ForumTayfa  

Go Back   ForumTayfa > Her Telden > Biyografi > Siyaset Adamı

Siyaset Adamı Siyaset Adamı biyografilerini paylaştığımız bölümümüz.

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 18.06.09, 10:11   #1 (permalink)
Süper Tayfa
 
-Asi Ruh- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Apr 2009
Mesaj Sayısı: 7.499
Konu Sayısı: 4577
Rep Gücü: 240250
Rep Puanı: 24023265
Rep Derecesi : -Asi Ruh- 0-10000000-Asi Ruh- 0-10000000-Asi Ruh- 0-10000000-Asi Ruh- 0-10000000-Asi Ruh- 0-10000000-Asi Ruh- 0-10000000-Asi Ruh- 0-10000000-Asi Ruh- 0-10000000-Asi Ruh- 0-10000000-Asi Ruh- 0-10000000-Asi Ruh- 0-10000000
Ruh Hali:

Standart Hugo Chavez




Yeni idol: Hugo Chavez (1)

[Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir.Kayıt Olmak İçin Tıklayınız...]


Hugo Chavez, sadece Venezüella'da değil, tüm dünyada devrimci canlanmanın yolunu açıyor

Adı Hugo Rafael Chavez Frias; ama kısaca 'Chavez' denildiği zaman herkes, 1998'den bugüne akla hayale gelmedik tertiplere rağmen Venezüella'yı yönetmeyi beceren ve 'mükemmel darbecinin el kitabı'nın karizmasını çizerek ABD'yi madara eden adamdan söz edildiğini anlıyor. Kimileri ona yeni Fidel Castro diyor. Chavez, arka bahçeden kuzeydeki kovboyun egemenlik alanlarına yüklendikçe, sanki çevresindeki hale daha bir genişliyor. Sadece Venezüella'da, sadece Latin Amerika'da değil, dünyanın bütün ezilmiş, boş yere kanı akmış, küçücük ekmek ve azıcık umut dileyenlerin yaşadığı tüm kara parçalarında, yeni bir mihrap haline dönüşüyor. Ve Chavez'in ABD'ye karşı tavizsiz tutumunu sürdürdüğü her gün, sağlıklı içme suyundan, basit tedavi gereçlerinden, alfabeden, kitaptan, defterden, temiz çamaşırdan ya da toptan ifade etmek gerekirse; dünyanın 'tuzu kuru' yakasında yaşayanların sıcak yuvasında ne varsa, bunların hepsinden yoksun bırakılan, dünyanın 'baldırı çıplak' yakasında yaşayanlar, ayağa kalkmaya mecali olmasa da, 'zambo'nun, 'rambo'ya meydan okuyuşundan fazlasıyla heyecanlanıyor.
İşte, dünyanın aç kıtalarının yeni devrimci idolü Hugo Chavez'in; bir yanda barikatlar, tencere tava konserleri, neşeli kahkahalar, şarkılar, ateşli sloganlar eşliğindeki; diğer yanda ise 'USA' damgalı provokasyonlar, kitlesel katliamlar, karanlık adamlar ve önü kesilen yağmacılığın sonucu ortaya çıkan hiddetin gölgesindeki gerçek hayat hikâyesi...

ilk tercihi askerlik
Hugo Chavez, 28 Temmuz 1954 doğumlu. Ailenin altı erkek çocuğundan biri. Hem annesi hem de babası öğretmen. 'Zambo' diye adlandırılan yerli ırkla siyah ırkın karışımı, orta halli bir ailenin çocuğu olarak okumak dışında bir seçeneği yok. O da bu gerçeğin farkında ve okuyor, askeri okula kaydını yaptırıyor. Solculuğu kesin olarak babadan kalma değil. Zira babası sağcı Sosyal Hristiyan Parti'nin üyesi. Kuvvetle muhtemel, Chavez ailesine sol düşünceleri ilk sokan Hugo Chavez'in şimdilerde Venezüella'nın Küba Büyükelçisi olan ağabeyi Adan Chavez.
Hugo Chavez'in, çevresinin de etkisiyle ordu içinde antiemperyalist bir grup kurmasına ve girdiği diğer siyasal ilişkilere rağmen başlarda aktif bir siyasal yaşamının olduğunu söylemek zordu. Onu, her şeyi ardında bırakarak kesin olarak devrimciliğe yönelten faktör, 1989'da 3 bin kişinin hayatına mal olan 'Caracazo'da yaşadığı sarsıntı olacaktı. Caracazo, 'Caracas patlaması' demekti ve bu olay, yalnızca Chavez'in değil, tüm Venezüella'nın bilincini etkileyecekti.


Büyük hayali: Beyzbol
Hugo Chavez'in, askeri akademide, kültürel faaliyetlerinin yanında beyzbol takımında yer alması, onu kısa süre içinde popüler öğrencilerden biri yaptı. Chavez'in okulunun kapılarının biraz da zorunluluktan ötürü yoksul aile çocuklarına açık olması ve sanılanın aksine bu öğrencilerin eğitiminde CIA'in neredeyse hiçbir rolünün bulunmaması, önemli bir şanstı. Bu zemin Chavez'in siyasal tercihlerini doğrudan etkileyecekti. Ama diğer yandan Chavez'in o günlerde iyi bir profesyonel beyzbol oyuncusu olmayı hedeflediği gerçeğini de atlamamak gerekiyor.


Ordu içindeki öncü grup
Chavez, askeri öğrenci olarak gittiği Peru'da tanıştığı Perulu general Jian Velasco Alcarado'nun 'Peru Ulusal Devrimi' adlı kitabından fazlasıyla etkilendi. Öylesine ki, Chavez'in profesyonel beyzbol oyunculuğu hayaline son verip siyasete yöneldiği süreç, biraz da böyle başladı. Okuyup öğrendikçe de, ülkesindeki sisteme karşı süren gerilla mücadelesi ile onu gerillaya karşı savaşmaya mecbur kılan askerlik mesleği arasında bocalamaya başladı. Bu derin çelişkisini yıllar sonra ünlü yazar Gabriel Garcia Marquez'e şöyle anlatacaktı:
"Neden buradayım? Bir tarafta askeri elbise giyinmiş köylüler, gerillaya katılan köylülere işkence yapıyor; diğer tarafta kendine gerilla diyen köylüler, haki renk elbise giymiş köylüleri katlediyor. Bu böyle sürüp giderken, savaş sona erdiğinde, kimin kimi vurduğunun hiçbir önemi kalmıyor. Her şey orada kalıyor. Varoluşa dair bu ilk çelişkimle epey sarsılmıştım."
Bu sarsıntıyı yaşamamış olsa, bugün kenara atılmış emekli bir beyzbol oyuncusu olma ihtimali yüksek olan Chavez, yaşadığı bu çelişkilerle savaşmaya karar verdiğinde, artık geri dönüşsüz yeni bir yola girmişti.
Ülkesinin dertleriyle dertlenen Chavez, subay adayı arkadaşlarının bazılarını da yanına çekerek antiemperyalist siyasi bir hareket örgütlemeye girişti. 5 Temmuz 1975'te Venezüella Askeri Bilimler Akademisi'nden mezun olduğunda sadece teğmen değil, askerlerden oluşan küçük bir yeraltı örgütünün de yöneticisiydi.


Bolivaryen bir Maocu
Chavez, siyasal yaşamında etkilendiği tarihsel kişiliklerden söz ederken, İsa'dan Che Guevara'ya neredeyse kurtuluş mücadelelerinin öne çıkardığı herkesi sayıyor. 12 Nisan 2005'te yaptığı bir konuşmada ise yaptığı göndermeler daha net: "Askeri okula girdiğimden bu yana Maocuyum, Che Guevara'yı okuyarak, Bolivar'ı, konuşmalarını ve mektuplarını okuyarak, tüm bunların karışımı olan Bolivaryen bir Maocu oldum."
Chavez'in ilk ilişkiye geçtiği siyasal yapı, Douglas Bravo'nun Venezüella Komünist Partisi'nden ayrılarak kurmuş olduğu Venezüella Devrim Partisi'dir (PRV). Bravo, 'asker-sivil ittifakına dayalı bir devrim' diye tanımladığı darbeci modeli savunuyordu. Darbeciliği o denli benimsemişti ki, yıllar sonra Chavez'e karşı gerçekleştirilen 2002 darbesine verdiği destekle eski dostunu şaşırtacaktı. Chavez, Bravo'nun görüşlerinden etkilenmişti ama, yeni bir örgütlenme arayışına giriştiği için PRV'den kısa sürede koptu.



'Alt kıta' birleşebilir mi?

