ForumTayfa  

Go Back   ForumTayfa > Eğitim > Ödevler - Dersler - Tezler > Türk Dili ve Edebiyatı

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 20.09.08, 17:00   #1 (permalink)
Deneyimli Tayfa
 
ksklee - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik Tarihi: Jun 2007
Nereden: _karsiyaka_
Mesaj Sayısı: 3.795
Konu Sayısı: 948
Takım: Galatasaray
Rep Gücü: 160503
Rep Puanı: 16048606
Rep Derecesi : ksklee 0-10000000ksklee 0-10000000ksklee 0-10000000ksklee 0-10000000ksklee 0-10000000ksklee 0-10000000ksklee 0-10000000ksklee 0-10000000ksklee 0-10000000ksklee 0-10000000ksklee 0-10000000
Ruh Hali:

Arrow Aşık Edebiyatı ve Gelişimi




Şiir, neredeyse dilin doğuşuyla beraber ortaya çıkan bir yazın türüdür. Şiiri tanımlamak için binlerce ifade kullanılmışsa da doğru ve değişmeyecek bir tanıma ulaşmak olanaksız gibi görünmektedir. Ancak, kendine ait bir dil ya da söylem kullanması, müzik ve sesle yakın ilişki içinde bulunması ve estetik bir etkileme gücünün olması herkes tarafından kabul edilebilecek özellikleridir.

Şiirin ortaya çıkışı, insanın sesini bulması ve özellikle konuşarak iletişim kurmasını sağlayan bir dil geliştirmesi ile yaşıttır. İnsan günlük konuşma dilinin yanı sıra özellikle değiştirebileceği ya da yansıtabileceğini düşündüğü doğayı etkilemek için bir büyü dili oluşturmuştu. Bu dilin ritmik özellikleri şiir dilinin öncülü olarak algılanabilir. Platon da
şiiri tanımlarken “büyülü söz” ifadesini kullanmıştır.

Çağlar boyunca türküler şiirsel metinler olarak sözlü yazın örnekleri olarak yaşamışlardır. Her kültürün günlük dil kadar sık kullandığı türkülerin sosyolojik boyutu yazınsal boyutundan daha önde görülmüştür. İşlerini yaparken türkü söyleyen insanlar bireysel ya da grupsal gereksinimlerinden dolayı farklı türlerde şiir geliştirmişlerdir. Bu gereksinim sonucu ortaya çıkan türler Yunan kültürü etkisi altında gelişmiştir. Bu bağlamda ilk gelişen türler lirik, epik ve dramatik şiirdir. Bunların dışında pastoral, didaktik ve satirik diye adlandırılan türler de şiirde iç farklılaşmanın diğer örnekleridir.

Topluma ortak bir duyarlık ve bazen vicdan oluşturmak, insan-doğa ilişkisini düzene koymak, sıradan insanın gözlemleyebildiği halde ifade edemediği olayları ve olguları güzel ve farklı bir dil kullanarak gündeme getirmek ve böylece toplumun sözü olmak gibi işlevleri vardır şiirin. Şiirin işlevi yazıldığı ya da söylendiği döneme bağlı olarak farklılık göstermiştir. Topluma kazandırılmak istenen değerlerin sözcülüğünü yapmış, yenilikleri tanıtmaya çalışmış, demokrasi ve özgürlük kavramlarının kalıcı olmasında önemli pay sahibi olmuştur.

ANADOLU HALK EDEBİYATI


“Halk” kavramını tanımlamak oldukça güçtür. Genellikle, ortak kültür ve gelenekler dışında, ayrıcaklı yaşama düzeyi ve biçimi olmayan insanların tümü için “halk” sözcüğü kullanılmaktadır. “Anadolu Halk edebiyatı” dediğimiz zaman, bu topraklar üstünde yaşayan, ama ayrıcaklı yaşama biçimi ve düzeyi bulunmayan insanların, geleneksel dil, kültür, beğenişleriyle duygu ve düşüncelerini yansıtan ürünler, yapıtlar ve bunların yaratıcıları anlaşılır.

