ForumTayfa  

Go Back   ForumTayfa > Her Telden > İslam ve İnsan > Peygamberler ve Sahabeler

Peygamberler ve Sahabeler Tüm peygamberler ile ilgili bölüm

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 24.08.11, 15:29   #1 (permalink)
Yeni Tayfa
 
Dosturu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Jan 2011
Nereden: Ankara
Mesaj Sayısı: 137
Konu Sayısı: 91
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 74784
Rep Puanı: 7477252
Rep Derecesi : Dosturu 0-8000000Dosturu 0-8000000Dosturu 0-8000000Dosturu 0-8000000Dosturu 0-8000000Dosturu 0-8000000Dosturu 0-8000000Dosturu 0-8000000Dosturu 0-8000000Dosturu 0-8000000Dosturu 0-8000000
Ruh Hali:

kalp Hz İrmiya (A.s)




İRMİYA ALEYHİSSELAM


İRMİYA ALEYHİSSELAMIN SOYU


İrmiya b. Hılkıya; Lavi b. Yâkub Aleyhisselamın soyundan gelen Hârun b. İmran Aleyhisselamın soyundandı.

Kendisinin Hızır Aleyhisselam olduğu ve zaman zaman sahralarda ve şehirlerde görüldüğü söylenmişse de, İrmiya Aleyhisselamın Hızır'lığı hakkındaki haber sahih değildir denilmiştir.


İRMİYA ALEYHİSSELAMIN PEYGAMBER OLARAK GÖNDERİLİŞİ


İsrail oğulları Şâ'yâ Aleyhisselamı şehit ettikten sonra Yüce Allah onlara İrmiya b. Hılkıya Aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi. O zaman, İsrail oğulları arasında bid'atlar çoğalmış, büyümüş; serkeşliğe başlamışlar, günah işlemeye dalmışlar, haramları helâlleştirmişlerdi.