Latin Amerika'nın birleştirilmesi düşüncesi, Chavez iktidara geldikten sonra canlandı. ABD Başkanı Bush'un gerçekleşmesi için çok uğraştığı FTAA'nın (Amerikalar Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması) bir türlü tutmamasına karşın, ALBA'ya (Bolivar Latin Amerika Birliği) gösterilen sempatinin sürekli artmasının anlamı budur. Şimdilik Küba, Bolivya ve Venezüella tarafından desteklenen ALBA'nın etki gücünün yayılması ve sömürgeciler tarafından daha kolay yağmalamak üzere 18. yüzyılda bölünmüş olan 'alt kıta'nın yeniden birleştirilmesi artık daha az ütopik görünüyor. Chavez 2005 yılında yapmış olduğu bir konuşma sırasında ALBA'nın Latin Amerika'ya ilişkin önemini şöyle anlatıyordu:
"FTAA kolonici bir projeden öte bir şey değildir. Alternatif, entegre edici bir model oluşturmak istedik, adını da 'Bolivaryen Alternatif' veya 'ALBA' koyduk. Bu proje devam ediyor, daha hızlı ilerlemesini isteriz ancak dikkate alınması gereken bazı gerçekler ve anlar, zamanlama var.
1 Ocak 2005'te güneş doğduğunda FTAA cehennemin dibine gitti. FTAA nerede bayım? FTAA öldü. Küçük FTAA'lar var ancak Kuzey Amerikan imparatorluğu yaptığı o kadar çok baskıya ve şantaja rağmen FTAA'nın sunduğu emperyalist ve neo-kolonici modeli kendi kıtasında empoze etme gücüne sahip olamadı. Rakibin yenilmez olduğunu düşünürseniz, gerçekten yenilmez olur. Tarihte bir Vietnam örneği var, Iraklılar saldırıya ve işgale direniyorlar, Devrimci Küba kırk yıl geçti hâlâ direniyor. Bolivaryen Venezüella neredeyse 6 yıldır direniyor. Kuzey Amerika emperyalizmi yenilmez değildir."
Chavez, Latin Amerika'nın birleştirilmesi çabasını, yeni girişimlerle sürekli gündemde tutuyor. İşte Venezüella'da Halk Kongresi'nin 20 Şubat 2006'da aldığı kararlara dayanarak yaptığı çağrı da bu içerikteydi. Bolivarcı Halk Kongresi Sekreteri Fernando Bassi, komşularına Bush yönetimine karşı 'Latin Amerika ve Karayip Hareketi' kurma çağrısı yaptı. Venezüella , şimdi yeni bir adım atmak için bu çağrıya gelecek yanıtları bekliyor.


Yeni idol: Hugo Chavez (2)


Venezüella'da 1989'da 'barrio'lardan başlayan halk ayaklanmasının kanla bastırılması, daha sonra Chavez'in seçimle iktidara gelmesinin önünü açtı

Hugo Chavez'in içinde yer aldığı subaylar grubunun örgütsüzlüğü uzun sürmedi. Chavez, asteğmen arkadaşlarıyla birlikte Simon Bolivar'ın 200. doğum gününde, EBR 200 (Ejercito Bolivariano Revolucianario/Bolivarcı Devrim Ordusu) adlı bir yeraltı örgütü kurdu. Etkili bir siyasi güce dönüşmeyen bu örgütü, neden kurduklarını yıllar sonra Marquez'e "Ulaşmak istediğimiz hedef, bir şeyler olduğunda hazırlıklı durumda bulunmamızdı" diye açıklayacaktı. Chavez ve arkadaşlarını devrimci siyasete daha iradi olarak yaklaşmaya iten asıl gelişme, Caracazo'dur (Caracas Patlaması). 27 Şubat 1989'da başkent Caracas'ın çevre semtlerinde isyan başladığında, yaklaşık 40 yıldır 'istikrarlı' diye bilinen Venezüella'da, Sosyalist Enternasyonal'in tanınmış simalarından Carlos Andres Perez başkanlık koltuğuna oturalı henüz 20 gün olmuştu. Venezüella'da genel hava sakin görünüyordu ve siyasi polisin karışıklık çıkacağı yönünde bir istihbaratı da yoktu. Perez hükümeti 'Caracazo'ya hazırlıksız yakalanmıştı.

İsyanın asıl nedeni
Ayaklanma, başkent Caracas'a 30 kilometre uzaklıktaki Guerena denilen kasabadan başladı. Burası 'barrio'ların (gecekondu mahalleleri) bulunduğu bir bölgeydi ve sakinleri genellikle hizmet sektöründe çalışan yoksullardı. Spontane başlayan isyanı ateşleyen fitil ise temel ihtiyaç maddelerine IMF direktifiyle ağır zamlar yapılması ve Venezüella yoksullarının zamlara bu defa kırmızı kart göstermesi olmuştu. Sokağa dökülen öfkeli kalabalıklar önlerine ne geldiyse yakıp yıkmaya, yağmalamaya başladı. Olaylar o kadar hızlı büyüdü ve yayıldı ki, ne siyasi polis, ne de ulusal muhafızlar, sokaklara hâkim olan yoksul öfkeyi dindirmeye yeterli oldu. Ordu göreve çağrılınca askerler tabur tabur 'barrio'ların üzerine yürüdü. Ve sonrasında 2 Mart 1989'a kadar süren büyük kıyımda, caddeler, sokaklar kırmızıya kesti.
O günlerde mezuniyet derecesine ulaşmak için üniversiteye devam eden Chavez, sokaklarda çoğu acemi olan askeri birliklerin hareket halinde olduğunu görünce başlarındaki komutana 'Bu küçük insan kalabalığını nereye gönderiyorsunuz' diye sorduğunu anlatıyor. Hugo Chavez'in olacaklardan ötürü yaşadığı endişeyle ilgili komutanın verdiği şu yanıt oldukça çarpıcı: "Chavez, bu bir emir ve böyle bir emirle yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Bundan sonra olabilecekler Tanrı'nın rızasına kalmış durumda."
'Tanrı'nın rızası'nın ne olduğu, birkaç gün içinde sokaklara yığılmış cesetlerden açıkça anlaşılmıştı. Resmi açıklamalar 300 kişinin öldüğü yönünde olsa da, birkaç yıl sonra bulunan ortak mezarlar, bu rakamın gerçeğin çok uzağında olduğunu ispatlayacaktı. Halka göre, neredeyse tamamı kurşunlara hedef olmuş 3 bin kayıp vardı. Chavez, o korkunç geceyi Marquez'e "Biliyorsunuz, onlar sokakta kumanda etmeye çalıştığınız askerler, korku içindeler, birer tüfekleri ve 500'er mermileri var ve her birini kullanıyorlar. Sokakları, yokuşları ve komşularını adeta mermiyle süpürüyorlar. Tam bir felaket! Nasıl oluyorsa oluyor, binlerce kişi orada yok oluyor. İçgüdülerimin bana dediğine göre öldürme emri almış durumdalar" diye anlatacaktı.


Orduda hesaplaşma
Binlerce ölünün iktidardan indiremediği Perez, tam dört yıl sonra bir rüşvet skandalı nedeniyle koltuğuna veda edecekti. Caracazo, orduyu da ağır bir hesaplaşmanın içine sürükledi. Kimi askerler zaten ayaklanma sırasında 'vur' emirlerine karşı çıkmışlardı. Hugo Chavez'in de, ordunun ve devletin gerçek rolünü kavraması Caracazo sayesindedir. Perez hükümeti, uluslararası baskılar sonucunda kurbanlara tazminat ödemeyi kabul etse de, IMF programını biraz gevşetse de, artık ok yaydan çıkmıştı. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak ve yaşanacakları kimse durduramayacaktı.


İki başarısız girişim
Caracazo sonrasında sokakların yeni hâkimi olan ordu, yaşananların bedelini 'barrio'lara ödetmeye devam etti. Bu süreçte deşifre olan Chavez de payına düşeni alarak 1989 aralık ayında hapsi boyladı. Kısa süre içeride kalan Chavez, bu kez 4 Şubat 1992'deki 'asker-sivil ayaklanma' ile adını duyurdu. Halkın sokaklara döküldüğü, tencere tava konserleri verilen, ama askerlerin ağırlıkları hissedilen bir karışık kalkışmaydı bu. Ama başarısızdı. Başarısız her darbeci gibi Chavez de tutuklandı. O hapiste yatarken örgütü EBR 200, 27 Kasım 1992'de benzer bir darbe girişiminde daha bulundu ve Chavez'in cezaevinde hazırladığı halkı ayaklanmaya çağıran video kaset bu günlerde yayımlandı. Darbe yine başarısız olsa da Chavez, artık tüm Venezüella'da tanınıyordu. Cezaevinde iki yıl geçiren Hugo Chavez, 26 Mart 1994'te kitle baskısına dayanamayan Başkan Rafael Caldera'nın çıkardığı bir af sayesinde yeniden özgürlüğüne kavuştu.


'Darbeci değilim' İki kez darbe girişimine katılan Chavez, 1998'de seçimle işbaşına gelmesine karşın 'darbeci' damgasından kurtulamadı. Chavez, 2004'te kendini şöyle savunuyordu: "Bizim yetişmemiz, daha fazla toplumsal adalet istedikleri için binlerce ezilen Venezüellalının öldüğü Caracazo'ya denk gelir. Beni darbeci diye nitelediler, ancak 1992'de bizim yaptığımız askeri-sivil bir ayaklanmaydı. O zaman Venezüella, kokuşmuş bir siyasal sınıfın denetimimdeydi. Kan dökülmesini engellemek amacıyla bir tek el silah atılmadığı halde hapsedilmiştik."