İslam Uygarlığı etkisinde gelişen Orta Dönem Türk Edebiyatının kültür merkezleri dışında doğup gelişen bütün ürünlerini Halk edebiyatı adı altında toplamak genel bir kabul olmuştur.

Halk şairinin söyledikleri bir söz gibi bazan yazıya geçmeden yüz yıllarca halk belleğinde yaşar ve kuşaktan kuşağa aktarılır. Söyleyeni ise ya hiç bilinmez ya da zaman içinde kaybolur. Eserler de ulusun ortak malı olur.

13. yüzyıldan bu yana ele geçirilen bu ürünler ve yapıtlar ile yaratıcıları arasında bildiklerimizin başlıcaları şunlardır.

1- Ortaklaşa (anonim) Halk edebiyatı
2- Aşık edebiyatı
3- Tekke (tasavvuf ) edebiyatı

AŞIK, ŞAİR, OZAN KİMDİR? AŞIKLARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ NELERDİR?


Din dışı duygu ve düşüncelerini saz eşliğinde şiirle söyleyen halk şairlerine, aşık denir.

Yerine göre "saz şairi" , "aşık", "halk şairi", "halk ozanı" diye adlandırılan bu aynı kişiler, Osmanlı İmparatorluğu topraklarıyla Azerbaycan'da Ermeni azınlığı arasında, İran Azerbaycan'ında günümüze değin yaşamış, ama Türkçe konuşulan bazı başka ülkelerde başka adlarla anılmışlardır.

Aşıkların geçerli olarak ilgi gördükleri başlıca yerler kültür merkezlerinin uzağındaki köyler, obalar, asker kışlaları, küçük kasabalar ve yüksek zümre etkinlerine kapalı kalmakta devam eden uzak kentlerdir. Günümüzde sayıca kalabalık aşık temsilciler daha çok Orta ve Doğu Anadolu'dan çıkmaktadır.

Şehirlerde yaşayan, oralarda yerleşen, eğitimden geçen, geçen bazı temsilciler, kısa sürede yüksek zümre edebiyatına özenerek dil ve değişlerini değiştirmişlerdir.

Aşık hem yaratıcı hemde uygulayıcıdır. Kendi yapıtlarını dinlettiği zaman da, ya hazır birtakım parçalar içerisinden seçtiklerini okur ya da bazen doğaçtan söyler.

Aşık herhangi bir kazanç beklemeden, kendi zevki için, dinleyicilerini eğlendirmek için sanatını ortaya koyar.

Basılı yayın organlarıyla kitapların halka ulaşmadığı dönemlerde müzikle birlikte şiir ve hikaye yayan aşıklar, birçok kez bir besteci gibi görev yapar, müzikli olarakta eski eserleri yayarlar.

Kendini sevgiye adayan aşıklar, içlerindeki söz yeteneği ne olursa olsun en azından saz çalmayı öğrenmek için uzun bir çıraklık dönemi geçirirler. Usta dedikleri bir saz şairinin yanında gezer, ona hizmet eder, ondan eğitim alır, yararlanır onun ezberindeki hazineyi kendi belleğine aktarır, ustasının doğaçtan söylediklerini ezberler, şiir ve saz tekniğiyle beste yapma yollarını, atışma çözme hünerlerini öğrenir.


Aşıklar, yetiştikleri çevreye göre şöyle sıralanabilirler:

1- Tasavvufi konuları işleyenler; tarikat ve zümre fikirlerini temsil ederler. Özellikle Bektaşi tarikatı ve alevi zümreleri arasında kuvvetli şairler çıkmıştır.

2- Kasaba ve şehir çevresinde yetişenler. Divan edebiyatı etkisinde kalmışlardır.

3- Köy Şairleri. Köy hayatını işlerler.

4- Göçebe şairleri. Göçebelik hayatını, başkaldırışı, savaşı, yeni düzeni işlerler.

5- Bu sınırlamalar dışında kalan aşıklar.






