırdığı bir bahar,
- İşte O'nun ismi Hâmid, Ahmed, Mustafa; O, Hamîd (övülmüş), (şanı) yüce, yücelerin yücesi olandır.
Bir başka yerde:
-O gecede bütün insanlığı sevinç kapladı ve o gecede cennetin sarayları süslendi,
-Bu bize sevinç getiren ilkbahardır; o, güzellikte bütün zamanlardan üstündür,
-Zira onda, kendisinden yardım istenen ve Azîz olan Allah'ın Rasûlü Mustafâ'nın doğumu vardır.7

Mevlidlerde, Hz. Peygamber'in doğumuyla bütün kâinatın sevindiği, meleklerin bu sevinci doğuya, batıya ve bir de Kâbe'nin üzerine diktikleri sancaklarla bütün kâinata ilân etttikleri dile getirilir. Bu arada fizikî güzelliği, ahlâkı, güzel konuşması, vefâkâr, kalben ve ruhen temiz, sabırlı, eziyetlere karşı son derece dayanıklı, Allah katında en yüce makama sahip oluşu, halk arasında "Emîn" birisi olarak tanınması ve sevilmesi, soyunun üstünlüğü, sırasıyla işlenen önemli konular arasında yer almaktadır.


__________________
Vav HaL-i isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.04.12, 19:40   #3 (permalink)
Uzman Tayfa
 
Vav HaL-i - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Dec 2009
Nereden: .
Mesaj Sayısı: 5.510
Konu Sayısı: 1901
Takım: Beşiktaş
Rep Gücü: 804173
Rep Puanı: 80415748
Rep Derecesi : Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000
Ruh Hali:

Standart Cevap: Kutlu Doğum ve Tarihçesi




Özellikle ilk dönemlerde ferdî okunan mevlidlerin daha sonraları mevlidhanlar tarafından topluluğun/halkın huzurunda âhenkli bir şekilde (nağmeli) okunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla mevlidin okunuş şekli için de belirli usüller konmuştur. Mevlid merasimlerine Kur'ân okunarak başlanması usül hâline gelmiştir. İlk önce Kur'ân-ı Kerîm'den

اَوَلاَ يَرَوْنَ اَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِى كُلِّ عَامٍ مَرَّةً اَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لاَ يَتُوبُونَ وَلاَ هُمْ يَذَّكَّرُونَ * وَاِذَا مَا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ نَظَرَ بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ هَلْ يَرٰیكُمْ مِنْ اَحَدٍ ثُمَّ انْصَرَفُوا صَرَفَ اللّٰهُ قُلُوبَهُمْ بِاَنَّهُمْ قَوْمٌ لاَ يَفْقَهُونَ * لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ اَنْفُسِكُمْ عَزيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَريِصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنيِنَ رَؤُفٌ رَحِيمٌ * فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لاَ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظيِمِ *

"Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belâya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar; Bir sûre indirildi mi, "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışıp giderler. Anlamayan bir toplum olmalarından dolayı, Allah onların kalblerini çevirmiştir; Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir; Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O'na tevekkül ettim. O, yüce Arş'ın sahibidir." (Tevbe Sûresi, 126-129) âyetleri okunarak başlanır. Daha sonra diğer bölümlere geçilir. Hz. Peygamber'in soyu ve nesebi, yaratılışı, soyu ve soyunun üstünlüğü; babası Abdullah ile annesi Âmine'nin evliliği ve bu konuda cereyan eden bazı olaylar; Hz. Âmine'nin hâmilelik dönemi, annesinin gayptan duyduğu sesler, aldığı müjdeler ve gördüğü rüyâlar ve son kısımda doğum hâdisesi (vilâdet) ve bu esnada meydana gelen olaylar, süt anneye verilişi dile getirilir. Mevlid kısa bir duâ ile son bulur.