Bolivarcılık yeni bir model mi?
Hugo Chavez iktidara geldi geleli, dillerden düşmeyen Bolivarcılık, 1783'te aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğan, Venezüella'nın ulusal kahramanı Simon Bolivar'dan geliyor. Ona atfedilen önem ve saygı, Küba'da Marti'ye, Meksika'da Zapata'ya, Nikaragua'da Sandino'ya verilen öneme benziyor. O, sadece İspanyol sömürgeciliğine karşı savaşmış olmasıyla değil, aynı zamanda Latin Amerika'yı birleştirme, toplumsal eşitlik, tarımda köleciliğe karşı verdiği mücadeleyle de örnek alınıyor. İlk bağımsız cumhuriyetin anayasasını kendi eliyle yazıp meclise de sunmuş olan Bolivar'la ilgili Karl Marx'ın yazdıkları ise Bolivarcıları mutlu edecek türden değil.
Marx, "en korkak, en bayağı, en sefil herif" diye hakaret ettiği Bolivar'ın Latin Amerika Birliği üzerine yürüttüğü mücadeleye de kuşkuyla yaklaşarak, "Gerçek amacı tüm Güney Amerika'nın tek bir federal cumhuriyette birleşmesi ve kendisinin de bu cumhuriyetin diktatörü olmasıydı" demişti. Fakat Che Guevara bir makalesinde Marx'ın bu sözlerini, "Örneğin biz Latin Amerikalılar, onun Bolivar'la ilgili yorumuna katılmayabiliriz" diye tekzip ediyordu. Bu-rada, Bolivar'ın 'imparator olmaya çalışmak' suçlamasıyla 1830'da iktidardan uzaklaştırıldığını ve yedi ay sonra da genç yaşta öldüğünü anımsamak gerekir. Marx'ın bu görüşlerine karşın Bolivar, 19. yüzyıl başlarında ABD ve İspanyol sömürgecilerini yenilgiye uğratarak Venezüella, Kolombiya ve Peru'yu kurtarmıştı.
Chavez'in Bolivarcılık anlayışı, kurduğu örgütün ilkelerinde yazılıydı. Bolivarcı EBR 200 adlı örgütün önde gelen hedefi, sömürgeciler tarafından parçalanan Latin Amerika'nın birleştirilmesiydi. Diğer ilkeleri de, ulusal bağımsızlığın elde edilmesi, yurtseverliğin ulusal bir etik haline dönüştürülmesi, ekonomik yeterliliğin sağlanması, referandumlara dayalı katılımcı demokrasinin yerleştirilmesi, kaynakların adil dağılımı ve yolsuzlukların yok edilmesiydi.


Yeni idol: Hugo Chavez (3)

Venezüella lideri Hugo Chavez, dünyanın alışık olmadığı türden bir başkan. 1999 yılında kabul edilen yeni anayasa ile halka, kendisi dahil bütün yöneticileri 'geri çağırma' hakkını verdi. Petrol gelirleri de artık halkın hizmetinde kullanılıyor

Hugo Chavez hapishaneden çıktıktan sonra kurduğu 'Beşinci Cumhuriyet Hareketi'nin (MVR) başını çektiği ittifak güçlerle 6 Aralık 1998 seçimlerine katıldı ve yüzde 56.7 oyla başkan seçildi. En yakın rakibi Salas Romer'in aldığı oy oranı ise yüzde 39.97'de kalmıştı. O artık başkandı. 2005 yılında yapılan bir röportajda, militan kimliğini daha fazla önemsediğini şöyle anlattı:
"Kendimi bir başkan gibi hissetmiyorum, başkanlık sadece bir sıfattır. Ben sadece herhangi bir takımda, herhangi biri gibi görevimi yapıyorum. Ben sadece görevimi yapıyorum, ben bir köylüyüm, ben bir askerim, dünyayı kurtarmak için gereken, daha iyi ve mümkün bir alternatif dünya projesine kendini adamış bir adamım. Devrimci amacın bir militanı da benim."

'Dost kuşatması'
Chavez'in başkan seçildikten sonra alt edemediği en önemli talihsizlik, 1999 yılında 20 bin kişinin yaşamına mal olan ve ülkeyi büyük bir tahribatın eşiğine sürükleyen sel felaketi oldu. Karabulutlar, bu felaketten sonra da Chavez'in peşini bırakmadı. Dışişleri Bakanı Jose Vicente Rangel, 2000 yılında Chavez'e yönelik son derece ciddi bir suikast planını açığa çıkarmıştı. Chavez'in iktidarda elini kolunu bağlayan bir diğer önemli faktör ise 'dost kuşatması' idi. Kısa sürede Chavez'in yakın çevresine doluşan bir insan grubu, fiilen her şeyi belirlemeye başladı. Sürekli ılımlı ve uzlaşmacı olmayı, çatışmalardan uzak durmayı vaaz ediyorlar, Chavez'in 'başı belaya girmesin' diye, Fidel Castro'yla telefonla bile konuşmasını engelliyorlardı. Chavez başlangıçta bu kesimin öğütlerine ayak uydurdu. IMF'ye gitti, New York Borsası'nın küçük çanını bile çaldı. Giderek daralan çember, onu bunaltmaya başlamıştı. Bu durumu Şilili gazeteci Manuel Donoso'ya, "Dağlı olduğum için ve dağlıların kendilerine has sezgileri olduğu için kuşatıldığımı fark ettim" diye anlatacaktı. Aynı röportajda, 'Gözlerimi açmama yardımcı oldu' dediği eski dostu general Perez Arcay'ın verdiği öğüdü ise şöyle aktaracaktı: "Hugo yaşlı bir bilge olmalısın. Henüz 40 yaşında olsan bile, ihtiyar bir tilki olman lazım, çabuk öğrenmelisin, olgunlaşmak için yaşlanmayı bekleyemezsin." Chavez, Venezüella için ABD emperyalizmi kadar, kendisine borsada çan çaldıran 'dost kuşatması'nın da tehlikeli olabileceğini artık oldukça net bir biçimde görüyor ve kavrayabiliyordu.


'Punto Fijo'nun sonu
Chavez'in ilk icraatlarından biri, Venezüella'nın iç kurallar bütününü temsil eden Punto Fijo anlaşmasını hedef tahtasına koymak oldu. 1958' de devrilen askeri cuntanın yadigârı olan Punto Fijo, getirdiği 'iç düşman' kavramı ile demokratikleşmenin önünü kesiyordu. Bu anlaşma, siyasal akımların denetlenmesinin, statükoya aykırı olanların 'istikrarsızlaştırıcı unsur' ilan edilerek acımasızca yok edilmesine yol açıyordu. Ordu içinde ve sendikalara yönelik operasyonlar, siyaset yasakları, hatta milletvekillerinin tutuklanması; Punto Fijo anlaşmasının doğurduğu sonuçlarla ilgiliydi. Diğer Latin Amerika ülkeleriyle kıyaslandığında Venezüella'da görünürde demokratik bir işleyiş vardı. Ama 1958'de askeri diktatörlüğün devrilmesinin ardından neredeyse 40 yıl boyunca etkin olan bu yeni süreçte, 40 bini aşkın insan siyasal ve sendikal eylemlerinden ötürü öldürülmüştü. Yani tersinden bakarsak Venezüella demokrasisi, her yıl ortalama 1000 kişi öldürülmeden ayakta kalamıyordu. Punto Fijo çöpe atılacaktı, çünkü Chavez bu tür bir istikrardan yana değildi.


'Geri çağırma' hakkı Chavez, 2 Şubat 1999'da Kurucu Meclis oluşturulması için referanduma gidilmesi yönünde bir kararname yayımladı. 25 Nisan 1999'da Kurucu Meclis önerisi, oyların yüzde 92.19'unun desteğini aldı. 12 Aralık 1999'da yapılan referandumda da Yeni Anayasa oylandı. Kayıtlı seçmenlerin yüzde 55'inin katıldığı referandumda, yüzde 71.4 evet oyu kullanıldı. Yeni anayasaya göre, ülkenin adı 'Venezüella Bolivarcı Cumhuriyet' olarak değiştirildi. En önemli değişikliklerden biri, sosyalistlerin 1871 Paris Komünü'nden aşina olduğu ve halka başkan dahil 'bütün yöneticileri geri çağırma hakkı' veren anayasa maddesiydi. Bu, halka dilekçeyle refaranduma çağırma ve referandum yoluyla da yöneticileri görevden alma hakkı tanıyordu. 2004 yılında, aslında yeni anayasayı da ortadan kaldırmayı planlayan ABD destekli muhalefet tarafından, Chavez'i başkanlıktan indirmek amacıyla işletilecek olan bu önemli değişikliği ünlü yazar Eduardo Galeano "İlginç bir diktatör bu Hugo Chavez! Mazoşist ve intihar eğilimli; halkın kendisini iktidardan indirmesine izin veren bir anayasa yarattı" diye yorumlayacaktı. Diğer önemli değişiklik ise dünyanın bütün petrol kuyularını kendi potansiyel petrol deposu olarak gören ABD'yi çileden çıkaracak nitelikteydi: Yeni anayasa ile birlikte, petrol kaynaklarının özelleştirilmesi kesin olarak yasaklanıyordu.


Erken seçim: Yine Chavez


1998'de seçimler sonucunda başkan olan Chavez, 3 Temmuz 2000'de yapılan erken seçimlerde de başkan adayı olarak toplam oyların yüzde 60.3'ünü almayı başardı. Chavez, yeni anayasaya göre bu kez altı yıl süreyle başkan seçilmişti. İkinci kez seçilerek konumunu güçlendiren Chavez, daha cesur adımlar atmaya başladı. İlk yaptığı işlerden birisi, ABD'nin bütün şimşeklerini üzerine çekmek pahasına Irak'ı ziyaret etmek oldu. ABD'nin nüfuzunu kıracak bir petrol diplomasisi peşinde olan Chavez'e bu meydan okuyuşunun bedeli 2002 yılında düzenlenecek bir darbe girişimi ile ödettirilmeye çalışılacaktı.
Kutuplaşma başlıyor ilk ciddi kutuplaşma, 11 Eylül 2001'de New York'taki ikiz kulelere düzenlenen saldırının ardından petrol fiyatlarının dengesizleşmesi üzerine meydana geldi. Ülkenin petrol gelirleri hızla azalmış ve bunun sonucu Venezüella hükümeti bir dizi yeni ekonomik önlemi hayata geçirme telaşına girmişti. 10 Aralık 2001'de işverenler ve sendikalar bu önlemlere karşı 12 saatlik bir genel grev başlattı. Ama bu grevin karşısında bir de yönetimi destekleyen kitleler vardı ki, onlar da sokağa döküldüler. Chavez bu grevden güçlenerek çıksa da, ABD'nin Afganistan işgali karşısında yaptığı, "Teröre karşı terörle savaşamazsınız" açıklaması, Pentagon'un sinirlerini yerinden oynattı. Dönemin ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman, Chavez'i, "O ve Venezüella'nın gelecek nesilleri ödeyecek" diye tehdit etti. Chavez'in Küba ile yakın ilişkisi ise bardağı taşırdı.





Venezüella'da kurşun değil, hayat yağıyor
Chavez iktidarı ile birlikte, Venezüella'daki yoksulluğun yenilmesi için ortaya atılan en önemli ve bütünlüklü proje, Bolivar 2000 Planı'dır. Bu plan, bir asker-sivil bir plandı ve kapsamı, petrol gelirlerinin paylaşımından eğitime, sağlığa, beslenmeye kadar pek çok konuda ciddi reformları içeriyordu. Chavez, Bolivar 2000 planı için şöyle diyordu:
"Bölgede düşmanı aramak için ev ev dolaşın. Düşman kim: Açlık. Gidin ve bölgeyi arayın, yoksulluğu arayın. Ölüm düşmanımızdır. Halka alışık olduğu gibi kurşun değil, hayat yağdıracağız."
Venezüella'da 'hayat yağdırmak' sadece açlığın ortadan kaldırılması demek değildi. Bu nedenle örneğin, sahte belgelerle büyük toprak sahiplerine satılmış olan devlet arazileri halka dağıtıldı. 2002 yılına gelindiğinde dağıtılan toprak miktarı 600 bin hektara ulaşmıştı. Devrimci iktidar barınma sorununa da el attı. 2003 yılına gelindiğinde, 500 bin kentsel tapu dağıtılmıştı. Devrimci iktidar kadınları da unutmadı. 1999 yılında kabul edilen yeni anayasada kadınlara geniş haklar tanınıyordu. Pozitif ayrımcılık, kadınların hemen hemen her örgütlenme içinde çoğunluğu elde etmelerini sağladı. Ev kadınlığı meslek olarak kabul edildi. Yoksullar için düşük fiyatlı yiyecek üretim ve dağıtımı organize edildi, kurulan binlerce ortak mutfaktan, yüz binlerce yoksul yararlandı. Küçük çiftçilerin kooperatiflerde örgütlenmesi sağlandı. Yeni açılan iş alanları ve dağıtılan ucuz krediler sayesinde istihdamda önemli bir artış sağlandı. Dayanışma duygusu geliştikçe, üreticilerin okullarda bedava süt dağıtımına verdikleri destek de arttı. Yurttaşların sosyal güvenlik hakları geliştirildi. 500 bine yakın kişi emekli maaşı almaya başladı. Temiz içme suyuna ulaşan nüfus, yüzde 90'ı aştı. Unutulmuş, kimliksiz insanların yurttaşlık haklarından yararlanmaları sağlandı. Yoksulluk nedeniyle okuyamamış gençler için yaratılan yeni olanaklar, 3 milyonun üzerinde gence eğitimlerini tamamlama fırsatı verdi. Hiç eğitim görmemiş 1 milyon 500 bin kişi okuryazar oldu. 300'e yakın yeni klinik ve altı halk hastanesi kuruldu.
Chavez, 12 Nisan 2005'te yaptığı bir konuşmada, devrimci iktidarın kat ettiği mesafeyi, "Herkesin okumasını istiyoruz, büyükanneler, çocuklar... Birçoğu yokluk içerisinde yaşıyor, böylece her ay her birine 100 doların verildiği milyonlarca doların dağıtıldığı bir sistem oluşturduk. Daha önce bizden çalınan 600 milyon doları şimdi yoksulları, kendi yoksulluklarını yenebilmeleri maksadıyla, güçlendirmek için dağıtıyoruz. Bugün yoksulların arasında yaşayan neredeyse 25 bin Kübalı doktor ve ayrıca Venezüellalı hemşire var. 2004 yılında 50 milyon vakaya bakıldı -bu Venezüella nüfusunun iki katıdır" sözleriyle açıkladı. Bu uygulamalar, 'barrio'lardan başlayarak adına 'Bolivarcı Çevreler' denilen devrimci halk örgütlenmesi sayesinde gerçekleşiyordu. Başkan Chavez'e karşı 2002 yılında gerçekleştirilen darbenin alt edilmesinde de Bolivarcı Çevreler, belirleyici bir rol üstlenecekti.



Yeni idol: Hugo Chavez (4)

2002 yılında gerçekleştirilen ABD destekli darbenin, yoksulların kuşatması sonucu yenilgiye uğratılması Venezüella ve Latin Amerika'nın geleceği açısından son derece önemli. Chavez'in hedefi ise 'daha az kapitalizm, daha çok sosyalizm'


Venezüella'nın petrol ve uluslararasıilişkilerdeki yeni tercihlerinin ABD'yi küplere bindirmesi, bir süredir ezen sınıfların çıkarlarının yara alması, petrol gelirlerinin paylaşımındaki Bolivaryen adalet; işte bu nedenlerin her biri ayrı ayrı ya da hepsi birden, 2002 Şubat ayında Chavez'e karşı yapılan darbenin gerçek nedenini oluşturdu. Darbenin ilk işareti, tuğamiral Carlos Molina Tamayo, albay Perdo Soto ve yüzbaşı Pedro Flores'in başkanın devrilmesi yönünde yaptıkları açık çağrıydı. Chavez ise bu çağrıyı, "Venezüella hayatla ölüm, geçmişle gelecek arasında bir mücadeleye girmiştir" diye yanıtladı ve 'mutlak fikir özgürlüğü' adına çağrıcılar hakkında işlem yapılmamasını istedi. Sonrasında her şey üst üste geldi.
Aynı ay ulusal para birimi Bolivar'ın yüzde 25'lik ani bir değer kaybına uğraması ikinci işaretti. Bu ani yoksullaşmanın doğurduğu hoşnutsuzluk ise üçüncü işaretti. Ama ülkenin karışması, 7 Nisan 2002'de Chavez'in devlet petrol tekelinin (PDSVA) yöneticilerini yolsuzluk gerekçesiyle işten el çektirmesine dek bekleyecekti. 9 Nisan'da işveren sendikası Fedecamaras, bazı işçi sendikalarını da yanına çekerek, görevden alınan PDSVA yöneticilerine destek eylemi başlattı. Chavez'in üretimi durduran bu eylem karşısındaki tavrı tavizsiz oldu: "Bu grevi ezeceğiz." Ama muhalifler Chavez'e yanıt vermekte gecikmedi ve 11 Nisan günü darbe yapıldı. Darbenin ertesi günü, patron örgütü Fedecamaras'ın başkanı Pedro Carmano devlet başkanı ilan edildi. Bolivar portrelerini kaldırtan yeni yönetim, meclisin lağvedilmesi, aralık ayında seçimlere gidilmesi, 1999'da kabul edilen anayasanın kaldırılması gibi önemli kararlar aldı.

Medya ne işe yarar?
Başlıca televizyon kanalları, radyo istasyonları ve yazılı basının yüzde 90'ı sağın kontrolü altındaydı. İşte bu medya, 11 Nisan darbesine de açık destek verdi. Öyle ki, seçimle işbaşına gelen bir başkanın zorla devrilmesiyle başlayan hukuksuzlukların tümü, sanki doğal bir gelişmenin ürünüymüş gibi sunuluyordu. Bir yandan Chavez yanlıları sokaklarda gösteriler başlatmıştı, ölenler oluyordu ama medya yüzünü yoksullara dönmemekte ısrarlıydı. İşte bu nedenle, devrim televizyonlardan yayımlanmayacaktı.
Darbeciler sokaklardaki yoksullar tarafından kuşatılmıştı. Chavez'e bağlı başkanlık muhafızlarının müdahalesi ise alışılmadık bir sonuç doğurdu. Carmano ve diğerleri, 'meşruiyeti kendinden menkul' kararlarını uygulayamadan, iki gün içinde geldikleri gibi gitmek zorunda kaldılar. 14 Nisan'da darbeciler yenilmişti.


Allende ile farkı
Şili'de Salvador Allende de seçimle işbaşına gelmiş ama 11 Eylül 1973'te general Pinochet tarafından tezgâhlanan ABD destekli darbe ile öldürülmüştü. Allende'yi iktidara taşıyan kitlelerin, başkanlarına sahip çıkacak cesaret ve gücü kendilerinde bulamamış olmaları çok hazindi.
Darbeyi 'Bolivarcı Çevreler' de örgütlenen halk sayesinde bertaraf eden Chavez, o gün yaşananları şöyle anlatıyordu: "12 Nisan günü, bu ülkede daha önce görülmemiş bir şey oldu: büyük çoğunluğunu siyasi açıdan belli bir yönelimi olmayan ve önceden hazırlanmış bir planın içinde bulunmayan yüz binlerce silahsız Venezüellalı, kışlalara yürüdü, milli marş söyleyerek buralarda toplandı. Askerlerle konuştular ve onlara şöyle seslendiler: Askerler, vicdanınızı dinleyin, gidin ve başkanınızı bulun." Chavez, Allende'yi de "Hayır, burada başaramayacaklar. Allende'ye karşı kullandıkları yöntemleri burada uygulayamayacaklar. Bizim formülümüz mükemmel değil ama çok güçlü bir tarafı var. Burada bizim bilinçli bir halk gücümüz, kitle desteğimiz var; her geçen gün daha da güçleniyor" sözleri ile anıyordu.
Darbecileri püskürten Chavez'in üzerindeki karabulutlar dağılmamıştı. Aralık 2002'de, Chavez'in istifa etmesi talebiyle bir haftayı aşan iş bırakma eylemi başladı. Bunu 2003 Ocak ayına kadar süren dokuz haftalık lokavt takip etti. İşte bu eylemlerle pazarlık gücünü artıran muhalefet ile Chavez hükümeti arasında OAS (Amerika Devletler Örgütü) aracılığıyla bir anlaşma yapıldı. Hükümet, anayasaya uygun bir çoğunluk sağlandığı takdirde referanduma gitmeyi kabul etti. Muhalefetin 3 milyonun üzerinde imza toplayarak referandumu gündeme taşıması için üç ay yeterli oldu. Önce geri çevrilen bu talep, muhalefetin yeniden dilekçeler toplamasının ardından yinelenince, 15 Ağustos 2004'te referandum kararı alındı.


'Köpek gibi ölmeli'
Rekor sayıda seçmenin katıldığı ve uluslararası gözlemcilerin de onay verdiği oylama sonucunda, Chavez, oyların yüzde 60'ını aldı. Gözlemcilerin en ünlüsü eski ABD başkanlarından Jimmy Carter sonuçları 'tatmin edici' bulmuştu ama ABD hiç memnun değildi. Bir Beyaz Saray sözcüsü bu memnuniyetsizliği, "Oyların çoğunu almış olmak, Chavez hükümetini 'meşru' kılmaz" diye özetliyordu. Chavez'i devirmek için örgütlenmiş milislerin Florida'da askeri eğitime tabi tutulmaları, ABD'nin 'Yankee damgalı' bir hükümet dışında hiçbir formülü 'meşru' görmeyeceğinin açık işareti değilse neydi? Aynı günlerde eski başkanlardan Carlos Andres Perez de sığındığı Miami'den "Chavez'i düşürmeye uğraşıyorum. Şiddet bize bu fırsatı verecek. Elimizde kalan tek yol bu. Chavez köpek gibi ölmeli çünkü müstahak" diye sesleniyordu.


2005'te iki zafer daha
Hükümeti destekleyen Değişim İçin Blok, 7 Ağustos 2005 seçimlerinde yüzde 70 oy oranını elde edince, muhalefet 4 Aralık'taki kongre seçimlerini boykot etti. Seçime katılma oranı yüzde 25'lerde kalmıştı ama yapılan kamuoyu araştırmaları, muhalefetin boykot kararı almasa bile, zaten kesin bir yenilgiye uğrayacağını ortaya çıkarmıştı. Muhalefetin zayıflaması ve devrime karşı yoksullar arasında büyüyen sempati, bu yıl yapılacak başkanlık seçimlerinin sonucuna ilişkin güçlü bir tahmin yürütmeyi mümkün kılıyor. Venezüella'da yaygın olarak kullanılan sloganla ifade edersek: Chavez no seva! Yani, Chavez gitmeyecek!





Venezüella devrimi nereye gidiyor?
Hugo Chavez başkan seçildiği 1998 yılından itibaren izlediği politikayla ülkesinin rotasını adım adım sosyalizme yöneltmekle kalmıyor, yürüttüğü uluslararası politikalarla da Latin Amerika ülkelerini ABD karşıtı bir eksende bir araya getirmeye çalışıyor. Kızılderili lider Evo Morales'in Bolivya'da başkan seçilmesinin ardından Latin coğrafyasında taptaze bir ittifak kazanan Chavez'in son birkaç yıldır Küba ile neredeyse iç içe bir politik ilişki sürdürmesi bölge dengeleri açısından terazinin sol kefesinin ağır basmasına yol açıyor.
Chavez, netleşen politikasını dile getirirken, "Kapitalizm vahşiliktir. Her geçen gün daha çok ikna oluyorum, daha az kapitalizm ve daha çok sosyalizm. Kapitalizmi aşmamız lazım, ancak kapitalizmi içerisinden aşamayız. Kapitalizmin sosyalizm vasıtasıyla, eşitlik ve adaletle aşılması gerekir, bu, kapitalist iktidarı aşabilmenin yoludur" ifadelerini kullanıyor.
Geleceğe ilişkin planını 'daha az kapitalizm, daha çok sosyalizm' denklemi üzerine kursa da, onun 'sosyalizm' sözcüğünü 2005'teki Dünya Sosyal Forumu'da yaptığı ünlü konuşmadan önce bu kadar net ve yüksek sesle dile getirmediği biliniyor. Öncesinde bir arayış içinde olan Chavez'in, kapitalizm ve sosyalizm dışında 'üçüncü bir yol' bulmaya çalıştığı, 'insani kapitalizm' hakkında yazıp çizdiği, hatta Tony Blair'in 'üçüncü yol' tezlerine ilişkin Venezüella'da bir forum düzenlemeyi bile planladığı sır değil. Ama hayat, onu sonunda kendi deyişiyle '21. yüzyıl sosyalizmine' götürdü. Chavez, kendisini sosyalizme yönelten olay ve olgular bütününü, "2002 darbesi, patronların grevi, petrol sabotajı, karşı darbe, tartışmalar ve okumalar... Ve bir sonuca vardım: Yoksulluğu yenmeyi mümkün kılan tek yol sosyalizm" sözleriyle özetliyor. Chavez, 'Tek yol sosyalizm' dese de, Venezüella'nın geleceği üzerine kafa yoranlar, şimdiden iki ana kutba ayrılmış durumda.
Birinci kesim, son seçimlere katılım oranının hayli düşük oluşundan ötürü endişelerini gizlemiyor ve hâlâ pek çok kentin zengin sınıfların etkisi altında olduğu gerçeğinden hareketle, henüz asıl hesaplaşmanın yaşanmamış olduğunu savunuyor. Buna göre, burjuvazi ile Chavez iktidarı arasında gerçek hesaplaşma, hükümetin kamulaştırmalara girişmesinin ardından yaşanacak. Şimdilik halka ayda 100'er dolar dağıtarak ve Küba'dan getirdiği doktorlarla durumu idare eden Chavez, sosyalizm iddiasında samimi ve ısrarlı ise mülk sahibi sınıflara daha sert biçimde yönelmek zorunda. İşte o zaman Venezüella'da kızılca kıyamet kopacak ve Bolivarcı güçler bu hesaplaşmanın ardından da güçlerini korumayı becerebilirlerse, zaten artık onları kimse tutamayacak.
İkinci kesim ise, yaşananlara daha rasyonel bir çerçeveden bakmaktan yana. Onlara göre, Venezüella açıkça sosyalizm yoluna girdi ve burjuvaziyle hesaplaşma denilen şey, zaten 2002 darbesinin püskürtülmesi ve 2004 yılında gerçekleşen referandumda muhaliflerin yenilgiye uğratılmasıyla yaşandı. Şimdi sosyalizm, burjuvazinin sömürü alanlarını daraltıp yok ederek adım adım ilerliyor. Bu olup bitenlerin çoğunu belki bugün teorik kalıplara oturtmak olanaksız. Ama zaten asıl olan hayatın kendisi değil midir?

SON GERİLLA CHAVEZ

Tüm noeliberalizm mağdurlarının sempatisini kazanan Chavez, tarımda reform niteliğinde düzenlemeler yaptı, dış borçları ödedi ve darbelere direnebildi


Latin Amerika'da sol rüzgârlar esiyor. Birbiri ardına sol etiketli devlet başkanları ve hükümetler sandıktan muzaffer çıkıyor. Bu gelişme, bir yandan neoliberalizmin hegemonyasının geriletilmesi anlamında çok önemli. Öte yandan Türkiye dahil solun etkinliğini kaybettiği ülkelere bir umut olması açısından.
Ne var ki, Latin Amerika'daki neoliberalizme direnme ruhundan, yoksulların sesi ve vicdanı olabilmek için uzun yıllar katlanılan özverilerden hiç nasibini almamış bazı sol projeler de, 'akmazsa damlar' misali bu dalgadan nasiplenmeye çalışıyor. Ayrıca Brezilya, Arjantin, Venezuella, Uruguay, Bolivya deneyimleri birbirinden çok ciddi farklılıklar içeriyor. Bu nedenle her deneyimin yakından incelenmesi büyük önem taşıyor.
Masis Kürkçügil'in Hugo Chavez ve Devrim de Devrim kitabı, Venezuella gerçeğine titiz bir araştırmayla ışık tutuyor. Bilindiği gibi Chavez 1998'de 'eski rejimi' gömmek ve merhametsiz neoliberalizmi sona erdirmek vaadiyle işbaşına gelmesinden beri ciddi bir uluslararası ve ülke içi muhalefetle karşı karşıya. Ama giderek tüm dünya ezilenlerinin ve neoliberalizm mağdurlarının da sempati ve desteğini kazanıyor. Özellikle 2004 Ağustosu'ndaki başkanlık referandumunda, oyların yüzde altmıştan fazlasını alarak güven tazelemesiyle popülaritesi iyice tırmandı.

Chavez nasıl ayakta kaldı?
Chavez'in başkanlık dönemi hep çalkantılarla geçti. Nisan 2002'de kırk sekiz saat süren darbe girişimini boşa çıkarmayı başardı. Darbenin arkasında büyük iş çevreleri, ordunun üst kademeleri, Katolik kilisesi, medya tekelleri vardı. Peki Chavez nasıl oldu da ülkenin büyük güçlerinin karşısında ayakta kalabildi? Çünkü bir milyon Chavez muhalifinin sokakları fethettiği dünya basınında yer alırken, onun birkaç katı darbe karşıtının Caracas'ın yoksul mahallelerinden yürüyüşe geçtiğini ve başkanlarına sahip çıktığını sonraları öğrenebilecektik.
Chavez ancak 2001'den sonra yoksulluğa ilişkin kapsamlı bir program yürürlüğe koyabilmişti. Ekonominin çeşitlenmesi, enflasyonun azaltılması, petrole bağlı olmayan gelirlerin artırılması bu planın en önemli yanlarıydı.
Chavez yoksulların kalplerini de, barriosların yani yoksul mahallelerin arazilerini orada yaşayanlara dağıtarak kazanmıştı. Böylece artık evlerinin ellerinden alınamayacağını bilen aileler kendi mekânlarını daha yaşanır kılmak için veya küçük bir işletme olarak değerlendirebilirlerdi. Yerel altyapının iyileştirilmesine kolektif bir biçimde katkıda bulunabilirlerdi. Mülk sahibi olmak için önce 100-200 ailenin bir araya gelip bir taban komitesi oluşturması gerekiyordu. Bu dipten gelen dalganın tehlikelerini sezen egemen çevreler, 2002'yi genel grevlerle, petrolde sabotaj ve kapatma girişimleriyle adeta saldırı yılı ilan ettiler. Ama Chavez gene tabanın iradesiyle o saldırıyı püskürtmesini bildi. (s.102-103)
Kürkçügil'in akıcı üslubuyla sadece meşum darbe girişimini değil, Venezuella'nın yakın tarihini, gerilla mücadeleleri geleneğini, ordunun siyasetteki yerini, ülke solunun gelgitlerini yakından öğrenme fırsatı buluyoruz. Zaten Chavez'in kişiliğinde serüven devam ediyor ve henüz yoksulluğun kökü kazınmış değil. Ama alınan mesafe romancı Maurice Lemoine'ın ağzından şöyle aktarılıyor:
"Demagoji yapmadan söylenebilir ki, sağlığa ulaşabilen bir yoksul, eskisinden daha az yoksuldur. Eğitime ulaşabilen bir yoksul, kendini savunmak için daha donanımlı hâle geldiğinden, eskisinden daha az yoksuldur."
İçinde yaşadığımız kapitalist küreselleşme döneminde, Türkiye açısından da büyük önem taşıyan 'dışarının içeriyi belirlemesi' olgusu ile ilgili satırlara kulak vermeye değer.
"Devrimci süreci irdelerken atlanmaması gereken bir husus, 1998'den bu yana yaşananların Venezuella'da aslında dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, burjuvazinin ulusal köklerinin oldukça zayıf olduğu, dolayısıyla halk sınıflarıyla ilişkilerinin pamuk ipliğine bağlı kalmasından ötürü meşruiyet sorunu yaşadığıdır. Neoliberal dönemde çokuluslu şirketlerin ve uluslararası kurumların etkinliğinin artmasının sınıflar mevzilenmesinde önemli bir değişime yol açtığı ve aşağıdakilerin yaşadıkları tahribat karşısında mevzilerini yitirdikleri söylenebilirse de, yukarıdakilerin de esas olarak artık hesap verecekleri kesimin aşağıdakiler değil, dışarıdakiler olduğu kesinlik kazanmıştır. Neo-popülizmin bu kadar yayılmasının ve Latin Amerika'da merkez-sol hükümetlerin gündeme gelmesinin bir sebebi de budur." (s. 22-23)


Bolivarcılığın esası Bolivarcı devrimin asli bileşenlerinden biri de, tarım devrimidir. Venezuella geniş bir tarım toprağına sahip olmasına karşın, gıda ürünlerinin yüzde yetmişini ithal eden, dolayısıyla 'gıda güvenliği' en zayıf Latin Amerika ülkesi. Çünkü ekili toprakların yüzde sekseni üreticilerin yüzde beşinin elinde bulunuyor. Üstelik kâr beklentilerine göre en verimli toprakları çoğu kez ekilmemiş hâlde bırakabiliyorlar. Chavez Ağustos 2004 referandumundan sonra bu konuyu şöyle değerlendirdi: "Gerçek bir kanser olan bu tarihsel sorunla yüzleşme vakti gelmiş bulunuyor. Bu devasa toprak sahipliği mevcut oldukça hiçbir kalkınma projesini ilerletmemiz mümkün değildir." (s. 104)
Nitekim Ocak 2005'de 19. yüzyılın büyük köylü lideri Zamora'nın adını taşıyan bir kararnameyle topraklarını tamamen nadasa bırakan veya genellikle az kullanan 'latifundiacı' büyük toprak sahipleri sistemi hedef alındı. Chavez bu adımı, "Latifundiaya karşı mücadele ve zafer bu devrimin oksijenidir, halkın hayatının temel bir parçasıdır" diyerek ilan ediyordu. (s. 119)
Diğer taraftan Venezuella Köylü Kongresi, Chavez'i genel olarak desteklerken, tarım reformunun beş bin hektarın üzerinde ekilmeyen topraklarla sınırlı kalmasını eleştiriyordu.
Chavez'in radikalizminin sınırlarını diğer alanlarda da gözlemek mümkün: Örneğin, dış borçlar da. Ocak 2003'te Porto Allegre Sosyal Forumu'nda yaptığı konuşmada dört yılda yirmi milyar dolar dış borç ödemelerinden söz ederken, "Bu işleyiş gayrı ahlâkidir" diyebiliyordu. Benzer bir biçimde darbeci hükümeti tanımış olan IMF'nin kaldırılması çağrısında da bulunabiliyordu. Öte yandan göreve başladığı anda devletin dış borçlarını ödeyeceğini belirtmişti. Gerçekten de Chavez yönetimi alt kıtanın diğer ülkeleri gibi borçlarını ödemekte ve böylece Kuzey'e döviz transferinde bulunmaktadır.
Venezuella'nın dış borçlarına sadakatinde son yıllarda petrol fiyatlarının yüksek seyrinin getirdiği döviz bolluğunun payı da olmalıdır. Chavez OPEC üyesi tek Latin Amerika ülkesi Venezuella'nın devlet başkanı sıfatıyla, Irak ve Libya'yla kurduğu yakın ilişkiler de dahil, OPEC'in derlenip toparlanmasında da ciddi pay sahibidir.
Chavez'in, popülist sıfatını hak etmesi çalışma tarzıyla da doğrudan ilgilidir. Kendisi devlet aygıtı ve parti aracılığıyla değil doğrudan kitlelerle bağ kurmakta, onlarla tartışmakta ve alınan kararların uygulanması için, onların doğrudan örgütlenmeler yoluyla ağırlıklarını koymalarının önünü açmaktadır. Ancak 90'lı yıllar boyunca siyasetten soğumanın yarattığı ortamda düşen katılım oranları küçümsenmemelidir. Yalnızca toplumsal örgütlenmelerde yer alıp aktif siyasal hayata katılmayanların herhangi bir krizde savunma gücü oluşturmaları mümkün olmadığı gibi, şartlar oluştuğunda iktidar organları oluşturmaları da mümkün değildir.



CHAVEZ'İN YAKIN TARİHLERDE YAPTIĞI KONUŞMALAR

Chavez, kendisini Hitler'e benzeten ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'e 'asıl Hitler Bush' yanıtı verdi.

Başkent Caracas'ta, 14 yıl önce Chavez'in yarbayken gerçekleştirdiği başarısız darbe girişiminin yıldönümü dolayısıyla bir miting düzenlendi.

100 bin kişiye hitap eden Chavez, Venezüela'nın bir milyon silahlı kişiye ihtiyacı olduğunu söyledi.

Hugo Chavez, konuşmasında ABD Başkanı George Bush'u Nazi lideri Adolf Hitler'e benzetti.

Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, kürsüye kızıl beresiyle, borazan eşliğinde çıktı.

Chavez konuşmasında silahlı kuvvetleri yeniden yapılandıracağını ve bu çerçevede parlamentodan yüklü miktarda silah alımınına onay vermesini isteyeceğini söyledi.

Venezüela lideri, planladığı ordu için Rusya'ya sipariş verilen 100 bin kalaşnikofun yetersiz olduğunu, kadınların yer alacağı bir milyon kişilik bir ihtiyat birliği kuracağını açıkladı.

Chavez konuşmasında ABD'ye de çattı. Geçen hafta Amerikan Savunma Bakanı Donold Rumsfeld, Chavez'i Hitler'e benzetmişti.

Chavez kürsüden buna yanıt verdi ve "Dünyada Hitler'e benzeyen, ama gerçekten benzeyen bir cumhurbaşkanı varsa o da Bay Tehlike, Başkan'dan, Bush'tan başkası değildir. Hatta kuzen bile olabilirler" dedi.

Caracas ve Washington arasındaki gerginlik geçen hafta karşılıklı olarak bazı diplomatların sınırdışı edilmesiyle farklı bir boyut kazanmıştı.

Venezüela, casuslukla suçladığı bir Amerikalı subayı sınır dışı etmiş, Washington'da misilleme olarak bir Venezüelalı diplomattan ülkeyi terk etmesini istemişti. Hugo Chavez konuşmasında gerginliğin kendilerine değil Amerika'ya zarar vereceğini savundu.

Venezüela lideri, "Washington bizimle ilişkilerini kesmek istiyorsa, bir dakika içinde Amerika Birleşik Devletleri'ndeki rafinerilerimizi kapatırız. O zaman petrol fiyatlarının nasıl yükseleceğini hep birlikte görürüz" dedi.

BAŞKA BİR KONUŞMASI


CARACAS - Blair’in parlamentoda yaptığı konuşmada Venezüella’daki demokrasiyi eleştirmesi, Chavez’i kızdırdı. Chavez, Blair’i, utanmazlık ve ahlaksızlıkla suçladı.

Chavez konuşmasında, “Bizi tehdit ediyor sanki. Ne söylediğine bir bakın. “Venezüella hükümeti uluslararası toplumdan saygı görmek istiyorsa, uluslarası toplumun kurallarına uymalıdır”. Canın cehenneme Bay Blair.

Chavez, Bush’a gönderme yapmayı de ihmal etmedi ve Blair’in, kitle katili ve suikastçı olarak nitelediği Bush’un en önemli müttefiki olduğunu söyledi. Chavez ayrıca, ‘Bay Tehlike’ adını taktığı ve önceki günlerde Hitler’e benzettiği Bush için, “Hitler tehlike, Bush Hitler” tabirini kullandı.

Venezüella Devlet Başkanı, Blair’e yönelik sert tonunu de sürdürdü ve “Tony Blair, Venezüella’ya uluslarası toplumun kurallarına saygı duymasını istiyor. Utanmazlık yapma Bay Blair, ahlaksızlık yapma. Sen ahlakızsın. Bay Blair, sende başkalarına ‘uluslararası kurallara uy’ diyecek ahlak yok” şeklinde konuştu.


29 OCAKTA VENEZÜELLA DA YAPTIĞI KONUŞMA

CARACAS (29.01.2006)- Önceki gece Caracas kapalı spor salonunu dolduran yaklaşık on bin DSF delegesine hitap eden Chavez, sosyal hareketlerin emperyalizme karşı ortak mücadele etme stratejisi oluşturması ve sosyalizm bayrağını yükseltmesi çağrısını yaptı.
DSF’nin bir parçası olarak, Caracas (Poliedro) Kapalı Spor Salonu’nda “Halkların Antiemperyalist Mücadeleleri” başlığıyla “sosyal hareketlerin Başkan Chavez’le küresel buluşması” gerçekleştirildi. Etkinlikten saatler öncesi, kent merkezi olan “Parke Sentral”den Poliedro’ya ücretsiz otobüsler kaldırıldı. Daha otobüste Poliedro yolundayken, güçlü bir kardeşlik atmosferi herkesi sarmaladı. Bulunduğumuz otobüste Caracas varoşlarından devrimci gençler, Uruguaylı devrimciler, Yunanlı, Kolombiyalı, Şilili, Türkiyeli, Avustralyalı devrimciler ve demokratlarla birlikte şarkılar söylediler, Chavez’i, Castro’yu, Che’yi selamlayan, emperyalizmi lanetleyen sloganlar attılar.

Poliedro, etkinliğin başlamasına saatler kala hemen hemen dolmuştu. Toplam 150 ülkeden yaklaşık 10 bin kişi, devrim, sosyalizm, antiemperyalizm sloganlarını hep bir ağızdan haykırdı. Binler, Venezuelalı müzik gruplarının şarkıları eşliğinde, “Chavez no se va” (Chavez gitmeyecek), “Halkın zaferi”, “Geri dönüş yok” sloganlarını haykırarak dans etti. Kitle içinde yine kızıl şapkaları, ulusal bayrakları ve kıpır kıpır canlılıklarıyla Kübalılar göze çarpıyordu.

Küba delegasyonu, geceye de Küba Devriminin ve halk inisiyatifinin canlılığını taşıdı.

Kitlenin önünde, sahnenin karşısında dünyanın çeşitli sosyal hareketlerinden temsilcilerin oturduğu 200 kişilik bir bölüm vardı. Sahnede ise, büyük bir masanın etrafında, Chavez’e destek vermek için gelen dünyanın çeşitli ülkelerinden tanınmış muhalif ve devrimci simalar vardı. ABD’den asker annesi Cindy Sheehan, Mısırlı akademisyen Samir Amin, Fransa ATTAC Başkanı Bernard Cassen, Filipinler’den “Küresel Güneye Odaklan” grubundan Walden Bello, Che Guevara’nın kızı Aleida Guevera, Küba Halk İktidarı Meclisi Başkanı Ricardo Alarcon Venezuela halkına ve Chavez’e destek vermek için gelmişlerdi.

150 dilde Enternasyonal Marşı

Chavez’in salona girmesiyle çoşku doruğa çıktı. Tüm kitle, dakikalarca Chavez’i selamladı ve ayakta alkışladı.

Etkinlik, Enternasyonal marşıyla başladı. Onlarca ulustan emekçilerin ve ezilenlerin yumrukları havada ve el ele tutuşarak kendi dillerinden Enternasyonal’i söylemesi gecenin en güzel anlarından birisiydi. Marşın ardından kürsüden attırılan “Yaşasın sosyalizm” sloganına tüm kitle eşlik etti.

Chavez’den önce Brezilyalı bir rahip söz aldı. Peder, İsa’nın ve Muhammed’in de devrimci olduğunu, onların da Venezuela devrimiyle birlikte olduğunu söyledi. “Ezilenlere saygınlığını veren bu sevgi devrimini selamlıyoruz, komutan Ernesto Che Guevara’yı selamlıyoruz” diyen peder, salondaki herkesi ayağa kalkmaya ve yanındakiyle kucaklaşmaya davet etti.

Pederin ardından kürsüye çıkan Chavez, önce Foruma katılan örgütleri isim isim sayarak hepsine teşekkür etti.

“Bayan Umut, Bay Tehlikeye karşı”

Konuşmasına, geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz FMLN (El Salvador) lideri Safik Handal’ı anarak başlayan Chavez, tüm kitleyi Handal için saygı duruşuna çağırdı. Chavez, Sefik Handal’ın anısına kürsüden Salvador’un devrimci şarkılarından birini söyledi.

ABD emperyalizmini sert bir biçimde eleştiren Chavez, “Bu imparatorluk, tarihin gördüğü en sapkın, en katliamcı, en ahlaksız imparatorluktur” dedi. Bush’u “Mr. Danger” (Bay Tehlike) olarak adlandıran Chavez, Bush’a hitaben şunları söyledi: “Ve Bay Tehlike insan haklarından, demokrasiden bahsediyor! İmparatorluğun insan haklarıyla ne ilgisi olabilir? Bay Tehlike Venezuela’yı ‘terörü destekleyen ülkeler’ listesine almak istiyor. Ama terörizme karşı mücadele ettikleri için 5 Kübalıyı tutsak ediyor. Guantanamo adasında tutsaklar üzerine terör uyguluyor. Ve uçak düşürüp Kübalı sivilleri katleden terörist Posado Carilles’i, Orlando Bosch’u koruyor! Bakın Bay Tehlike, buradan size açıkça söylüyorum: Teknolojiniz, paranız ve ne kadar gücünüz olursa olsun, bize asla gücünüz yetmeyecek! Ayrıca, şunu da belirteyim, bundan sonra, sivil ya da asker, herhangi bir elemanınız Venezuela Silahlı Kuvvetleri hakkında bilgi toplamaya çalışırsa, onu yakalayıp hapse tıkacağız!” Chavez’in bu sözleri, “Bush asesino” (Katil Bush) sloganlarıyla yanıtlandı.

ABD’li asker annesi Cindy Sheehan’ın Bush’un çiftliğinin karşısına Umut Çiftliğini kurduğunu belirterek onu selamlayan Chavez, Sheehan’i “Bayan Umut” olarak adlandırdı ve “Bayan Umut, Bay Tehlikeye karşı… Kimin kazanacağını göreceğiz” dedi.

“Yasasın ABD halkı!”

“Bize deli diyorlar. Fidel’e, bana, Evo’ya deli solcular diyorlar. Ne derseniz deyin, Latin Amerika’da sol size en büyük yenilgiyi yaşatacak! Umutlu olmak için her geçen gün nedenler artıyor. Dünya dengesi değişiyor. Biz, daha iyi bir dünya isteyenler, biz devrim bayrağını yükseltenler, artık hücumdayız. Siz geriliyorsunuz!” analizini yapan Chavez, bir antiemperyalist cephe kurma çağrısında bulundu: “Anti emperyalist bir uluslararası cephe kurmalıyız. Hepimiz emperyalizme karşı birleşmeliyiz. Emperyalizmi birleşerek yenebiliriz” dedi.