AŞIK EDEBİYATI'NIN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ

16. yüzyıldan bu yana çeşitli temsilcilerine rastlanan saz şairleri; bir yandan sözlü olarak şiir yaratıp söyleyen, bir yandan manzum-mensur halk hikayelerinin anlatımda etkin olarak görev alan halk sanatçılarıdır. Bu sanatsal birikime Aşık Edebiyatı denmektedir.


AŞIK EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ

1- Konu

Eski yunan'dan bu yana epik, lirik, pastoral, didaktik, dramatik gibi sıfatlarla nitelenen şiir türleri saz şiirinde özel adlar almışlardır. İşlenen konu ve olay açısından gruplandırılırsa;

Divan şiirinin en lirik biçimi sayılan gazele karşılık halk şiirinde koşma vardır. Asıl konusu aşktır ya da sevgili güzelliğinin özellikleri, onu övme,ondan ayrı kalmanın acısı, duyulan özlem, kavuşma isteği, onunla olan anılar, sevgiyle gezilen görülen yerlerin anlatımıdır.

Sadece insan organının övgüsü, şairin yurt edindiği topraklara duyduğu sevginin özel anlatımı koşmalara konu olursa, bu gibi şiirlere güzelleme adı verilmiştir.

Toplumu ilgilendiren etkili olayları konu eden şiirler destan biçiminde ve uzunca söylenir; bazı destanlar yergi taşlama niteliğinde mizahi ölçüde düzenlenir. Destanların yiğitlik, cesaret, önemli bir başarıyı konu edinen çeşidi, koçaklama diye anılır.

Taşlama diye anılan yergi ve eleştiri şiirleri, toplumsal bir olayın nedenlerini pek nadir olarak araştırır.

2- Biçim

Halk şiirinde ölçü, dizelerdeki hece sayısı eşitliğine dayanır. Bu ölçüye hece ölçüsü denir.

Halk şiiri en çok 7, 8 ve 11 heceli dizelerden oluşur. Bunlardan 7 heceliler, daha çok mani türünün ölçüsüdür ve duraksızdır. Semailerde kullanılan 8 heceli ölçüde durak, dördüncü hecenin sonunda, dizenin tam ortasında bulunur. Koşma türünün ölçüsü olan 11 heceli dizeler iki türlüdür: (4+4+3=11) ya da (6+5=11) (+) işareti durak yerini gösterir. Bu şiirlerde genellikle hece kalıplarından biri kullanılır.

Uyak dörtlükleri birbirine bağlar. Bir şiir bulunan bütün dörtlüklerin son dizeleriyle uyaklıdır. Bu uyak, genellikle birinci dörtlüğün 2. ve 4. dizelerinden başlar. Birinci dörtlüğün 1. ve 3. dizeleri birbiriyle uyaklı olabilir. Uyaksız da olabilirler. Birinci dörtlüğün dört dizesinin da uyaklı olduğu şiirler vardır. Öbür dörtlüklerin ilk üç dizesi genellikle kendi aralarında uyaklıdır.





Kafiye şekli çoğunlukla ABAB, CCCB, DDDB gibi ya da ABBB, CCCB, DDDB gibidir.

Şiirlere eşlik eden ezgi özelliği vardır.

3- Dil

Kültür merkezlerinde yerleşmiş şehir aşıklarının, sözgelimi, oba ve köy sanatçıları göre, anlatımda kullandıkları dil çeşitli kalıplarla olsa bile, yanılmayan bir genellemeyle halk şairlerinin dili yalın ve arıdır.

Bazı saz şairlerinin merkezden çevreye doğru şehir uygarlığını taşımış olduklarını, halkı yüksek zümre sanatına imrendirdikleri bilinmektedir.

4- Çok kullanılan Kalıplar

Boy : Selvi
Ağız : Hokka, mim, gonca, nokta
Bel : Kıl
Saç : Siyah, perişan, misk-ü anber kokulu, kemerkent

Aşığın sevgilisi mutlaka "usul boylu", "suna", "alagözlü", "al yanaklı", "gözleri sürmeli", "ince belli", "turna sesli" dir.

Aşk ve uzaklı acısı Ferhad ve Mecnun'la; ulaşılmaz ayrılıklar Ferhad'ın dağları delişiyle özetlenir.