Mevlidin en önemli hususlarından biri "ayağa kalkma" olayıdır. Mevlidin velâdet kısmı okunduğu esnada Hz. Peygamber'in dünyaya geliş ânını sembolize eden ve Süleyman Çelebi'nin "Doğdu ol saatte O Şah-ı Rüsül" şeklinde ifade ettiği sözler okunur okunmaz tazim için ayağa kalkılır. Bu ayağa kalkma işini ilk defa VIII./XIV. asırda Takıyyüddîn es-Sübkî adında mutasavvıf ve dindar bir ilim adamının başlattığı nakledilir. İleri gelen ilim adamlarının da bulunduğu Emeviye Camii'nde okunan mevlid esnasında mevlidhân, bir şâirin:

- En güzel yazı yazan eller, altın harflerle Muhammed Mustafa'ya methiye yazsa azdır,
-İleri gelen kişiler, O'nun adını duyduklarında saflar hâlinde ve topluca ayağa kalksa azdır.
mealindeki beyitleri okununca Takiyyüddîn es-Sübkî hemen ayağa kalkmış ve diğer dinleyiciler de ona uyarak hemen ayağa kalkmışlardır. Bundan sonra gelenek hâline gelen bu husus, böylece devam ettirilmiştir.
Mevlid oldukça sade ve anlaşılır bir şekilde, halkın anlayacağı bir üslûpta yazılmıştır. Bununla birlikte dinleyici için cazip olan hoş karşılanan üslûp ve sanat özelliğini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Meselâ Hz. Peygamber'in dünyaya gelişini, şu güzel ifadelerle bütün kâinata ilân etme gibi bir sesleniş vardır:
-Bu, kalbimi sevgisiyle doldurandır, Bu, (sevgisinden dolayı) gözlerimin uyumadığı kişidir,
-Bu gözleri sürmeli, Bu Mustafa'dır; Bu, yüzü güzel, Bu biricik olandır,
-Bu, nitelikleri üstün, Bu Murteza'dır, Bu Habîbullah'tır, Bu Efendimiz'dir.

Sonuç olarak, Hz. Peygamber'in doğum günü için özel bir kavram hâline gelen "mevlid" başlangıcından kısa bir süre sonra resmî kut*lama hâlini almış ve İslâmî geleneğe uygun muhtevası ve sınırları belli sosyal bir faaliyet olarak sürmüştür. Bu kutlamalar aynı zamanda ilmî ve edebî faali*yetleri de beraberinde getirmiştir.

* Atatürk Üniv. Fen-Edebiyat Fak. Öğrt. Üyesi
sbakirci*yeniumit.com.tr


Dipnotlar
1. Bu Makale "Arap Edebiyatında Mevlid, Doğuşu ve Gelişmesi" adlı çalışmamızdan özetlenmiştir. Daha geniş bilgi ve kaynaklar için bzk. Adı geçen eser.
2. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Sahihu Müslim, II, 819; Müsnedu Ahmed, V, 297; Sünenü'l-Beyhakî, IV, 300.
3. Abdu'l-Hay el-Kettânî, et-Terâtîbu'l-idâriyye (Nizâmu'l-hüûmeti'n-nebeviyye), Beyrut, tsz. (2. Baskı), II, 200.
4. Ebu Abdillah Muhammed, ed-Durru'l-munazzam fî mevlidi Nebiyyi'l-muazzam, vrk. 12/a.
5. Alî el-Kârî, el-Mevridu'r-revî fî mevlidi'n-Nrbî, vrk.3/a.
6. el-Müstedrek ala's-sahîhayn, II, 453.
7. Afîf b. Nûr Celâl, Mevlidu'n-Nebî, vrk. 173/a.


__________________
Vav HaL-i isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.04.12, 19:40   #4 (permalink)
Uzman Tayfa
 
Vav HaL-i - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Dec 2009
Nereden: .
Mesaj Sayısı: 5.510
Konu Sayısı: 1901
Takım: Beşiktaş
Rep Gücü: 804173
Rep Puanı: 80415748
Rep Derecesi : Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000
Ruh Hali:

Standart Cevap: Kutlu Doğum ve Tarihçesi




Mevcudat
beşerin zulüm ve vahşetinden adeta mâteme bürünmüştü. Göz*yaşı döken gözler değil
ruh ve kalpler idi. Kalp ve ruhların keder
elem ve gözyaşına âlem de iştirak etmiş
sanki umumî yas ilan edilmişti!

Yeryüzü saadetin
sevincin ve huzurun kaynağı olan “tevhid” inancından mahrumdu. Küfür ve şirk fırtınası
ruhları ve kalpleri kasıp kavurmuştu. Gönüllerde tek mâbud yerine
birçok bâtıl ilâh yer almıştı! Hakikî sahibini arayan ruhların feryadı ortalığı çınlatıyordu.