ABD emperyalizminin, New Orleans’ta tayfuna maruz kalan yoksul siyah halkının üzerine de ordu gönderdiğini anımsatan Chavez; “Bu hükümet kendi halkına da düşmandır. ABD halkı, değişim için müttefikimizdir. Yasasın ABD halkı!” dedi.

DSF’ye “folklorizm” uyarısı

Dünya Sosyal Forumu’nun folklorik, turistik bir etkinliğe dönüşmesi riskinin olduğunu belirten Chavez, “Tabii ki tüm hareketlerin özerkliğine ve tüm farklı görüşlere saygılıyız. Ama artık Sosyal Forumlar sadece toplanıp tartışmakla yetinmemeli. Emperyalizme karşı ortak bir mücadele stratejisi çıkartmalı. Çünkü zaman kaybediyoruz. Harekete geçmezsek kapitalizm insanlığı ve gezegeni yok edecek.”

Temsili demokrasinin daima bir elitler demokrasisine götürdüğünü belirten Chavez, “Yeni bir demokrasiye ihtiyacımız var. Devrimci bir demokrasiye, bir halk demokrasisine, halk iktidarına, katılımcı demokrasiye ihtiyacımız var” dedi.

“Hep birlikte sosyalizm bayrağını yükseltelim”

Konuşmasında, Karl Marx ve Rosa Luksemburg’a gönderme yapan Chavez; “Onların da dediği gibi iki seçenek var, ya sosyalizm ya ölüm. Bu yüzyılın belirleyici bir mücadeleye sahne olacağına inanıyorum. Bu yüzyılda ya biz kapitalizmi yok edeceğiz ya da kapitalizm tüm insanlığı ve gezegenimizi yok edecek. O yüzden ya sosyalizm ya ölüm, diyorum. Ve inanıyorum ki bu yüzyılda imparatorluğu yok edeceğiz. Bu yüzden hep birlikte sosyalizm bayrağını yükseltelim! Yeni bir sosyalizmi kuralım.” dedi.

20. yüzyıl sosyalizminin en büyük yanlışlarından birinin çeşitli modellerin taklit edilmesi olduğunu belirten Chavez, Latin Amerika’ya özgü bir sosyalizm kurmak gerektiğini belirtti. Chavez bu sosyalizmin referans kaynakları olarak ise, Perulu Marksist Mariategui’yi, Ernesto Che Guevara’yı, Meksikalı köylü önderi Zapata’yı, Simon Bolivar’ı, komünal değerleri yüzyıllarca yaşatan Kızılderili Yerli toplumlarını ve anti-emperyalist Hıristiyanlık akımına işaret etti.
Chavez, konuşmasını “Venceremos” (Kazanacağız), “Ya anavatan ya ölüm” ve tüm kitlenin eşlik ettiği “Ya sosyalizm, ya ölüm” sloganlarıyla noktaladı.


güney amerika asya afrika ve diğer geri kalmış ülkeler chaveze destek verirlerse kendilerini sömüren devletlere karşı - başta abd olmak üzere - bu mücadelenin başarıya ulaşacağına inanıyorum.ama bunun için önce devlet yönetimlerinin halkın çıkarını ön planda tutmaları lazım bizim hükümet gibi kendi menfaatini düşünürlerse chavez gibi bir kahramanın sonuda mao ve che gibi hazin olur.sizlerinde chavez ile ilgili görüşlerini bekliyorum.



BÜYÜK CHAVEZ'İN EN SON KONUŞMASI

Chavez'den Rice'a: Beni sinirlendirme küçük hanım
Venezüella lideri Hugo Chavez, kendisini eleştiren ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın ”kendisini sinirlendirmeye başladığını” söyledi.

Haftalık televizyon programı Alo Presidente'de halkın sorularını yanıtlayan Chavez, "Beni sinirlendirmeye başladı. Sana öpücük yolluyorum, Condeleezza ya da Condolencia" dedi. "Condolencia", İspanyolca "başsağlığı" anlamına geliyor.

ABD'nin tehditlerine her zaman karşılık vereceğini de belirten Chavez, programda Rice'a "Beni sinirlendirme küçük hanım" diye seslendi.

Chavez, geçen hafta, "haddini aşması halinde" ABD'nin petrol musluğunu kısacaklarını söylemişti. "Çizmeyi aşmakla" neyi kastettiğini belirtmeyen Chavez, "Onlar sanıyorlar ki, böyle bir şey yapamam. Sanıyorlar ki petrolü koyacak yer bulamam. Ama fena halde yanılıyorlar" demişti. Dünyanın beşinci petrol üreticisi Venezüella, 1,5 milyon varili ABD'ye olmak üzere günde yaklaşık 3,2 milyon varil petrol ihraç ediyor.

Chavez hükümetiyle ilişkileri iyi olmayan Amerikan hükümeti, geçen hafta Rice'ın ağzından, Chavez'in "demokrasi için bir tehdit" teşkil ettiğini belirtmiş ve bu ülkeye karşı "uluslararası birleşik cephe" kurulması için çağrıda bulunmuştu.



'Alt kıta' birleşebilir mi?
'Latin Amerika birliği' hayalinin üç önderi: Chavez, Castro ve Morales.


Latin Amerika'nın birleştirilmesi düşüncesi, Chavez iktidara geldikten sonra canlandı. ABD Başkanı Bush'un gerçekleşmesi için çok uğraştığı FTAA'nın (Amerikalar Serbest Ticaret Bölgesi Anlaşması) bir türlü tutmamasına karşın, ALBA'ya (Bolivar Latin Amerika Birliği) gösterilen sempatinin sürekli artmasının anlamı budur. Şimdilik Küba, Bolivya ve Venezüella tarafından desteklenen ALBA'nın etki gücünün yayılması ve sömürgeciler tarafından daha kolay yağmalamak üzere 18. yüzyılda bölünmüş olan 'alt kıta'nın yeniden birleştirilmesi artık daha az ütopik görünüyor. Chavez 2005 yılında yapmış olduğu bir konuşma sırasında ALBA'nın Latin Amerika'ya ilişkin önemini şöyle anlatıyordu:
"FTAA kolonici bir projeden öte bir şey değildir. Alternatif, entegre edici bir model oluşturmak istedik, adını da 'Bolivaryen Alternatif' veya 'ALBA' koyduk. Bu proje devam ediyor, daha hızlı ilerlemesini isteriz ancak dikkate alınması gereken bazı gerçekler ve anlar, zamanlama var.
1 Ocak 2005'te güneş doğduğunda FTAA cehennemin dibine gitti. FTAA nerede bayım? FTAA öldü. Küçük FTAA'lar var ancak Kuzey Amerikan imparatorluğu yaptığı o kadar çok baskıya ve şantaja rağmen FTAA'nın sunduğu emperyalist ve neo-kolonici modeli kendi kıtasında empoze etme gücüne sahip olamadı. Rakibin yenilmez olduğunu düşünürseniz, gerçekten yenilmez olur. Tarihte bir Vietnam örneği var, Iraklılar saldırıya ve işgale direniyorlar, Devrimci Küba kırk yıl geçti hâlâ direniyor. Bolivaryen Venezüella neredeyse 6 yıldır direniyor. Kuzey Amerika emperyalizmi yenilmez değildir."
Chavez, Latin Amerika'nın birleştirilmesi çabasını, yeni girişimlerle sürekli gündemde tutuyor. İşte Venezüella'da Halk Kongresi'nin 20 Şubat 2006'da aldığı kararlara dayanarak yaptığı çağrı da bu içerikteydi. Bolivarcı Halk Kongresi Sekreteri Fernando Bassi, komşularına Bush yönetimine karşı 'Latin Amerika ve Karayip Hareketi' kurma çağrısı yaptı. Venezüella , şimdi yeni bir adım atmak için bu çağrıya gelecek yanıtları bekliyor.



-Asi Ruh- isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Chavez: Obama sözlerini ispatlamalı KuzenLiwe Dünya Gündemi 2 02.05.09 22:18
Hugo Chavez, Raul Castro'yu kutlayan ilk devlet adamı oldu KuzenLiwe Dünya Gündemi 0 26.02.08 08:31
Chavez: Dolar İmparatorluğu Yıkılacak! Amorphis Dünya Gündemi 0 20.11.07 07:51
Chavez Nikaragua'ya rafineri kuruyor S3RW3T Dünya Gündemi 2 22.07.07 15:50
Chavez: Bush, siyasi kadavra burakveelif Dünya Gündemi 2 13.03.07 00:00


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:56.


Powered by vBulletin® Version 3.8.0
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.0.6 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2020 DragonByte Technologies Ltd.
ForumTayfa

Arşiv: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 16 22 23 24 25 26 27 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 95 96 97 98 99 100 102 103 104 105 106 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 167 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271


ForumTayfa - Link Değişimi
Telinka İletişim | Voip Ürünleri | Link Değişimine Katılın |

Sitemiz bir forum sitesi olduğundan dolayı, kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. ForumTayfa Yöneticileri mesajları itina ile kontrol etse de, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız [email protected] email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.

Any member of our web site has the right of adding comments instantly without getting permisson due to the forum structure of our site basis. Althought, our site modarators check comments with care, all the responsibilities sourced from these comments directly belong to the members. If you still find any illegal content in our site ( A.buse, H.arassment, S.camming, H.acking, W.arez, C.rack, D.ivx, Mp.3 or any Illegal Activity ), please report us via [email protected] .Your reports will be evaluated as soon as the arrival of your e-mail.