Peygamberleri öldürmüşler, Yüce Allah'ın kendilerine yapmış olduğu lutuf ve ihsanlarını; düşmanları olan Senharib ve ordularından kurtardığını unutmuşlardı.
Bunun üzerine, Yüce Allah, İrmiya Aleyhisselama:
"Ben İsrail oğullarını helâk edeceğim! Onlardan intikam alacağım.
Sen Beytü'l-Makdis Kayasının üzerinde ayakta dur!
Orada sana emrim ve vahyim gelecektir!" buyurdu.
İrmiya Aleyhisselam kalkıp elbisesini yırttı, başına kül saçtı ve secdeye kapandı.
"Yâ Rab! Anamın beni hiç doğurmamış olmasını, benim yüzümden Beytü'l-Makdis'in harap ve İsrail oğullarının helâk olacakları bir zamanda beni İsrail oğulları peygamberlerinin sonuncusu yapmamanı çok arzu ederdim!" dedi.
"Secdeden başını kaldır!" buyuruldu.
İrmiya Aleyhisselam başını kaldırdı ve ağlayarak:
"Yâ Rab! Onlara kimi musallat edeceksin?" diye sordu.
Yüce Allah:
"Ateşe tapanları, azabımdan korkmayanları, sevabımı ummayanları!
Kavmin olan İsrail oğullarına git de, onlar hakkında sana emrettiğim şeyleri kendilerine anlat!
Haklarındaki nimetlerimi hatırlat!
Bid'at ve yaramazlıklarını anlat!
Onları bana itaat ve ibadete davet et!" buyurdu.
İrmiya Aleyhisselam:
"Yâ Rab! Sen beni güçlendirmezsen, ben zayıfım.
Sen benim dilime belâgat ve fesâhat vermezsen, ben maksadımı anlatmaktan âcizim!
Sen beni doğrultmazsan, ben yanılırım!
Sen bana yardım etmezsen, ben rüsvay olurum!
Sen bana izzet vermezsen, ben zelîl ve hakîr olurum!" dedi.
Yüce Allah:
"Sen bütün işlerin Benim irademle meydana geldiğini ve Benim bütün kalbleri ve dilleri, nasıl istersem, Elimde evirip çevirdiğimi bilmiyor musun?
Sen Bana itaat et! Şüphesiz, Benim Ben o Allah ki, Benim dengim olabilecek hiçbir şey yoktur.
Göklerle yer ve onların içindeki şeyler, Benim kelâmımla kaimdirler.
Ben denizlere söyledim, sözümü anladılar.
Onlara emrettim, emrimi yerine getirdiler.
Onların çevrelerini de kumlu karalarla sınırladım.
Onlar çizdiğim sınırı geçemezler.
Dağ gibi dalgalar gelir, çizdiğim sınıra erişince onlara zillet, uysallık elbisesini giydiririm.
Onlar, korkarak ve bana boyun eğeceklerini ikrar ederek emrimi yerine getirirler.
Ben senin yanındayım.
Sen Benim yanımda bulundukça, sana hiçbir şey erişmez.
Ben seni onlara emir ve nehiylerimi tebliğ edesin diye peygamber olarak gönderdim.
Sen bu vazifeyi yerine getirmekle onlardan sana tâbi olanların sevabına denk sevap kazanacaksın.
Bununla beraber, onların sevabından da birşey eksilmeyecektir.
Eğer bu vazifeyi yerine getirmekte kusur edersen, bundan dolayı kazanacağın günah, toz duman içinde bıraktığın kimselerin işleyecekleri günaha denk olacaktır.
Bununla beraber, onların günahından da birşey eksilmeyecektir!
Kavminin yanına git de, 'Allah, size atalarınızın iyiliklerini hatırlatıyor ve bununla da, size günahlarınızdan tevbe ettirmek istiyor!' de!
Ve sor onlara: Atalarının Bana itaat etmeleri sonucunu nasıl buldular?
Onların Bana isyan etmeleri sonucunu nasıl buldular?
Onlar, kendilerinden önce Bana itaat edip de itaatinden dolayı yaramaz ve mutsuz olmuş; veya Bana asi olup da asiliğinden dolayı mutlu olmuş bir kimse bulunduğunu biliyorlar mıdır?
Hayvanlar rahat yuvalarını hatırlayınca oraya dönerler.
Bu kavim ise, felâket ve helâk otlaklarında otlamaktadır!
Onların bilginleri ve ruhbanları ise Benim kullarımı hizmetkâr edindiler ve halkı Bana ibadetten vazgeçirip Benden başkasına taptırıyor ve onları Benim emrimi bilmez hale getirinceye ve zikrimi unutturuncaya ve Benden gaflete düşürünceye kadar, onlar arasında-Benim kitabıma aykırı olarak-hüküm veriyorlar!
Onların buyruk sahiplerine ve yedicilerine gelince:
Bunlar da, nimetimi inkâr ettiler.
Demek, onlar vereceğim belâdan emniyet ve selâmette oldular da Kitabımı bir tarafa attılar, ahdimi unuttular, sünnetimi değiştirdiler hâ!
Kullarım ancak Bana ibadet ve itaat etmeleri yaraşır ve gerekirken, Bana karşı günah işlemekte onlara ve onların dinimde-Benim adıma-ihdas etmek cür'etini gösterdikleri bid'atlara tâbi oluyorlar hâ!
Onlar Benim hakkımda ve peygamberlerim hakkında yalan söylüyor ve iftirada bulunuyorlar hâ!
Benim celâlim, yüce makamım, ulu şânım, her türlü noksan ve eksik sıfatlardan münezzehtir, uzaktır.
Bir insana Bana karşı günah işlenmesine itaat etmek yaraşır mı?
Benim yarattığım kullarıma Benden başka birtakım tanrılar edinmeleri yaraşır mı?
Onların Tevrat okuyucularına ve din bilginlerine gelince:
Bunlar, mescidlerde ibadete, dindarlığa özenirler; orayı Benden başkası için onarırlar; dünyayı elde etmek için dini vasıta kılarlar.
Onların orada fıkıh öğrenmeleri ilim için değildir.
Orada ilim öğrenmeleri de amel için değildir.
Peygamber oğullarına gelince:
Onlar çok konuşkan ve ezgin olmuşlar, gurura kapılmışlar, ahmakların, cahillerin yanında ahmak ve cahil olmuşlar!
Kendilerinin de atalarına yapılmış olan yardım gibi yardıma; onlara verilmiş olan keramet gibi keramete nail olacaklarını umuyorlar ve bu yardım ve ikrama da-hiç de doğru olmaksızın, düşünmeksizin ve ibret almaksızın-kendilerinden daha lâyık bir kimse bulunmadığını iddia ediyorlar!
Hatırlamıyorlar ki; onların ataları Benim yardımıma nasıl kavuştular?
Emrimi, dinimi değiştiriciler değiştirdikleri zaman, onlar emrime, dinime nasıl ciddiyetle sarıldılar?
Bu uğurda canlarını, kanlarını feda etmekten nasıl çekinmediler?
Onlar, Benim emrim yerine gelinceye, dinim üstün gelinceye kadar sabır ve sadakat göstermişlerdir.
Ben, şu kavmin azaplarını, onlar buyruklarımı kabul etsinler diye erteledim, uzattım.
Onlar düşünsünler diye günahlarından vazgeçtim.
Düşünsünler diye, onları uzun ömürlü kıldım, çok yaşattım.
Her defasında onların üzerine gök, yağmur yağdırdı, yer onlar için ot bitirdi.
Onlara âfiyet elbisesi giydirdim ve düşmanlarına galip kıldım.
Bütün bunlar, onların azgınlıklarını arttırmaktan, kendilerini Benden uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramadı.
Onların davetimden yüz çevirmeleri daha ne zamana kadar sürecek?
Yoksa onlar Beni aldatıyorlar mı sanıyorlar?!
Yoksa onlar Benimle alay mı ediyorlar?!
Yoksa onlar Bana karşı yiğitlik mi taslıyorlar?!
İzzet (sıfat)ıma yemin ederim ki; Ben onlara öyle bir fitne, bir belâ salacağım ki, o usluları hayrette bırakacak, görüş sahiplerinin görüşlerini, hakîmlerin hikmetlerini yanıltacak, şaşırtacaktır.
Onlara zorba, katı kalpli, aşırı derecede zalim, kendisine heybet elbisesini giydirdiğim, göğsünden şefkat, merhamet ve yumuşaklık duygusunu kaldırdığım bir kimseyi musallat edeceğim!
Onu; sayısı karanlık gecenin karaltısını andıran cemaat takip edecek.
Kendisinin kara bulut kümelerini andıran ve ne oldukları belirsiz, hayırsız pek çok askerleri olacak; onun bayrakları, kerkenez kuşlarının havada uçuştukları gibi dalgalanacak, süvarilerinin saldırışı da tavşancıl kuşlarının çığlık kopararak avlarının üzerine inişini andıracaktır!
Onlar mâmureleri harabeye çevirirler, köyleri ıssız bırakırlar.
Yeryüzünü ifsat, girdikleri yeri tahrip ettikçe tahrip ederler.
Onların kalbleri kaskatıdır, acımak bilmez.
Yüzleri gülmez, gözleri hiçbir şeyi görmez, kulaklarına söz girmez.
Onlar çarşılara, ürkmüş ve heybetinden tüyler ürperten arslan gibi dalarlar...
Ben İsrail oğullarını Yâfes ile helâk edeceğim!" buyurdu.
Yâfes, Babil halkı olup, Yâfes b. Nuh Aleyhisselamın oğullarındandı.
Yüce Allah'tan bu azap emri gelince, İrmiya Aleyhisselam feryat ederek ağlamış, elbisesini yırtmış, başına kül saçmış, İsrail oğullarından bu felaketi kaldırması için Yüce Allah'a yalvarmış durmuştu.
Yüce Allah:
"Ey İrmiya! Demek, sana vahyettiğim şey seni sıkıntılandırdı, tasalandırdı" buyurdu.
İrmiya Aleyhisselam:
"Evet yâ Rab! Keşke Sen daha önce beni helâk etseydin de, İsrail oğullarının esir edilmelerini görmeseydim" dedi.
Yüce Allah:
"İzzet ve celâl (sıfat)ıma yemin ederim ki; bu hususta senin tarafından bir emir (hüküm) verilmeden önce Beytü'l-Makdis de, İsrail oğulları da helâk edilmeyecektir!" buyurdu.
Bunun üzerine, İrmiya Aleyhisselam sevindi. İçi rahatladı.
"Musa'yı ve diğer peygamberlerini hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki; ben de, İsrail oğullarının helâk edilmeleri emrini (hükmünü) hiçbir zaman vermeyeceğim! İsrail oğullarının helâkına razı olmayacağım!" dedi.
Aradan üç yıl geçmişti.
İsrail oğulları isyanlarını arttırdıkça arttırdılar, kötülüklerini uzattılar durdular.
Onların bu halleri, helâklarının yaklaştığı zamana kadar devam etti. Vahy gelmesi de azaldı. Onlar ahireti hiç anmaz oldular. Dünyaya ve dünya işlerine dalınca, ahiretten geri durmakta idiler.
Hükümdarları da, onlara:
"Ey İsrail oğulları! Allah'ın azabı size gelip çatmadan önce, Allah'ın acımasız bir kavmi üzerinize salmasından önce, işlemekte olduğunuz kötülüklere son veriniz!
Çünkü, Rabbiniz tevbeye yakındır, kendisine tevbe eden kimse için Ellerini hayırla açmış bir esirgeyicidir" diyerek öğüt verdi, onları tevbeye davet etti ise de, tevbe etmediler ve işleyip durdukları kötülüklerden hiçbirini bırakmaya yanaşmadılar, kötülüklerine son vermediler.
Nihayet, Yüce Allah İbrahim Aleyhisselam ile Rabbi hakkında tartışan Nemrud'un soyundan gelen Buhtunnassar'ın kalbine Beytü'l-Makdis'e, Beytü'l-Makdis halkının üzerine yürüme düşüncesini düşürdü.
Buhtunnassar; geniş meydanları dolduracak kadar çok sayıda askerlerinin, altıyüzbin bayraklı orduların başına geçip, daha önce Senharib'in Beytü'l-Makdis halkına yapamadığı şeyi yapmak maksadıyla yola çıktı.
İsrail oğullarının ecelleri yaklaşıp da onları helâk etmek, mülk ve saltanatlarına son vermek istediği zaman, Yüce Allah, İrmiya Aleyhisselama bir melek gönderdi.
Meleğe:
"İrmiya'ya git de, ondan fetva iste!" buyurdu.
Ondan ne hakkında fetva isteyeceğini de meleğe bildirdi.
Melek, İsrail oğullarından bir adamın suretine girip İrmiya Aleyhisselamın yanına geldi.
İrmiya Aleyhisselam, ona:
"Sen kimsin?" diye sordu.
Melek:
"Ben İsrail oğullarından bir adamım!
Bazı işlerim hakkında sana soru sorup senden fetva almak istiyorum" dedi.
İrmiya Aleyhisselam izin verince, melek:
"Ey Allah'ın Peygamberi! Senden akrabam hakkında bir fetva istiyorum:
Ben onların akrabalık haklarını, Allah'ın bana emrettiği şekilde yerine getirdim.
Onların yanlarına ancak iyilik ve ihsanda bulunmak için gittim.
Ben kendilerine ihsan ve ikramımı arttırdıkça, onlar bana hep kızdılar durdular.
Ey Allah'ın Peygamberi! Sen bana onlar hakkında bir fetva ver!" dedi.
İrmiya Aleyhisselam, ona:
"Sen, senin aranla Allah arasındaki şeyde güzel hareket et!
Allah'ın gözetmeni emrettiği akrabalık haklarını gözet!
Seni hayırla müjdelerim!" dedi.
Melek İrmiya Aleyhisselamın yanından ayrıldı.
Birkaç gün geçtikten sonra, melek önceki adamın suretinde tekrar gelip İrmiya Aleyhisselamın önüne oturunca, İrmiya Aleyhisselam ona:
"Sen kimsin?" diye sordu.
Melek:
"Ben, yanına gelip senden akrabamın hali hakkında fetva istemiş olan adamım" dedi.
İrmiya Aleyhisselam:
"Onlar sana karşı ahlâklarını daha temizlemediler mi?
Onlardan arzu ettiğin şeyi görmedin mi?" diye sordu.
Melek:
"Ey Allah'ın Peygamberi! Seni hak ile peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, hiçbir iyilik bilemiyorum ki, onu insanlardan bir kimse yapsın da, ben de onu, hatta ondan daha fazlasını da yakınlarıma yapmış olmayayım.
Onlar bana karşı kötü tutum ve davranışlarını daha da arttırdılar!" dedi.
İrmiya Aleyhisselam:
"Sen, aile halkının yanına dönüp, onlara iyilik etmekte devam et!
Salih kullarını düzelten Allah'tan sizin aranızı da düzeltmesini ve sizleri rızasını talep ve gazabından kaçınma hususunda birleştirmesini dilerim" dedi.
Bunun üzerine, melek İrmiya Aleyhisselamın yanından ayrıldı.
Birkaç gün sonra, İrmiya Aleyhisselamın Beytü'l-Makdis'in duvarı üzerinde oturduğu sırada, melek tekrar gelip önüne oturdu.
İrmiya Aleyhisselam, ona:
"Sen kimsin?" diye sordu.
Melek:
"Ben aile halkımın hali hakkında sana iki kere gelmiş olan kimseyim!" dedi.
İrmiya Aleyhisselam:
"Hâlâ onların içinde bulundukları hallerden ayrılmaları, onlara bir nihayet vermeleri zamanı gelmedi mi?" diye sordu.
Melek:
"Ey Allah'ın Peygamberi! Ben bundan önce onlardan bana isabet eden herşeye-onlar beni kızdıran şeyler olduğu için-katlanıyordum. Fakat, bugün onlara gittiğim zaman, kendilerini Allah'ın razı olmadığı ve sevmediği bir iş üzerinde gördüm!" dedi.
İrmiya Aleyhisselam:
"Onları hangi amel üzerinde gördün?" diye sordu.
Melek:
"Ey Allah'ın Peygamberi! Ben onları Allah'ı gazaplandıracak çok büyük bir amel üzerinde gördüm!
Eğer onlar bundan önce bulundukları uygunsuz haller gibi uygunsuz haller üzerinde bulunsalardı, onlara kızgınlığım artmazdı; sabrederdim.
Fakat, ben bugün Allah için, senin için kızdım ve onların haberini sana haber vereyim diye geldim.
Şimdi ben seni hak ile peygamber gönderen Allah üzerine sana and vererek, onların helâk olmaları için Allah'a dua etmeni senden diliyorum!" dedi.
Bunun üzerine, İrmiya Aleyhisselam:
"Ey göklerin ve yerin mâliki! Eğer onlar hak ve sevab üzerinde iseler, onları bulundukları halde bırak!
Eğer onlar Seni gazablandıracak bir halde, Senin razı olmadığın bir amelde iseler, onları hemen helâk et!" diyerek dua etti.
Bu sözler İrmiya Aleyhisselamın ağzından çıkar çıkmaz, Yüce Allah Beytü'l-Makdis'e gökten bir yıldırım gönderip kurban yerini tutuşturdu.
Beytü'l-Makdis'in kapılarından yedi kapı da yerin dibine geçti.
İrmiya Aleyhisselam, bunu görünce, feryat ederek elbisesini yırttı ve başına toprak saçtı.
"Ey göklerin mâliki ve ey merhametlilerin en merhametlisi! Bana va'd etmiş olduğun va'din nerede?" diyerek münacatta bulundu.
Kendisine:
"Ey İrmiya! Onlara isabet eden bu musibet ancak bizim elçimize senin verdiğin fetvan ve duan üzerine isabet etti!" diye nida edilince, sorgu sahibinin kendisine Allah tarafından gönderildiğine ve musibetin de kendisinin verdiği fetva üzerine vuku bulduğuna kanaat getirdi.
İrmiya Aleyhisselam:
Tevbe edip kötü işlerini bırakmadıkları takdirde Allah'ın gazabına uğrayacaklarını,
Buhtunnassar tarafından Beytü'l-Makdis üzerine yürünüp, savaşan İsrail oğullarının öldürüleceğini,
Çoluk çocuklarının esir edileceğini,
Mescidlerinin yıkılacağını,
Kitaplarının yakılacağını haber verdi.
İsrail oğulları, uğrayacakları azab haberini işittikleri zaman, İrmiya Aleyhisselama isyan ettiler, onu yalanladılar ve yalancılıkla suçladılar:
"Sen yalan söylüyorsun! Allah'a karşı çok büyük bir iftirada bulunuyorsun!
Allah'ın yeryüzünü, mescidlerini, Kendisine ibadeti, tevhidi muattal kılacağını iddiaya kalkışıyorsun!
Yeryüzünde bir âbid, bir mescid, bir Kitab kalmazsa, Allah'a kim ibadet edecek?!
Sen Allah'a karşı çok büyük bir iftira etmiş oluyorsun!" dediler ve kendisinin deli olduğunda sözbirliği ettiler.
Kendisini dövdüler, zincire vurdular ve zindana koydular.
Bunun üzerine, Yüce Allah Buhtunnassar'ı onların üzerine saldı.


BUHTUNNASSAR BEYTÜ'L-MAKDİS'TE


Kısa bir müddet sonra, Buhtunnassar çekirge sürüsünden daha çok olan altıyüzbin bayraklı askerleri ile gelip Beytü'l-Makdis çevresine kondu.

Sonra, Beytü'l-Makdis halkını kuşattı.
İsrail oğulları, onlardan son derecede korktular.
Kuşatma uzayınca, Buhtunnassar'ın hükmüne boyun eğerek kapıları açtılar, sokakları tenhalaştırdılar.
İsrail oğulları hakkında, câhiliye hükmüne göre, zorba yakalayışı ile yakalanmalarına hüküm verilip, onlardan:
Üçte biri öldürüldü!
Üçte biri esir edildi!
Kötürümler, çok yaşlı erkekler ve kadınlar, geri bırakıldıktan sonra, süvarilere çiğnettirildi!
Çocuklar sürülüp götürüldü!
Kadınlar çarşılarda çıplak durduruldu!
Buhtunnassar, Beytü'l-Makdis'te ayakta dikili ev bırakmadı!
Beytü'l-Makdis Mescidini tahrip etti!
Mescidin içinde bulunan bütün altın, gümüş ve cevherleri,
Süleyman Aleyhisselamın kürsüsünü,
Heykelde ve depolarda bulunan bütün malları,
Süleyman Aleyhisselamın Mescid için yaptırmış olduğu bütün kapları kacakları... ganimet olarak aldı.
Yıktığı Kudüs'te, fakirler ve zayıflardan başka birşey bırakmadı.
Tevrat'ı ve peygamberlere ait olup heykelde saklanan birçok kitapları bir kuyuya attırdı ve üzerinde ateş yaktırdı.
Şehir yıkıldıktan sonra, Buhtunnassar askerlerinin her birine kalkanlarını toprakla doldurup şehrin harabesi üzerine atmalarını emretti. Askerler emri yerine getirdiler. Şehri toprakla doldurdular.
Buhtunnassar, şehrin bütün halkını biraraya toplattı.
İsrail oğullarının aralarından büyük küçük yüz bin çocuk seçti.
Alınan ganimetleri askerleri arasında bölüştürmek isteyince, yanındaki hükümdarlar:
"Biz hissemize düşeni sana bırakıyoruz.
Sen İsrail oğullarından seçtiğin şu çocukları bizim aramızda bölüştür" dediler.
Buhtunnassar öyle yaptı.
Her birine dörder çocuk düştü.
Danyal, Hananya, Azarya ve Mişayel de bölüştürülen çocuklar arasında bulunuyordu.
Çocuklardan;
• Yedi bini Dâvud Aleyhisselam'ın ev halkından,
• Onbir bini Yûsuf b. Yâkub Aleyhisselam ve kardeşi Bünyamin'e mensup ailelerden,
• Sekiz bini Âşer b. Yâkub Aleyhisselam ailesinden,
• Ondört bini Zebulun b. Yâkub Aleyhisselam ailesinden,
• Dört bini Rubil ve Lavi b. Yâkub Aleyhisselam ailelerinden,
• Dört bini Yehûza b. Yâkub Aleyhisselam ailesinden,
• Ondört bini Dan b. Yâkub Aleyhisselam ailesindendi.
Geri kalanları da, İsrail oğullarının başka ailelerindendi.
Buhtunnassar, bu çocuklardan yetmiş binini Babil'e götürdü.
İsrail oğullarından aldığı esirleri üçe bölerek, bir kısmını Şam'da yerleştirdi. Bir kısmını esir olarak tuttu. Üçte birini de öldürdü.
Buhtunnassar'ın öldürdüğü esirler arasında, İsrail oğullarının Tevrat okuyanlarından ve bilginlerinden kırk bin kişi bulunuyordu.
Uzeyr Aleyhisselamın babası ve dedesi de öldürülenler arasında idi.
Buhtunnassar, Beytü'l-Makdis'te ele geçirdiği tabak ve çanakları Babil'e götürdü.
Yüce Allah'ın İsrail oğullarına gönderdiği bu musibet; onların kötü işlerinden, bid'atlar ihdas etmelerinden ve zulümlerinden ileri gelmişti.
Bu gerçek, Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklanır:
"Biz, Kitabda, İsrail oğullarına şu haberi verdik:
'Siz, Arz(-ı Mukaddes)da, muhakkak iki defa fesat çıkaracak ve muhakkak (Bana karşı) çok büyük bir serkeşlik yapıp kabaracaksınız!'
İşte o ikiden birinci (fesatlarının ceza) vade(si) gelince, (muharebede) çok çetin bir kuvvete malik olan kullarımızı üzerinize musallat kıldık da, onlar evlerin aralarına kadar girip (sizi) araştırdılar.
(Bu), yerine getirilmiş bir va'd idi.
Sonra, bunlara karşı, size tekrar devlet ve galebe verdik.
Mallarla, oğullarla sizin imdadınıza yetiştik.
Cemiyetinizi de, (olduğunuzdan) daha fazla çoğalttık.
Eğer iyilik ederseniz, o iyiliği kendinize etmiş olursunuz.
Eğer kötülük ederseniz, (o kötülüğü de yine kendinize etmiş olursunuz).
Artık diğer (cezanın) vade(si) gelince, yüzlerinizi kötülesinler, Mescid(iniz)e gir(ip tahrip et)sinler, galebe ve istila ettiklerini mahvettikçe etsinler diye (başınıza yine düşmanları musallat ettik).
(Tevbe ederseniz) Rabbinizin sizi esirgeyeceğini umabilirsiniz.
(Fakat, tekrar fesada) dönerseniz, Biz de (sizi cezalandırmaya) döneriz.
Biz, Cehennemi kâfirlere bir zindan yaptık."


BUHTUNNASSAR'IN İRMİYA ALEYHİSSELAMI ZİNDANDAN ÇIKARIŞI


Buhtunnassar, İsrail oğullarının zindanında İrmiya Aleyhisselamı bulunca, ona:

"Sen burada ne arıyorsun?" diye sormuştu.
Allah'ın onu kavmine başlarına gelecek felaketleri anlatıp korkutsun diye peygamber olarak gönderdiği, kavminin ise onu yalanladıkları ve zindana attıkları haber verildi.
Buhtunnassar:
"Rablerinin resûlüne asi olan bir kavim, ne kötü bir kavimdir!" dedi.
İrmiya Aleyhisselamın zindandan çıkarılmasını emretti.
Zindandan çıkınca, ona:
"Sen şu kavmi başlarına gelecek felaketle korkuttun mu?" diye sordu.
İrmiya Aleyhisselam:
"Evet!" Çünkü ben böyle olacağını biliyordum. Allah beni onlara gönderdi. Fakat onlar beni yalanladılar!" dedi.
Buhtunnassar:
"Onlar demek seni yalanladılar, dövdüler ve zindana koydular?!" dedi.
İrmiya Aleyhisselam:
"Evet!" dedi.
Buhtunnassar:
"Peygamberlerini yalanlayan, Rablerinin elçiliğini yalanlayan bir kavim, ne kötü bir kavimdir!
Sen benim yanıma gelir misin? Ben sana ikram ve ihsanda bulunurum.
İstersen ülkende otur. sana eman vermişimdir!" dedi.
İrmiya Aleyhisselam:
"Ben şimdiye kadar Allah'ın emanından ayrılmadım ve hiçbir saat de O'nun emanından çıkmam!
İsrail oğulları bile O'nun emanından çıkmazlar.
Onlar ne senden, ne de senden başkasından korkmazlar.
Senin onların üzerinde bir baskın olmaz!" dedi.
Buhtunnassar, İrmiya Aleyhisselamdan bu sözleri işitince, onu kendi haline bıraktı.
Kendisine ihsanlarda bulundu.
İsrail oğullarının zayıf takımları, İrmiya Aleyhisselamın yanında toplandılar:
"Biz günahkâr olduk. Zulmettik.
Biz, yapmış olduğumuz şeylerden dolayı Allah'a tevbe ediyoruz.
Sen bizim tevbemizi kabul etmesi için Allah'a dua et!" dediler.
İrmiya Aleyhisselam Rabbine dua edince, Yüce Allah:
"Onlar, söylediklerini yapıcı değillerdir.
Eğer sözlerinde sadık iseler, seninle birlikte şu beldede otursunlar!" buyurdu.
İrmiya Aleyhisselam Allah'ın emrini onlara haber verdiği zaman:
"Biz, Allah'ın ahalisine gazap ettiği harap bir beldede nasıl otururuz?" dediler, oturmaktan kaçındılar.
O zaman, İsrail oğulları beldelere dağıldılar.
Onlardan bazıları Hicaz'da Yesrib'e (Medine'ye),
Bazıları Vâdi'l-kurâ'ya ve daha başka yerlere indi.
Onlardan az bir cemaat da Mısır'a gittiler. Mısır kralına iltica ettiler.
İrmiya Aleyhisselam da Mısır'a gitti.
Buhtunnassar, Mısır kralına yazı yazarak:
"Kölelerim benim yanımdan senin yanına kaçtılar.
Onları hemen bana geri gönder!
Göndermezsen seninle çarpışır, beldelerini süvarilere çiğnetirim!" dedi.
Mısır kralı da Buhtunnassar'a:
"Onlar senin kölelerin değil, hürdürler, hürlerin oğullarıdırlar" diye cevap verdi.
Bunun üzerine, Buhtunnassar, Mısır kralının üzerine yürüdü.
Çarpıştılar.
Buhtunnassar onu mağlup ve esir edip öldürdü.
Mısırlıları esir etti.
Sonra, Mağrib diyarına yürüdü. Ülkenin en uzak köşelerine kadar ilerledikten sonra, dönüp Mısır, Kudüs, Filistin ve Ürdün halkından aldığı birçok esirle birlikte Babil'e döndü ki, esirler arasında Danyal Aleyhisselam ile ondan başka peygamberler de bulunuyordu.
İrmiya Aleyhisselam o zaman Mısır'da kaldı.
İrmiya Aleyhisselam, Mısır toprağında oturup küçük bir bahçe edinmişti.
Oraya sebze eker, onunla geçinirdi.
Yüce Allah, ona:
"Küfür toprağında oturmakta, ekip dikmekte, senin için sıkıntı ve uğraşı vardır.
İsrail oğulları hakkındaki gazabımı bilmene rağmen, yer seni nasıl sığdırıyor ve taşıyor?!
İlya (Beytü'l-Makdis) ve onun halkı hakkında vermiş ve uygulamış olduğum o hüküm seni tasalandırsın!
Bu zaman, mâmur yer zamanı değil, fakat yıkık yer zamanıdır!
Öyleyse, hemen şu bahçeciğine varıp dayan, onun duvarlarını yık!
Sebzesini yok et!
Su ırmağını batır ve İlya'ya kavuş!
Kitabım oranın ecelini tebliğ edinceye kadar, İlya senin belden olsun!" diye vahy ve geri dönmesini emr etti.
O zaman mahsul zamanı idi.
İrmiya Aleyhisselam, içinde üzüm ve incir bulunan azık sepetini aldı. Yeni bir su tulumu edinip içine su doldurdu.
Merkebini bağlamak için yeni bir ip büktü.
Korkulu bir halde hemen merkebine binip İlya (Beytü'l-Makdis) yolunu tuttu.
İrmiya Aleyhisselam; merkebinin üzerinde olduğu, sahtiyandan dikilmiş su tulumunun içinde üzüm suyu, sepetinde de incir bulunduğu halde, gelip Beytü'l-Makdis'in üzerinde durdu.
Şehri tavsif edilemeyecek şekilde, son derecede harap bir halde görünce, kendi kendine:
"Sübhânallâh! Allah bana bu beldeye inmemi emretti. Orayı imar buyuracağını da haber verdi.
Acaba burayı ne zaman imar edecek?
Allah burasını ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi.
Sonra, merkebini yeni iple bağladı.
Yüce Allah o sırada İrmiya Aleyhisselama bir uyku verdi.
O da, başını yere koyup uyudu.
Uyuduğu zaman, kendisinin ruhu kabzolundu.
Yüce Allah, onu yüz yıl ölü bir halde bıraktı.
Onun merkebini de onunla birlikte öldürdü.
Fakat, Yüce Allah onu gözlere göstermedi.
Hiçbir kimse onu göremedi.


BEYTÜ'L-MAKDİS'İN İMAR EDİLİŞİ


Rivayete göre; Buhtunnassar ile onun daha üstü olan büyük kral Lührasb öldükten sonra, yerine Beştasb b. Lührasb geçmişti.