AŞIK EDEBİYATI BAŞLANGIÇ DÖNEMİ VE GELİŞMESİ

XIII. yüzyıl ortalarında itibaren yazılı eserlerlere rastlanmıştır. Ancak bunlar arasında saz şiiri ürünleri bulunmamaktadır. Bu ürünlerin eski geleneğin devamı olarak yaşamış olduğu düşünülmektedir.

XIII. yüzyılda saz şiirinin varlığı ancak eserlerin elde bulunmayışı XIV. yüzyıl ürünleri içinde tekrarlanır. Buna en büyük sebep, divan şiirinin halka inmiş bir kolu olan aruzlu yeni Türk nazmı oluştur. Bu dönem halk şairleri dini halk destanları yazmış ve eski saz şiirinin güçlü bir rakibi olmuştur.

XV. yüzyılda saz şiiri gelişmesine devam etmiş, ruh ve yapı bakımından eski saz şiiri geleneğini devam ettirmekle beraber artık aşık adını almış olan ozanlar eski saz şiirini geliştirerek kişi ve toplum hayatının bütün konularını söylemeye başlamışlardır.

XVI. yüzyılda adlarına aşık-saz şairi denilen kişilerin eserleri başlamıştır. Böylece ozan kelimesi yerine değerli yüce anlamına gelen aşık sözü kullanılmaya başlamıştır.

XVII. yüzyılda köy, oba, kasaba şehir çevrelerinde yetişip yaşayan halk sanatçıları aşık adıyla anılmışlardır ve halk şiirinin asıl gelişimi bu dönemde olmuştur. Bu yüzyılda saz şiirinin, divan şiirinden ilhamlar alarak dil ve estetik anlayış bakımından ona yaklaştığı ve o tarzda kelime, mana ve kavramlar kullanmaya başlandığı görülmektedir.

XVIII. yüzyılda aşık geleneğinde geniş çevrelerde ün yapabilmiş bir ozan yoktur; ancak bazı Divan ozanlarının bu dönemde Aşık şiirine eğilim duydukları ve Aşık geleneğine uygun şiir yazma denemelerinde bulundukları dikkati çekmektedir.

XIX. yüzyıl aşık şiirlerinin en verimli olduğu dönemdir. Bu dönemde ne kadar Divan şiiri
Etkisini sürdürse de, bu yüzyıl da yetişen aşıkların sözünde ve sazında aşık geleneği olgunluk evresini yaşanmıştır. XIX. yüzyıl'ın II.yarısında ise yozlaşma ve dar toplum edebiyatı haline gelmeye başlayarak gerileme ve çöküş başlamıştır. Savaşlarda pek çok Aşığın ölmesi ve saraydan atılması bu çöküşte etkili olmuştur.

XX. yüzyıl aşklarında dil ve tavır geleneksel çizgiyi sürdürürken, konular da yer yer çağın içindeki toplumsal, siyasal oluşumlara kadar uzandı. Cumhuriyet Dönemi Türk şiiri içerisinde Aşık geleneğine folklor gözüyle bakmış ancak yine de "Sanatta gelenekten yararlanma" anlayışı doğrultusunda örnekler verilmiştir.

AŞIK EDEBİYATI'NIN ÖNEMİ VE DEĞERİ

Toplumunu kültürel yabancılaşma ile bırakıp unutan yüksek zümre sanatına karşı aşık edebiyatı; içinden yetiştirdiği insanların ihtiyaçlarını karşılamış, onların içinde yaşamış, tutunmuş, onların sevgisiyle var olmuştur.

Saz şairleri özendikleri kültür dilinin düzeyi ne olursa olsun, Türk halkının diliyle söylemiş, çağırmış; günlük konuşma dilini edebiyat sanatına bir aracı yaparak Türkçeyi yaşatmışlardır.