İnsanlar
birbirini yiyen canavarlar misâli vahşîleşmiş
küfür
şirk
cehalet ve zulüm bataklığında boğulmaya yüz tutmuşlardı. Zâlimin zulüm kamçısı altında mazlum inim inim inler hale gelmişti.

Âlem mahzun
varlıklar mahzun
gönüller mahzun ve simalar mahzundu.

Akıl
ruh ve kalpleri mânevî kıskacı altına alıp olanca kuvvetiyle sıkan bu küfür ve şirke
bu dalâlet ve cehalete
bu hüzün ve sıkıntıya beşerin daha fazla katlanmasına Allah’ın sonsuz merhameti elbette müsaade edemezdi! Bütün bunlara son verecek bir zâtı
şefkat ve merhametinin bir eseri olarak elbette gönderecekti!

İşte
o zât geliyordu!

Dünyanın mânevî şeklini beraberinde getirdiği nurla değiştirecek eşsiz insan
Allah’ın Son Peygamberi geliyordu!

Cin ve inse ebedî saadetin yolunu gösterecek Hz. Muhammed (a.s.m.) geliyordu!

O An…
Kâinat
hürmet ve haşyet içinde Efendisini beklemekte idi. Her varlık
ken*disine mahsus diliyle
hal ve hareketiyle bu emsâlsiz insana “hoş-âmedî”de bulunmak üzere sevinç içinde hazır durumda idi.

Tarih: Milâdî 571
Nisan ayının yirmisi.
Fil Vak’asından elli veya elli beş gece sonra.
Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi.
Mekke’de mütevazı bir ev. Günlerden
vakitlerin sultanı seher vakti.
Bu mütevazı evde ve bu eşsiz vakitte muazzam ve eşsiz bir hadise vuku buldu: Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.)
dünyaya gözlerini açtı!
Bu göz açışla birlikte âlem
sanki birden elem ve mâtemini unutarak sürura garkoldu. Karanlıklar
ânında nurla yırtılıverdi. Kâinat
sevinç ve heyecan içinde adeta
“Doğdu ol saatte Sultan-ı Din Nura garkoldu semâvât-ü zemin” di*ye haykırdı.

O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini
hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay
dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.

İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin
nereden geliyorsun
nereye gidiyorsun?" sorularını
düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil diğer varlıklarda
hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.

Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü
İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?

Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.

O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)

Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece
içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire
Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda

- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi
"Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın
ey Kureyş topluluğu
size ne söylüyorum
iyi dinleyin. Bu gece
bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa
Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet
onun iki küreği arasında kırmızımtırak
üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.

Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.

Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir
sonra mıdır?" dedi.
Onlar
"Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi
"Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler
içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce
üzerine baygınlık geldi


__________________
Vav HaL-i isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Doğum günün kutlu olsun ! * ' Mira ' * Romantizm & Duygusal Yazılar 0 13.01.11 23:11
gerçek doğum günü:D BRUNO doğum günün kutlu olsun (videolu) alayına_gider Doğum Günü ve Kutlamalar 42 08.10.07 13:10
Kutlu Doğum Pankartı delsolar Beşiktaş 7 22.04.07 14:20
Kutlu doğum kenti İstanbul burakveelif Türkiye Gündemi 0 21.04.07 09:20
Kutlu Doğum Canlar_Canı Dini Günler ve Geceler 0 15.04.07 13:39


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:34.


Powered by vBulletin® Version 3.8.0
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.0.6 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2020 DragonByte Technologies Ltd.
ForumTayfa

Arşiv: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 16 22 23 24 25 26 27 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 95 96 97 98 99 100 102 103 104 105 106 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 167 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271


ForumTayfa - Link Değişimi
Telinka İletişim | Voip Ürünleri | Link Değişimine Katılın |

Sitemiz bir forum sitesi olduğundan dolayı, kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. ForumTayfa Yöneticileri mesajları itina ile kontrol etse de, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız [email protected] email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.

Any member of our web site has the right of adding comments instantly without getting permisson due to the forum structure of our site basis. Althought, our site modarators check comments with care, all the responsibilities sourced from these comments directly belong to the members. If you still find any illegal content in our site ( A.buse, H.arassment, S.camming, H.acking, W.arez, C.rack, D.ivx, Mp.3 or any Illegal Activity ), please report us via [email protected] .Your reports will be evaluated as soon as the arrival of your e-mail.