Beştasb; Şam ülkesinin harap bir halde olduğunu, Filistin toprağında vahşi, yırtıcı hayvanların çoğaldığını ve orada insanlardan hiçbir kimse kalmadığını işitince:
"Babil toprağında bulunan İsrail oğullarından Şam'a dönmek isteyen kimseler dönsün!" diye nida ettirmiş, Dâvud oğulları hanedanından bir zâtı da onların üzerine kral yaparak, kendisine Beytü'l-Makdis'i imar etmesini ve Beytü'l-Makdis Mescidini yapmasını emretmişti.
Diğer rivayete göre; Beytü'l-Makdis'in imarı, İran hükümdarı Behben tarafından Babil valiliğine tayin edilen Ahşu Yereş ve oğlu Kireş zamanında idi.
Behmen ona yazı yazarak:
İsrail oğullarına yumuşak davranmasını,
Kendilerinin istedikleri yerlere gönderilmelerine, memleketlerine dönmelerine müsaade edilmesini,
Seçecekleri kimseyi başlarına koymasını emretmişti.
Kendisi, Tevrat'ı öğrenmiş ve İsrail oğullarının dinine girmişti.
Danyal Aleyhisselam ile Hananya, Mişayel ve Azerya, Beytü'l-Makdis'e gitmek için Ahşu Yereş'ten izin istemiş idiyseler de, kendisi izin vermeye yanaşmamış:
"Benim yanımda sizin gibi bin peygamber bulunsa, ben sağ oldukça onlardan bir tanesini bile yanımdan ayırmam!" demiş; Danyal Aleyhisselamı devletin kadılık işleri ile birlikte kendisinin her işini yürütmeye de memur etmişti.
Hatta, Buhtunnassar'ın Beytü'l-Makdis'ten aldığı hazinelerde saklanan herşeyin çıkarılıp Beytü'l-Makdis'e iade edilmesini ve Beytü'l-Makdis'in onunla yeniden yapılmasını da ona emretmiş ve yapılmıştı.


İRMİYA ALEYHİSSELAMIN YÜZ YILLIK ÖLÜMÜNDEN SONRA DİRİLTİLİŞİ


Yüce Allah, İrmiya Aleyhisselamı yüz yıllık ölümünden sonra diriltip gözlerini açtırdı.

İrmiya Aleyhisselam şehrin nasıl imar edildiğine ve yapıldığına baktı.
Sonra, cesedinin diriltildiğine baktı.
Sonra, merkebine baktı: Kemiklerinin nasıl birleştirilip yerli yerine geldiğini gördü.
Halbuki, merkebi de kendisi ile birlikte ölmüş, damarları, sinirleri hep çürümüştü.
İrmiya Aleyhisselam bunların nasıl ete büründüklerini, düzgün bir hale geldiğini, can verilerek ayağa kalktığını gördü.
Hatta, onun anırışını bile işitti.
Sonra, üzüm suyuna ve incirine baktı:
Onlar da, koyduğu zamandaki gibi, hiç bozulmamış bir halde idiler.
İrmiya Aleyhisselam, Yüce Allah'ın kudretini böyle apaçık görünce:
"Ben biliyorum ki; Allah herşeye gücü yetendir!" dedi.
Yüce Allah onu bundan sonra da yaşattı.
Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!


YÜZ YILLIK ÖLÜMDEN SONRA DİRİLTİLİŞ HADİSESİNİN KUR'ÂN-I KERÎM'DE AÇIKLANIŞI


"Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, (binalarının) çatıları çökmüş, duvarları üstüne yıkılmış, (kimsecikleri kalmamış) bir kasabaya uğrayarak (kendi kendine):

'Allah burasını ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?' demiş;
Allah da onu yüz yıl ölü bırakmış, sonra dirilterek (kendisine):
'Ne kadar eğleştin?' demiş;
O da:
'Bir gün yahut bir günden az!' demişti.
Allah, (ona):
'Hayır! Yüz yıl (ölü) kaldın!
İşte, yiyeceğine, içeceğine bak: Daha bozulmamıştır!
Bir de merkebine bak!
(Böyle yapmamız) seni insanlara ibret nişanesi kılmamız içindir.
Kemiklere de bak:
Onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz?
Sonra da onlara et giydiriyoruz' dedi.
O, (merkep dirilip eski haline geldiği ve) herşey kendisine apaçık belli olduğu zaman:
'(Artık şu müşahedemle de) biliyorum ki; Allah hiç şüphesiz herşeye hakkıyla gücü yetendir!' dedi."


__________________
Dosturu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:18.


Powered by vBulletin® Version 3.8.0
Copyright ©2000 - 2022, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.0.6 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2022 DragonByte Technologies Ltd.
ForumTayfa

Arşiv: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 16 22 23 24 25 26 27 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 95 96 97 98 99 100 102 103 104 105 106 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 167 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271


ForumTayfa - Link Değişimi
Telinka İletişim | Voip Ürünleri | Link Değişimine Katılın |

Sitemiz bir forum sitesi olduğundan dolayı, kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. ForumTayfa Yöneticileri mesajları itina ile kontrol etse de, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız [email protected] email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.

Any member of our web site has the right of adding comments instantly without getting permisson due to the forum structure of our site basis. Althought, our site modarators check comments with care, all the responsibilities sourced from these comments directly belong to the members. If you still find any illegal content in our site ( A.buse, H.arassment, S.camming, H.acking, W.arez, C.rack, D.ivx, Mp.3 or any Illegal Activity ), please report us via [email protected] .Your reports will be evaluated as soon as the arrival of your e-mail.