Kültür çevrelerince hiçe sayılan, umursanmayan, önemsenmeyen, halk kütleleri; saz şairlerinin emek ve dikkatiyle edebiyata yaklaşmış, bir halk içinde yaşatması gereken şiir beyenisi yalnızca onların yaratıları ve onların yaratılarının ortaklaşa benimsenen anonim verileriyle canlı tutulmuştur.

Saz şairleri hangi çevrelerden yetişirlerse yetişsinler, halk hayatını yansıtan gerçekçi bir bakışla yaşamışlar; kendilerini dinleyen topluluklara onların kendi hayatlarını ileterek namuslu bir sözcülük görevi yüklenmişlerdir.

Aşık edebiyatı, kökü Orta Asya verimlerine dayalı ulusal edebiyat ögelerini kullanarak ümmet çağı içinde de sezgisel bir bilinci yaşatmış, yüzyılımızın başında "Milli Edebiyat Akımı"nın doğmasına yolaçan bir tutumla yarın da sürebilecek olan doğruluğu göstermiştir.

Aşık edebiyatının varlığı sadece var olması bile, yüksek zümre divan edebiyatının ölü yalnızlığını, onun yanlış köksüzlüğünü göstererek hizmet eder.

Aşık şiirinin alışılmış, kolay gelen, bir yerde geleneğe bağlı ortaklaşmış kalıpları, bugünkü ve yarın ki sanatçıların yenilik yalnızlıklarına da uygun cevap getirir. Sanatçılar ince ve üstün olsalar da, yaşayan ve yaşatılan halkın sevip koruduklarıdır.

Saz şairlerinin geleceği zengin ve umutlu değildir. Ancak halk şiiri'nin çok verimli yarınları olabilir.

XX. yüzyılın başlarında Ömer Seyfettin'in "Yeni Lisan" makalesi, Ziya Gökalp'ın "Turan" şiiriyle yola "Turancılık-Oğuzculuk-Türkçülük" akımı; bir çok alanda olduğu gibi halk şiirini değerlendirmede de yanılmış ters yollar göstermiştir. Hece vezniyle yazılmış herhangi bir manzumeye bir Osmanlı altını ödeyen Ziya Gökalp dernekleri, yeni yetişen sanatçıları biçimsel taklitlere itmiş; sorunu sadece vezin, nazım birimi, konu tercihi gibi çıkmazlara sokmuştur. Son elli yıldır halk şiirini eskiten davranışlar buradan doğmuştur. Son dönemlerde hece vezni, koşma, semai ve mani biçimi yıpranmıştır.


AŞIK EDEBİYATINDAN ŞİİR ÖRNEKLERİ

XVI. yüzyıl

KÖROĞLU

Ünlü bir destana konu olmuş halk kahramanıdır. XVI. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış yeniçeri saz şairi olduğu sanılmaktadır. Özdemiroğlu Osman Paşa ordusu içerisinde İran savaşlarına katılmıştır. Ahmet Kudsi Tecer tarafından bulunan şiiri bu konudaki belge olarak kabul edilmektedir. Bazı antolojilerde gerçek Köroğlu'nun XVII. yüzyılda yaşadığı yazılmaktadır. Bu şairin, daha eski bir destan kahramanı olan Köroğlu adını benimsediği ve bugün elde bulunnan Köroğlu Destanı'ndaki bir çok şiirlerin kendisine ait olduğu tahmin ediliyor.

Bölgeden bölgeye değişik biçimler alan Köroğlu hikayeleri toplanırsa, kitaplar doldurur. Bununla birlikte hemen bütün Köroğlu hikayelerin ortak bir iskeleti, ortak bir teması vardır: " Büyük haksızlığa uğrayan bir babanın, oğlu eliyle alınan intikamı ve her zaman erdemli bir insan olarak kalan kahraman."


KUL MEHMET

XVI. yüzyıl Osmanlı devlet adamlarından Üveys paşa'nın oğlu Aydın Muhassılı Mehmet Paşa'nın,1.Ahmed'in hükümdarlığı sırasında Celali isyanlarını bastırmakla görevlendirilerek vezirlikle değerlendirildiği biliniyor. Saz şairi geleneğinde şiirler öylediği sanılmaktadır. Bu yüzyılın ve XVII. yüzyılın pek çok şairi, tasavvuf felsefesinin etkisinde kalarak "kul" sıfatını kullanmaya önem vermiştir. Kul Mehmet adına bağlanan şiirlerin de bir tek kişiye değil, bu sözlü geleneği sürdüren ve birbirinden ayırt edilmesi imkansız olan bir kaç şaire ait olabileceği tahmin edilmektedir. Ancak saz şiiri-aşık edebiyatı, aslında hem folklör ögelerinden, hem daha önce yaşamış ve yaratmış kişilerden anonim derlemeleri geçerli saydığı için herhangi bir ayrıma da imkan yoktur. Bu nedenle Kul Mehmet adına bağlanan şiirleri aynı kişinin eserleriymiş gibi saymak gerekmektedir.


ÖKSÜZ DEDE

Osmanlı-İran savaşlarına katılmış bir yeniçeri şairi olduğu kabul edilmektedir. Ancak III. Murat zamanında İran'la yapılan anlaşmayı sağlama bağlamak için Şah Abbas'ın kardeşi oğlu Mirza Haydar'ın, Ferhat Paşa eliyle rehin alınarak İstanbul'a getirilmesi üzerine yazmış olduğu manzumelerden XVI. yüzyılın sonlarında yaşadığı anlaşılmaktadır.

Pek çok halk şairi gibi bir çok alanda klişeleşmiş, ortak manzumlar kullanmış ve tekrarlamaktan kaçınmamıştır.



XVII. yüzyıl

KARACAOĞLAN

XVII. yüzyılda yaşamış saz şairimizdir. Hayatı hakkında fazla bilgiye sahip değiliz.

Küçük yaşta saz çalıp şiir söylemeye başladı. Yeniçeri ocağına girdi. Savaşlara katıldı. Bir kıza aşık olduğu için öldürülmek istendiği onun için sazını alıp yollara çıktığı, Van’a kadar gittiği oradan Irak’a, Arabistan’a, İran’a gittiği söylenir.

Çağdışı öteki şehir aşıklarının kapıldıkları etkiye girmeden, aruzla yazma gereği duymadan, en yalın ve temiz halk diliyle hep 8'li ve 11'li hece ölçüsüyle koşmalar, semailer türküler söylemiş olması; yaşadığı çevrenin doğa özellikleriyle dil özgürlüğünü yaşatması; halk ruhuna yatkın gelen gibi türlerde aşk, gurbet, tabiat, yurt güzellikleri temalarını işlemiştir. Deyişlerinde daima sade tertemiz bir Türkçe ile dile getirmiştir.


KATİBi

Şiirlerine konu edindiği tarih olaylarından XVII. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı anlaşılan Katibi hakkında da hemen hiç bir bilgiye sahip olunamamıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde çağdaşları arasında adı sayılan Katibi'yi, aynı yapıda şiirler yazmış olan Seydi Ali Reis'le karşılaştırmak gerekir. Aruz şiirleri, dilce biraz karışık olamakla birlikte özgün deyiş ve buluşlarla güçlenen hece manzumeleriyle XVII.yüzyıl'ın ünlülerinden olan Katibi, özellikle kendinden sonra gelen aşıklar üzerinde, söz gelişi Gevheri'de kesin izler bırakmış görünmektedir.

Katibi mahlaslarıyla anılan şair, ordu içerisinde görev alan şairlerin ortak özelliklerini taşımaktadır. Öteki şehir aşıklarında olduğu gibi dili karışık, süslüce ve yabancı tamlamalarla doludur. Didaktik deyişlerinden çok aşk duygularını özgünlükle dile getiren taze eserleriyle önemlidir.

KAYIKÇI KUL MUSTAFA

XVII. yüzyılın iz bırakmış saz şairlerinden biri de, gençliğinde Cezayir'de bulunduğu için için bu lakabı aldığı sanılan Kayıkçı Kul Mustafa'dır. Çoğunlukla olduğu gibi doğum-ölüm yılları, ömrünün olayları, kişiliği üzerine açık bilgiler yoktur. