ForumTayfa  

Go Back   ForumTayfa > Her Telden > İslam ve İnsan > Peygamberler ve Sahabeler

Peygamberler ve Sahabeler Tüm peygamberler ile ilgili bölüm

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12.12.11, 01:26   #1 (permalink)
Uzman Tayfa
 
Vav HaL-i - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Dec 2009
Nereden: .
Mesaj Sayısı: 5.510
Konu Sayısı: 1901
Takım: Beşiktaş
Rep Gücü: 804175
Rep Puanı: 80415748
Rep Derecesi : Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000Vav HaL-i 0-10000000
Ruh Hali:

Arrow Şit (a.s)




ŞİT (a.s)

Şit (a-s) Hz. Âdem'in beşinci çocuğudur, annesi Havva'dır ve Kur'an'da adı geçmeyen peygamberlerdendir (İbn Sa'd, Tabakatu'l-Kübra, Beyrut 1957, I, 39).
Şit (a.s)'a Şis de denir. Şis kelimesi İbranicedir. Süryanicede buna Şas ve Arapçada Şes denir. Esas manası "Hibetullah"dır. Türkçe karşılığı Allah'ın vergisi, hibe ve bağışı demektir (et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, I, 76).
Rivâyetlere göre Âdem (a.s)'ın oğlu Kabil, kardeşi Habil'i öldürdüğü zaman, Âdem (a.s) ve Havva validemiz çok üzülürler. Yüce Allah bunun üzerine, onlara bir hibe, bir nimet olarak Şit (a.s)'ı verir. Şit (a.s), Kabil'in Habil'i öldürmesinden beş sene sonra dünyaya gelir. O dünyaya geldiği zaman, Cebrail (a.s), Hz. Havva'ya "Allah bu çocuğu (Şit Aleyhisselâm'ı) Habil'in yerine verdi" diyerek teselli eder. Âdem (a.s) da o zaman "Bu çocuk, Allah'ın bize bir hediyesi, bir hibesidir" diyerek sevinir. (İbnu'l-Esir, el-Kâmil, Beyrut 1965, I, 47; İbn Asakir, Tarih, Beyrut 1979, VI, 354; el-Belâzûrî, Ensabu'l-Eşrâf, 1,3).
Âdem (a.s)'dan Hz. Muhammed (s.a.s)'e kadar devam eden bir peygamberlik nuru vardır. Bu nur, Hz. Havva Şit (a.s)'a hamile olunca, onun alnında parlamış, yani Âdem (a.s)'dan ona geçmiş ve Şit (a.s) doğunca da, onun alnında parlamıştır. Bunu fark eden Âdem (a.s), Şit (a.s)'ın kendisinden sonra yerini tutacağını anlamıştır. Bu nur, peygamberden peygambere intikal ederek, nihâyet Abdülmuttalip'den Abdullah'a ve ondan da Hz. Muhammed (s.a.s)'e geçerek, son temelli sahibinde karar kılmıştır (Mesûdî, Mürucu'z-Zeheb, Mısır 1964, I, 37 vd.).
Âdem (a.s)'ın oğlu Kabil ve ondan türeyen Kabiloğulları, ilk putu yaparak yeryüzünde putperestliği başlatmışlardır. Aynı zamanda bir ateş evi yaparak içinde ateş yakmışlar ve ona tapmışlardır. Böylece ilk ateşperestliği de başlatmışlardır. Bununla beraber onlarda içki, zina, çeşitli çalgı aletleri alışkanlıkları da vardı (es-Sa'lebî, el-Arais, Mısır 1951, s. 47; Ya'kutu'l-Hamevî, Mü'cemu'l-Büldan, Beyrut 1956, V, 367).
Şit (a.s) bunları daima Allah'a inanmaya ve ibâdet etmeye davet etmiştir. Kabil ve çocukları onu dinlemeyince, kendi çocukları arasında Allah'ın emir ve yasaklarını tebliğ etmeye devam etmiştir. Zaten Şit (a.s), Âdem (a.s)'ın çocuklarının en iyisi, en üstünü ve babasına en çok benzeyeni idi.
Hz. Âdem (a.s.) vefatından önce onu çağırmış, nasihatta bulunmuş ve: "Ey oğulcuğum sen, benden sonra halifemsin" diyerek takva üzerine hareket etmesini ve bu yoldan asla ayrılmamasını tavsiye etmişti. Şit (a.s) bu yoldan asla ayrılmadığı gibi, çevresindekilere de, asla bu yoldan ayrılmamalarını tavsiye etmiştir. Şit (a.s)'ın kendisi, çocukları ve ona inananlar daima dürüst bir hayat sürdürmüşlerdir.
Şit (a.s)'a kaç sahife gönderildiği hususunda farklı rivâyetler vardır. Muteber olan rivâyete göre, kendisine Yüce Allah tarafından elli sahife gönderilmiş, o da, ona göre tebliğ vazifesini yerine getirmiştir.
Şit (a.s) aynı zamanda, Âdem Aleyhisselâm'dan sonra Kâbe'nin onarımı ile uğraşan, duvarlarını taş ve çamurdan yapan ilk kişidir (İbnu'l-Esir, el-Kâmil, Beyrut, 1965, I, 47 vd.).
Kabiloğulları yeryüzünü dolduracak kadar çoğaldılar. Aralarındaki putperestlik de gittikçe arttı. Yüce Allah, Şit (a.s)'ın neslinden olan Nuh (a.s)'ı onlara peygamber olarak gönderdi. Nuh (a.s) uzun zaman onları, Allah'a ibâdet etmeye çağırmaya devam etti. Fakat onlar Nuh (a.s)'ı yalanladılar ve isyanlarında devam ettiler. Nuh (a.s) onlarla başa çıkamayınca, kendini ve yanındaki mü'minleri onlardan kurtarması için Allah'a şöyle yalvardı:
"Rabb'im, kavmim beni yalanladı. Benimle onların arasını aç (aramızda hükmet), beni ve benimle beraber bulunan mü'minleri kurtar!..." (es-Şuara, 26/117,118). Bunun üzerine tufanda boğuldular. Allah onları helâk etti. Durumları Kur'an'da şöyle haber verilmektedir:
"Hatalarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah'tan başka yardımcılar da bulamadılar" (Nuh, 71/25).
Böylece Âdem Aleyhisselâm'ın Şit Aleyhisselâm'dan başka nesli devam etmedi. Onun soyu Şit (a.s) ile devam etti. Dolayısıyla insanlığın soy direği, Şit (a.s) ile Âdem (a.s)'a dayanmaktadır (et-Taberî, Tarih, Mısır 1326, I, 76 vd.).
Allah'a güzel bir şekilde ibâdet eden ve insanları O'na ibâdet etmeye çağıran Şit (a.s) vefât edince, cenaze namazı çocukları ve torunları tarafından kılınmıştır. Rivâyetlere göre cenazesi, Mekke yakınlarındaki Ebu Kubeys dağında bulunan mağaraya, ebeveyninin yanına defnedilmiştir (Takiyuddin Muhammed b. Ahmed, Şifâu'l-Garam, Beyrut 1405, I, 442).
Nureddin TURGAY


__________________
Vav HaL-i isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.05.12, 17:40   #2 (permalink)
Yeni Tayfa
 
tersinim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Apr 2011
Mesaj Sayısı: 82
Konu Sayısı: 42
Rep Gücü: 12
Rep Puanı: 10
Rep Derecesi : tersinim 0-250000
Standart Cevap: Şit (a.s)




ŞİT (a.s)

Hz. Âdem’in (a.s.) vefatından bir müddet sonra Şit’e (a.s.) peygamberlik verildi ve kendisine elli sayfalık bir suhuf vahiy edildi.

Şit’in (a.s.) babası Âdem (a.s.), annesi Hz. Havva’dır.

Kâbil’in Hâbil’i öldürmesinden beş sene sonra Hibetullah olarak Şit (a.s.) ihsan buyruldu.

Hz. Havva Şit’e (a.s.) hâmile kalınca Cebrail (a.s.) gelerek:

-Ey Havva! Bu çocuk Hâbil’in yerinedir. O Hibetullah’tır dedi.

Hibetullah’a Şes, Şas, Şis ya da Şit denir.

Hz. Havva Şit’e (a.s.) hâmile kalınca Âdem’in (a.s.) alnındaki nur ona geçmişti. Fakat bu nur Hz. Havva’da bir emanetti. Nitekim Şit (a.s.) doğunca bu nur Ona geçti.

Âdem (a.s.) bunu görünce:

-Muhakkak ki şu oğlum yerime geçecek olandır dedi.

Hz. Havva o zamana kadar her batında biri erkek, biri kız olmak üzere ikiz doğurduğu halde Şit’i (a.s.) tek olarak doğurmuştu.

Âdem (a.s.) vefat edeceği zaman Şit’i (a.s.) yanına çağırarak:

-Oğulcuğum! Sen benim halifemsin. Yerime Sen geçeceksin. Kardeşlerini gösterdiğim yoldan götür dedi. Sonra şunları ilâve etti.

-Ey Şit! Oğullarına söyle:

Hiç ayrılmayacaklarmış gibi dünya’ya sarılmasınlar. Hayatın gelip geçici olduğunu unutmasınlar. Bir gün buradan göçüp gideceklerini düşünsünler. Zira ben Cennet’i ayrılmayacak gibi baktım da sonunda olanlar oldu. Hüsrana uğrayanların ilki oldum.

İnsanlara söyle de hanımlarının sözlerini hakikat sanıp hemen kabul etmesinler. Biraz düşünsünler, araştırsınlar; isabet derecesini incelesinler; kabul edeceklerse ondan sonra kabul etsinler. Zira ben hanımımın sözünü düşünmeden kabul ettiğim için yasak ağacın meyvesinden yedim, sonunda uzun ve yakıcı pişmanlıklara maruz kaldım.

Oğulların yapacakları işin sonunu iyice düşünsünler de öyle yapsınlar. Eğer ben yasak ağacın meyvesinden yerken bu işin sonunu iyice düşünseydim bu işler başıma gelmeyecekti.

Rabbim kulları kötü bir iş yaparken içlerine bir burkuntu verir. Bir işe başlarken içlerinde o işe ait bir endişe ve isteksizlik olursa; tekrar, bir daha düşünüp, yeniden tetkik etsinler.

Şayet Ben yasak ağaçtan yiyeceğim sırada içimdeki endişe ve isteksizlik üzerinde durup, kararımı yeniden gözden geçirseydim sonunda bu pişmanlığa düşmeyecek, zelleye maruz kalmayacaktım.

Doğruluk ve isabet derecesini kesin bilmedikleri konularda birbirleriyle istişare etsinler, birbirlerine danışsınlar.

Dürüstlükleri konusunda şüphe etmedikleri kişilerle yapacakları danışmanın sonucundaki karara göre hareket etsinler.

Eğer Ben meleklerle istişare edip işimin sonucunu onlarla müzakere etseydim de ondan sonra bir karara varsaydım başıma gelenlere müstahak olmayacak, musibetlere maruz kalmayacaktım
dedi.

Hz. Şit (a.s.) 912 senelik ömrünü Mekke’de geçirdi ve Allah’ın (c.c.) emirlerini insanlara bildirdi.

Vefat ettiğinde Onu babası ve annesinin yanına defnettiler.

Âdem’in diğer oğullarının soyları tükenmiş olup, insanoğlu Şit (a.s.) oğullarından türemiştir.

= = =

Şit oğulları önceleri gelir, Âdem’in (a.s.) Ebu Kubeys dağındaki mağarada bulunan cesedini ziyaret ederler, Ona tazimde bulunurlar, kendisi için Allah’tan (c.c.) rahmet dilerlerdi.

Kâbil b. Adem oğullarından bir adam kavmini toplayarak:

-Ey Kabil oğulları! Şit oğulları Âdem’in (a.s.) tabutunun etrafında dolanarak Ona tazimde bulunuyorlar, onunla teberrük ediyorlar, onunla bereketleniyorlar.

Fakat sizlerin buna benzer bir şeyiniz yoktur. Siz bundan mahrumsunuz. Ben size bir put yontayım da sizlerde Şit oğulları gibi ona tazimde bulunun, ona tapın, teberrük edin. Belki de onunla bereketlenirsiniz
dedi ve bir put yonttu.

Kâbil oğulları bu puta tapmaya başladılar.

Tarihte ilk put yontan, kavmini putlara tapmayı tavsiye eden bu adamdır.

Vedd, Süva, Yağus, Yauk ve Nesr putları (Nuh 23) gerçekte Âdem oğullarından iyi hâlli, iyi amelli; sevilen, sayılan kişilerdi.

Bunlar birbirleri ardına ölüverdiler. Adem oğulları artlarından ah vah ettiler, gözyaşları döktüler.

Âdem oğullarından birisi:

-Keşki şu iyi kişilerin suretlerini yapan birisi olsa da bizim için suretlerini yapsa? Biz o suretlere bakarak onları hatırlasak, onlara tazimde bulunsak, onları hiç unutmasak, öldükten sonra da onlardan yararlansak, faydalansak? Onlar bizlere ibadete teşvik ederler, doğru yolu hatırlatırlardı dedi.

Kabil oğullarından birisi ortaya çıkıp:

-Ben onlara can vermeye güç yetiremem ama benzer suretlerini yapabilirim. Ben onlara benzeyen beş put yontsam, sizler de onlara tazimde bulunsanız olur mu? dedi.

Onlar da:

-Olur dediler.

Bunun üzerine Kabil oğullarından put yontucusu bu iyi huylu beş kişiye benzeyen beş put yonttu ve dikti. Adlarını bu beş kişinin isimlerini verdi.

Putu dikilenlerin kardeşleri, amcaoğulları, hısım ve akrabaları sık, sık buraya gelirler, onları tavaf ederler, tazimde bulunurlar, onları hayırla anarlar, başuçlarında ağlaşırlardı.

Zamanla bu ziyaretler, tazimler maksadı aştı, tapınmaya dönüştü. İnsanlar tevhit dinini unuttular. Kendilerine hatırlatıldıklarında:

-Bizler babalarımızı, atalarımızı şu putlara taparken, onlara tazim ederken bulmuşuzdur. Bu tapınmaları, tazimleri ancak Allah (c.c.) katında şefaat etmelerini umdukları için yapmaktaydılar.

Sizler atalarımızdan daha iyisini, daha güzelini mi bilmektesiniz?
Derlerdi.

♦ ♦ ♦

Adem oğulları gün güne çoğaldı. Hicaz ve dolayları onlara yetmez oldu. Bir kısmı kuzeye göç etti. Adem oğullarının ikinci vatanı Hicaz’ın kuzeyinde bulunan bu gün Mezopotamya diye anılan yer oldu. Burası Dicle ve Fırat nehirlerinin ortasında çok verimli ve güzel bir yerdi.

Seneler geçti. Adem oğulları gerek sayılarının hızla çoğalması nedeniyle yeterli yiyecek bulamama, gerekse yaratılışlarında var olan derin ve güçlü merak duygusu, gerekse diğer nedenlerle gruplar halinde dört bir yana dağıldılar.

Bu gruplardan bir kısmı kuzeye giderek Anadolu’ya geldi. Bir kısmı doğuya giderek orta Asya’ya, diğer bir kısmı da batıya giderek Filistin, Mısır yörelerine yerleştiler.

Her grup gittikleri yerlere yerleşip ilk medeniyetlerin tohumlarına attılar. Bu arada ateşin ve tekerleğin bulunması Adem oğullarının bu yolculuklarını çok uzaklara kadar yapabilme imkânı verdi ve bütün dünyaya yayıldılar.

Bu gruplardan bir kısmı buz tutmuş olan Bering boğazını geçerek Amerika’ya ulaştılar. Gidenler gittikleri yerlerde kendilerine göre medeniyetler kurdular.

Özelikle Mezopotamya, Filistin, Mısır ve Anadolu dolaylarına yerleşenler burada oldukça ileri medeniyetler kurmuşlardı. Mısır’da yerleşenler papirüsten yaptıkları basit fakat sağlam teknelerle denizlere açıldılar.
Bu ufak, basit fakat sağlam gemilerle okyanusları aşmayı başardılar. Bunlardan bir kısmı bu geziler sırasında rastladıkları adalara yerleştiler. Böylece Adem oğulları dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Fenikelilerde denizcilikte çok ileri gitmişlerdi.

Adem oğulları başlangıçta, ufak farklılarla anne ve babalarından aldıkları tüm özellikleri bütünüyle taşıyorlardı. Gittikleri ve yerleştikleri yörelerin iklim özelliklerine göre saçlarına, gözlerine ve tenlerine renk veren pigmentlerin sayılarında azalmalar ya da çoğalmalar oldu.

Güneşin daha az, daha etkisiz olduğu kuzey yörelerinde yaşayanların pigmentleri azalıp, saç ve göz renkleri açıldı. Sarı saçlı, yeşil ya da mavi gözlü insanlar türedi.

Güneşin daha çok ve daha etkili görüldüğü ekvatora yakın bölgelerde yaşayanlarınsa pigmentleri çoğaldı, zamanla burada yaşayanlarda siyah veya sarı derili insanlar haline geldiler. Böylece değişik renklerde insan ırkları meydana gelmiş oldu.

İnsanlar gittiklere yerlere yerleşince Adem’in (a.s.) basit dilini kullanıyorlardı.

Zamanla başka kelimelere ihtiyaç duyulunca her grup, her ırk kendine göre bir dil geliştirdi. Ve böylece dünya yüzünde aynı kaynaktan gelmelerine rağmen ayrı renklerde, ayrı diller konuşan çeşitli milletler oluştu.

Bu yolla çeşitli milletler, çeşitli diller ortaya çıktı. Zamanla insanlar tek kaynaktan geldiklerini, birbirlerinin kardeşleri olduklarını unuttular.


tersinim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:01.


Powered by vBulletin® Version 3.8.0
Copyright ©2000 - 2022, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.0.6 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2022 DragonByte Technologies Ltd.
ForumTayfa

Arşiv: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 16 22 23 24 25 26 27 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 95 96 97 98 99 100 102 103 104 105 106 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 167 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271


ForumTayfa - Link Değişimi
Telinka İletişim | Voip Ürünleri | Link Değişimine Katılın |

Sitemiz bir forum sitesi olduğundan dolayı, kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. ForumTayfa Yöneticileri mesajları itina ile kontrol etse de, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız [email protected] email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.

Any member of our web site has the right of adding comments instantly without getting permisson due to the forum structure of our site basis. Althought, our site modarators check comments with care, all the responsibilities sourced from these comments directly belong to the members. If you still find any illegal content in our site ( A.buse, H.arassment, S.camming, H.acking, W.arez, C.rack, D.ivx, Mp.3 or any Illegal Activity ), please report us via [email protected] .Your reports will be evaluated as soon as the arrival of your e-mail.