ForumTayfa  

Go Back   ForumTayfa > Gündem > Serbest Kürsü

Serbest Kürsü Fikirlerimizi özgürce paylaşabileceğimiz bölüm... Hakaret ve Bölücülük yasaktır...

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 26.09.10, 20:48   #1 (permalink)
Yeni Tayfa
 
akkasugur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Nov 2009
Nereden: Balıkesir -Burhaniye
Mesaj Sayısı: 56
Konu Sayısı: 48
Takım: Fenerbahçe
Rep Gücü: 20360
Rep Puanı: 2034949
Rep Derecesi : akkasugur 0-3000000akkasugur 0-3000000akkasugur 0-3000000akkasugur 0-3000000akkasugur 0-3000000akkasugur 0-3000000akkasugur 0-3000000akkasugur 0-3000000akkasugur 0-3000000akkasugur 0-3000000akkasugur 0-3000000
Ruh Hali:

Standart Demokrasi Çeşitleri




Demokrasi Çeşitleri ...


-Çoğulcu Demokrasi

-Halk Demokrasisi

-Klasik Demokrasi

-Liberal Demokrasi

-Parlamenter Demokrasi

-Plüralist Demokrasi

-Endüstriyel Demokrasi

-Kalkınmacı Demokrasi

-Koruyucu Demokrasi

-Marksist Demokrasi

-Plebisitçi Demokrasi

-Sosyal Demokrasi

-Yeni Demokrasiler

Çoğulcu Demokrasi


Periyodik, eşit ve adil seçimlerde birden fazla siyasi partinin rekabet etmesine ve çoğunluğu sağlayan parti(lerin) geçici olarak anayasal demokrasinin sınırları çerçevesinde devleti yönetme hakkına sahip olmasına dayanan demokratik sistem.

Biraz daha geniş anlamda, örgütlü grupların toplumsal talepleri dile getirme hakkı ve hükümetin bunlara cevap vermesini temin etme kapasitesi sayesinde işleyen demokrasi biçimi anlamında da kullanılmaktadır.

Liberal Demokrasi



Liberal demokrasi, halkın rızası idealiyle sınırlı yönetim ilkesini dengeleyen demokratik bir yönetim şekli. Onun "liberal" vasfı, vatandaşların özgürlüğünü güvence altına almaya ve onlara devlete karşı koruma sağlamaya göre düzenlenmiş, hükümet üzerinde dahili ve harici denetim ağlarında ifadesini bulur.

Onun "demokratik" vasfı ise, genel oy hakkı ve siyasi eşitlik temelinde işleyen düzenli ve rekabetçi bir sisteme dayanmasından gelir. Her ne kadar bu kavram bir siyasi ilkeyi tanımlamak için kullanılıyorsa da, "liberal demokrasi" aynı zamanda daha yaygın olarak, belirli bir rejim türünü tanımlamak için de kullanılmaktadır. Bu tür bir rejimin ayırıcı vasıfları şunlardır:

1-) Resmi, genellikle de hukuki kurallara dayalı anayasal bir yönetim
2-) Sivil özgürlüklerin ve bireysel hakların güvence altına alınması
3-) Kurumsallaşmış bir iktidar dilimlenmesi ve bir kontrol ve denge sistemi
4-) "Bir kişi bir oy, bir oy bir değer" ilkesine bağlı düzenli seçimler
5-) Parti rekabeti ve siyasi çoğulculuk
6-) Örgütlü grup ve çıkarların hükümetten bağımsız oluşu
7-) Piyasa kurallarına göre örgütlenmiş bir özel-teşebbüs ekonomisi
__________________

Parlamenter Demokrasi



Parlamenter demokrasi halk tarafından seçilmiş olan ve yönetenler ile yönetilenler arasında detaylı bir ilişki kuran müzakereci bir meclis aracılığıyla faaliyet gösteren demokratik yönetimin bir türüdür.

Bu anlamda demokrasi, esas olarak, sorumlu ve temsili bir yönetim anlamına gelmektedir. Bu çerçevede parlamenter demokrasi, elit yönetimine karşı halk katılımını dengeler; hükümet halka karşı değil ama halkın seçtiği temsilcilere karşı doğrudan hesap verir bir konumdadır. Bu tür bir sistemin çekiciliği, temsilcilerin eğitimli olmaları ile müzakere ve tartışma fırsatı bulmaları sayesinde, vatandaşların çıkarlarını onlardan daha iyi tanımlayabileceklerine ilişkin varsayımdan kaynaklanmaktadır.

J. S Mill ve Burke'ün dile getirdiği gibi klasik şekliyle parlamenter demokrasi, parlamenterlerin onları seçenler adına kendilerinin düşünüp karar vermesini gerektirir. Bununla beraber modern parti siyaseti, parlamenter demokrasi fikriyle vesayetçi demokrasiyi birleştirmiştir
Plüralist Demokrasi



Plüralist demokrasi kavramı, çok sayıda parti arasındaki rekabetçi seçimlere dayanan demokratik sistemi anlatmak için, bazen liberal demokrasiyle birbirinin yerine kullanılır.

Daha spesifik olarak, halkın taleplerini dile getiren örgütlü grup ve çıkarların, hükümetin sorumluluğunu sağlama kapasitesine dayanarak işleyen bir demokrasi şeklini ifade eder. Bu yönüyle parlamenter demokrasiye ve çoğunlukçuluğun tüm biçimlerine karşı bir alternatif olarak görülebilir. Sağlıklı bir plüralist demokrasinin şartları şunlardır:

1-) Siyasi güç, birbiriyle rekabet halindeki gruplar arasında yaygın bir şekilde bölünmüştür ve özellikle elit gruplar mevcut değildir.

2-) Üyelerine karşı hesaba çekilebilir liderleri olan grupların, yüksek derecede bir iç uyumu mevcuttur.

3-) Gruplara bir dizi erişim noktası sunmak için yeterince parçalanmış [bir veya birçok gruba dayanmayan] nötr bir hükümet aygıtı vardır.

Kalkınmacı Demokrasi



Erken dönem demokrasi teorisi bireysel haklar ve çıkarları koruma ihtiyacı üzerinde odaklanmışsa da, daha sonra alternatif bir ilgi alanına, bireyin ve topluluğun gelişimi konusuna odaklanmıştır. Bu durum, genel olarak kalkınmacı demokrasi sistemleri olarak ifade edilen pek çok yeni demokratik yönetim modellerini ortaya çıkarmıştır.

Bu tür modellerden en yeni ve en radikal olanı Jean-Jacques Rousseau tarafından geliştirilmiştir. Rousseau'nun fikirleri, birçok bakımdan dönemin egemen liberal demokrasi kavrayışından bir ayrılışı ifade etmiş ve Marksist ve anarşist gelenekler üzerinde olduğu kadar, sonraki dönemlerde Yeni Sol üzerinde de etkide bulunmuştur. Rousseau'ya göre demokrasi nihai olarak, insanların onun aracılığıyla özgürlüğe veya "bir yasaya itaat eden, kendisine itaat etmiş olur" iradesinde somutlaşan anlamda özerkliğe ulaşabilmelerinin bir aracıdır.

Diğer bir iradeyle, vatandaşlar ancak içinde yaşadıkları topluluğun hayatının şekillendirilmesi-ne doğrudan ve sürekli katılmaları halinde "özgür"dürler. Bu yaklaşım, alışılmış seçimli demokrasi anlayışının çok ötesine geçmekte ve doğrudan demokrasiye ilişkin daha radikal bir idealin desteklenmesini ifade etmektedir. Aslında Rousseau, İngiltere'de yapılan seçim uygulamasının şiddetli bir eleştiricisiydi ve Sosyal Sözleşme'sinde şöyle diyordu:

İngiliz halkı kendisini hür zannediyor, oysa bu çok ciddi bir hata; onlar sadece parlamentonun üyelerini seçerken özgürdürler; onlar seçilir seçilmez, halk köleleştirilmiş demektir; ve bu da bu hiçbir şey demektir. İngiliz halkı sahip olduğu kısa bir özgürlük anını, onu kaybetmeyi hak edecek şekilde kullanmaktadır.

Rousseau'nun modeline yeni olma niteliği veren, onun özgürlüğün nihai olarak genel iradeye itaat anlamına geldiğine ilişkin ısrarıydı. Rousseau, "özel" veya bencil iradenin tam karşıtı olarak genel iradenin, her bir vatandaşın "doğru" iradesi olduğuna inanıyordu. Genel iradeye itaat ettiklerinde, vatandaşlar kendi "hakiki" doğalarına itaat etmekten başka bir şey yapmamaktadırlar ve bu anlamda genel irade, bireyler diğerkâm bir şekilde davrandıklarında gerçekleşecek olan iradeyi ifade etmektedir.

Rousseau'nun yaklaşımında, bu tür bir radikal kalkınmacı demokrasi sistemi sadece siyasi eşitliği değil, aynı zamanda nispeten yüksek düzeyde bir siyasi eşitliği de gerektirir. Her ne kadar ortak mülkiyetin bir savunucusu değilse de, Rousseau "hiçbir vatandaş diğerini satın alacak kadar zengin olmamalı, hiçbir vatandaş da kendisini satmaya zorlanacak kadar fakir olmamalı" diyordu ((1762) 1913:96).

Rousseau'nun teorileri, 1960'larda ve 1970'lerde yeni sol düşünürlerce savunula-n katılımcı demokrasiye ilişkin modern düşüncenin şekillenmesine katkıda bulundu. Bu yaklaşım, her vatandaşın kendi hayatını şekillendiren kararlara katılarak kendi kendisini geliştirebileceği bir toplumun, yani "katılımcı toplum"un faziletlerine övgüyü ifade etmektedir. Bu hedefe toplumun bütün anahtar kurumlarında açıklık, hesaba çekilebilirlik ve ademi merkeziyetçilik aracılığıyla ulaşılabilir.

Bu anahtar kurumlar ise siyasi partiler, çıkar gurupları ve yasa yapıcı organlar gibi "siyasi" kurumları olduğu kadar, aileyi, işyerini ve yerel toplulukları da kapsamaktadır. Bu modelin merkezinde ise "grass-roots demokrasi" fikri, yani siyasi iktidarın mümkün olan en düşük düzeyde uygulanması inancı vardır. Ancak Rousseau'nun teorileri de, vatandaşların "hakiki" iradeleri ile "hissedilen" veya sübjektif iradeleri ayrımına dayanmakla eleştirilmiştir.

Rousseau'nun bu teorisinin tehlikesi şudur: eğer genel irade basit bir şekilde vatandaşlara ne istediklerinin sorulması yoluyla tanımlanamayacaksa (çünkü bu teoriye göre vatandaşlar bencillikten dolayı körleşmiş olabilirler), genel iradenin yukarıdan, belki de toplumun "hakiki" çıkarlarını uygulama iddiasındaki bir diktatör tarafından tanımlanması için bir zemin var demektir.

Rousseau, kimi zaman totaliter demokrasi adı verilen şeyin mimarı olarak görülmektedir (Talmon, 1952). Ancak, kalkınmacı demokrasinin temsili hükümetin liberal modeliyle uyumlu olan daha ılımlı bir modeli geliştirilmiştir. Bu kalkınmacı demokrasi görüşü kaynağını John Stuart Mill'in yazılarında bulur. Mill'e göre demokrasinin merkezi fazileti, bireysel kapasitelerin "en yüksek ve en ahenkli" gelişimini teşvik etmesidir.

Vatandaşlar siyasi hayata katılarak anlayışlarını zenginleştirir, duyarlılıklarını güçlendirir ve kişisel gelişimlerini daha yüksek düzeyine ulaşırlar. Kısacası demokrasi temelde bir eğitim tecrübesidir. Sonuç olarak Mill, oy verme hakkının okur-yazar olmayanlar dahil herkesi içine alacak kadar genişletilmesi gerektiğini ileri sürerek, siyasi katılımın genişletilmesini önermiştir. Bu süreçte Mill, zamanına göre radikal bir şekilde, oy verme hakkının kadınlara kadar genişletilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Buna ilave olarak, güçlü ve bağımsız yerel otoriteleri -bunun kamu görevi yapmaya imkan veren fırsatları genişletebileceği inancından hareketle- savunmuştur.

Diğer yandan Mill, tüm liberallerle aynı paralelde, demokrasinin tehlikesinden de haberdardı. Aslında Mill'in görüşleri, şekli siyasi eşitliği reddetmesi bakımından, ana akım liberal düşünceden ayrılıyordu. Eflatun'u izleyen Mill, bütün siyasi fikirlerin eşit olmadığına inandı. Bunun sonucu olarak Mill, çoklu bir oy verme sistemi önerdi. Buna göre vasıfsız işçiler tek bir oya, vasıflı işçiler iki oya, yetişmiş kişiler ve donanımlı meslek mensupları beş veya altı oya sahip olacaktı.

Bununla beraber, onun demokrasi karşısındaki başlıca çekincesi, Alexis de Tocqueville'in meşhur tanımıyla "çoğunluğun tiranlığı"ndan duyulan liberal korkuya dayanıyordu. Diğer bir ifadeyle, demokrasi her zaman bireysel özgürlüklerin ve azınlık haklarının halk adına tahrip edilmesi tehlikesini içerir.

Bu bağlamda Mill'in daha özel bir endişesi, demokrasinin, insanların çoğunluğun iradesini kabul etmeyi, böylece yeknesaklığı ve kör bir konformizmi kolaylaştırarak, müzakerenin, eleştirinin ve genel olarak entelektüel hayatın kökünü kazıyabileceğiydi. Çok basit bir ifadeyle, çoğunluk her zaman haklı değildir; ve hikmetli bir fikir basit bir el kaldırıp oy vermeyle belirlenemez. Bu yüzden Mill'in fikirleri müzakereci demokrasi veya parlamenter demokrasi fikrini destekliyordu.


Koruyucu Demokrasi



Onyedinci ve onsekizinci yüzyılda demokratik idealler yeniden canlandığında, Eski Yunan'ın klasik demokrasisinden çok farklı bir biçiminde belirmiştir. Demokrasi, halkın siyasete katılmasını sağlayan bir mekanizma olarak daha az algılanmaya başlandı ve daha çok vatandaşların kendilerini hükümetin tecavüzünden koruyabildikleri bir mekanizma, yani koruyucu demokrasi anlamında kabul edildi.

Bu yaklaşım özellikle, temel kaygıları her şeyden önce bireysel özgürlüğe mümkün olan en geniş alanı yaratmak olan erken dönem liberal düşünürlerince savunuldu. Bireyi her şeye kadir hükümetten koruma arzusu, Aristo'nun Eflatun'a verdiği ve tüm demokratik duyarlılıkların belki de en erken formu olan şu cevapta ifadesini buldu: "quis custodiet costodes?" ("Bekçileri kim bekleyecek?" / "Koruyuculardan kim koruyacak?").

Denetlenmeyen iktidardan duyulan aynı kaygıyı, onyedinci yüzyılda, oy verme hakkının doğal haklara, özellikle de mülkiyet hakkına dayandığını ileri süren John Locke da dile getirmiştir. Eğer hükümet vergiler aracılığıyla mülkiyete el koyma gücüne sahip olursa, vatandaşların da vergi koyma işini denetleyecek bir organ (yani yasama organı) oluşturmaya yetkisi olmalıydı.

Diğer bir ifadeyle demokrasi, temsili bir meclis aracılığıyla işleyen "rızaya dayalı yönetim" sistemi anlamına geliyordu. Bununla beraber, modern standartlara göre düşünülecek olursa, sadece mülk sahiplerinin oy kullanması gerektiğine, çünkü sadece onların hükümet tarafından ihlal edilebilecek doğal haklara sahip olduğuna inanması bakımından, Locke'un kendisi bir demokrat değildi. Daha radikal bir genel oy fikri, onsekizinci yüzyılın sonlarından itibaren Jeremy Bentham ve James Mill (1773-1836) gibi faydacı teorisyenler tarafından geliştirildi.

Demokrasi lehine faydacı argüman, aynı zamanda bireysel çıkarların korunması ve geliştirilmesi ihtiyacına da dayanıyordu. Bentham, bütün bireyler haz aradığından ve acıdan kaçındığından dolayı, evrensel oy hakkının (ki o günlerde bu erkeklerin oy kullanması demekti) "en büyük sayıdaki insan topluluğu için en büyük mutluluğu" sağlamanın tek yolu olduğuna inanıyordu.

Bununla beraber, demokrasiyi koruyucu temelde haklılaştırmak, demokratik yönetim adına sadece sınırlı bir onaylamayı ifade eder. Kısacası, koruyucu demokrasi demokrasinin dolaylı ve sınırlı bir şeklinden başka bir şey değildir. Yönetilenlerin rızası, uygulamada düzenli ve rekabetçi seçimlerdeki oyla sağlanır. Böylece yönetenlerin hesaba çekilebilirliği sağlanmış olur. Siyasi eşitlik de dar bir teknik anlamda, eşit oy hakkı olarak anlaşılır.

Dahası bu sistem, her şeyden önce hükümetin uygulamalarını denetlemeyi sağlayan formel ve informel kurallar bütünü çerçevesinde işleyen bir anayasal demokrasi sistemidir. Eğer oy hakkı bireysel özgürlüğü savunmanın bir aracı ise, özgürlük de ayrı bir yasama, yürütme ve yargı mekanizması oluşturma yoluyla sağlanmış kuvvetler ayrılığı ve ifade özgürlüğü, hareket özgürlüğü ve keyfi tutuklamadan masun olma özgürlüğü çerçevesinde garanti altına alınmalıdır.

Son olarak koruyucu demokrasi, vatandaşlara, kendi hayatlarını kendi tercih ettikleri şekilde yaşayabilmeleri için mümkün olan en geniş alanı açmayı amaçlar. Bu bakımdan laissez-faire kapitalizmiyle ve bireylerin ekonomik ve sosyal durumlarından bütünüyle kendilerinin sorumlu oldukları inancıyla uyumludur. Dolayısıyla koruyucu demokrasi özellikle klasik liberaller tarafından ve modern siyasette de Yeni Sağ savunucuları tarafından benimsenmiştir.
_____
Sosyal Demokrasi



Gerek geçmişte, gerekse günümüzde farklı kişiler tarafından sosyal demokrasi kavramından, çok farklı şeyler anlaşılıyorsa da, sosyal demokrasi ortaya çıktığı dönem, yani 19. yüzyıl sonları açısından “siyasal demokrasi içinde emekçi sınıfların sosyal ve ekonomik haklarının genişletilmesi amacına yönelik tüm savaşımları kapsayan bir öğreti” olarak tanımlanabilir.

Fakat ayrıntılara girildiği zaman meselenin böylesine kolay açıklanabilir ve yalın olmadığı görülecektir. Örneğin daha sonra Bolşevik Parti adını alan ve Rus Çarlığı’nda bir devrim gerçekleştirerek SSCB’yi kuran partinin adı da Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ydi.

Buna karşılık Almanya’da Rosa Luxemburg yönetimin de benzer bir eylem yapmak isteyenleri engelleyen parti de Almanya Sosyal Demokrat Partisi adını taşıyordu. Aynı ad altında çok farklı beklentiler olabilmektedir.

Kaldı ki günümüz dünyasında farklı ülkelerdeki sosyal demokrat partiler çok daha kesin sınırlarla birbirinden ayrılabilmektedir. Tüm bunların dışında aynı ülke içinde öylesi sosyal demokrat hareketler olabilmektedir ki, aralarında ad aynılığından başka ortak bir nokta bulmak mümkün olmamaktadır.

Tarihsel olarak sosyal demokrasinin gelişimine baktığımız zaman öncelikle 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa kıtasında sanayi işçilerinin sayıca ve toplum içindeki oran olarak hızla büyüdükleri noktasından harekete geçmek gerekir. İşte sosyal demokrasi bu sanayi işçilerinin taleplerinin dile gelmesinden başka bir şey değildir. Fakat burada bir hususun baştan açıklanması gerekir.

İşin o aşamasında sosyalizmle sosyal demokrasi arasında kuramsal bir farklılık gözetilmediği gibi, talepler açısından bir farklılık gözlenmesi de mümkün değildi. Kapitalist toplumun kurumlarını, yapısını ve inancını, işçi sınıfının yararına değiştirmek isteyen tüm görüşler sosyal demokrasi olarak adlandırılıyordu.

Günümüzde “sağ” ve “sol” ayrımı o günlere oranla çok değişmiş bulunmaktadır. Gerçekten o dönemde sağ dendiği zaman anlaşılan mutlakıyetçiler, monarşistler ve çok ufak bir kısım liberallerdi. Sol dendiği zaman ise liberallerin büyük bir bölümü ve sosyal demokratlar anlaşılırdı. Günümüzde ise sağı liberalistler temsil ederken, sosyal demokratların bir bölümü de sağ içinde görülebilmektedir. Buna karşılık sol, sosyalistler ile diğer sosyal demokratlardan oluşmaktadır.

Pek çok yazarın özenle vurguladıkları gibi liberallerle sosyal demokratlar arasındaki ayrım bundan elli sene önce oldukça fazlaydı. Ancak günümüzde bu ayrım çok azalmıştır. Belki de birçok kuşak sonra tüm olarak kaybolacaktır. Zira liberaller gitgide sosyal bir nitelik kazanırken, sosyal demokratlar mülkiyet ve ekonominin devlet tekelinde bulunması konusundaki düşüncelerini önemli ölçüde yumuşatmışlardır.

Hatta ilginç bir nokta olarak, günümüz ABD’sinde “liberal” olarak adlandırılan bir kişinin görüşleri, Avrupa’da sosyal demokrat olarak adlandırılan kişilerin görüşleriyle aynıdır. Yani Avrupa’da sosyal demokrat olarak nitelenen görüşler ABD’de liberal olarak nitelenmektedir. Ayrıca günümüzde sosyal demokrat partilerden pek çoğunun ekonomik alanda savunduklarının liberalizmden başka bir şey olmaması çok ilginçtir.

Sosyal demokrasinin sosyalizmden gitgide uzaklaşması ve liberal görüşleri savunmaya başlaması yönündeki gelişmeler 20. yüzyılın başlarına denk düşmektedir. Yani sosyalizmle sosyal demokrasi arasında başlayan uzaklaşmanın kristalleşmesi ancak 20. yüzyılın başlarında olmuştur. Zira gerek I. Enternasyonal’de (1864, 1876) ve gerekse II. Enternasyonel’de (1889-1914) sol düşüncenin tüm farklı anlayışları temsil edilmiştir. Ancak devrimden sonra SSCB’de toplanan III. Enternasyonel’le yolların iyice ayrıldığı ortaya konmuştur.

Sosyal demokrasi devletin ödevlerini artırdığı gibi, halkın ödevlerini de artırmaktadır. Burada siyasetin kapsamı genişlemektedir. Devletin temel görevi var olan özgürlükleri korumak değil, var olması gereken özgürlüklerin ortamını hazırlamaktır. Servetin belirli ellerde toplanması, farklı gelir grupları arasındaki büyük farklar, fırsat eşitliğinin yokluğu, işsizlik vb. hususlar sosyal demokrasinin ilk mücadele hedefleri olmaktad

Sosyal Demokrasi



Gerek geçmişte, gerekse günümüzde farklı kişiler tarafından sosyal demokrasi kavramından, çok farklı şeyler anlaşılıyorsa da, sosyal demokrasi ortaya çıktığı dönem, yani 19. yüzyıl sonları açısından “siyasal demokrasi içinde emekçi sınıfların sosyal ve ekonomik haklarının genişletilmesi amacına yönelik tüm savaşımları kapsayan bir öğreti” olarak tanımlanabilir.

Fakat ayrıntılara girildiği zaman meselenin böylesine kolay açıklanabilir ve yalın olmadığı görülecektir. Örneğin daha sonra Bolşevik Parti adını alan ve Rus Çarlığı’nda bir devrim gerçekleştirerek SSCB’yi kuran partinin adı da Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ydi.

Buna karşılık Almanya’da Rosa Luxemburg yönetimin de benzer bir eylem yapmak isteyenleri engelleyen parti de Almanya Sosyal Demokrat Partisi adını taşıyordu. Aynı ad altında çok farklı beklentiler olabilmektedir.

Kaldı ki günümüz dünyasında farklı ülkelerdeki sosyal demokrat partiler çok daha kesin sınırlarla birbirinden ayrılabilmektedir. Tüm bunların dışında aynı ülke içinde öylesi sosyal demokrat hareketler olabilmektedir ki, aralarında ad aynılığından başka ortak bir nokta bulmak mümkün olmamaktadır.

Tarihsel olarak sosyal demokrasinin gelişimine baktığımız zaman öncelikle 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa kıtasında sanayi işçilerinin sayıca ve toplum içindeki oran olarak hızla büyüdükleri noktasından harekete geçmek gerekir. İşte sosyal demokrasi bu sanayi işçilerinin taleplerinin dile gelmesinden başka bir şey değildir. Fakat burada bir hususun baştan açıklanması gerekir.

İşin o aşamasında sosyalizmle sosyal demokrasi arasında kuramsal bir farklılık gözetilmediği gibi, talepler açısından bir farklılık gözlenmesi de mümkün değildi. Kapitalist toplumun kurumlarını, yapısını ve inancını, işçi sınıfının yararına değiştirmek isteyen tüm görüşler sosyal demokrasi olarak adlandırılıyordu.

Günümüzde “sağ” ve “sol” ayrımı o günlere oranla çok değişmiş bulunmaktadır. Gerçekten o dönemde sağ dendiği zaman anlaşılan mutlakıyetçiler, monarşistler ve çok ufak bir kısım liberallerdi. Sol dendiği zaman ise liberallerin büyük bir bölümü ve sosyal demokratlar anlaşılırdı. Günümüzde ise sağı liberalistler temsil ederken, sosyal demokratların bir bölümü de sağ içinde görülebilmektedir. Buna karşılık sol, sosyalistler ile diğer sosyal demokratlardan oluşmaktadır.

Pek çok yazarın özenle vurguladıkları gibi liberallerle sosyal demokratlar arasındaki ayrım bundan elli sene önce oldukça fazlaydı. Ancak günümüzde bu ayrım çok azalmıştır. Belki de birçok kuşak sonra tüm olarak kaybolacaktır. Zira liberaller gitgide sosyal bir nitelik kazanırken, sosyal demokratlar mülkiyet ve ekonominin devlet tekelinde bulunması konusundaki düşüncelerini önemli ölçüde yumuşatmışlardır.

Hatta ilginç bir nokta olarak, günümüz ABD’sinde “liberal” olarak adlandırılan bir kişinin görüşleri, Avrupa’da sosyal demokrat olarak adlandırılan kişilerin görüşleriyle aynıdır. Yani Avrupa’da sosyal demokrat olarak nitelenen görüşler ABD’de liberal olarak nitelenmektedir. Ayrıca günümüzde sosyal demokrat partilerden pek çoğunun ekonomik alanda savunduklarının liberalizmden başka bir şey olmaması çok ilginçtir.

Sosyal demokrasinin sosyalizmden gitgide uzaklaşması ve liberal görüşleri savunmaya başlaması yönündeki gelişmeler 20. yüzyılın başlarına denk düşmektedir. Yani sosyalizmle sosyal demokrasi arasında başlayan uzaklaşmanın kristalleşmesi ancak 20. yüzyılın başlarında olmuştur. Zira gerek I. Enternasyonal’de (1864, 1876) ve gerekse II. Enternasyonel’de (1889-1914) sol düşüncenin tüm farklı anlayışları temsil edilmiştir. Ancak devrimden sonra SSCB’de toplanan III. Enternasyonel’le yolların iyice ayrıldığı ortaya konmuştur.

Sosyal demokrasi devletin ödevlerini artırdığı gibi, halkın ödevlerini de artırmaktadır. Burada siyasetin kapsamı genişlemektedir. Devletin temel görevi var olan özgürlükleri korumak değil, var olması gereken özgürlüklerin ortamını hazırlamaktır. Servetin belirli ellerde toplanması, farklı gelir grupları arasındaki büyük farklar, fırsat eşitliğinin yokluğu, işsizlik vb. hususlar sosyal demokrasinin ilk mücadele hedefleri olmaktadır



akkasugur isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
MemLekette Demokrasi Var bi`kahvedaha Film Fragmanları 3 08.09.10 17:24
Haydut - Demokrasi b.Jörk Türkçe Video Klip 0 11.05.10 17:13
Baynlar için yıl başı hediye çeşitleri (kırmızı hediye çeşitleri ) iza_bel_149 Kadın Dünyası 1 19.12.09 22:11
Demokrasi recep_oflu Tayfa Sözlük 0 18.05.07 14:49
Devlet ve demokrasi vadaa Genel Kültür 0 20.02.07 12:26


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 04:06.


Powered by vBulletin® Version 3.8.0
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.0.6 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2020 DragonByte Technologies Ltd.
ForumTayfa

Arşiv: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 16 22 23 24 25 26 27 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 95 96 97 98 99 100 102 103 104 105 106 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 167 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271


ForumTayfa - Link Değişimi
Telinka İletişim | Voip Ürünleri | Link Değişimine Katılın |

Sitemiz bir forum sitesi olduğundan dolayı, kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. ForumTayfa Yöneticileri mesajları itina ile kontrol etse de, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız [email protected]tayfa.com email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.

Any member of our web site has the right of adding comments instantly without getting permisson due to the forum structure of our site basis. Althought, our site modarators check comments with care, all the responsibilities sourced from these comments directly belong to the members. If you still find any illegal content in our site ( A.buse, H.arassment, S.camming, H.acking, W.arez, C.rack, D.ivx, Mp.3 or any Illegal Activity ), please report us via [email protected] .Your reports will be evaluated as soon as the arrival of your e-mail.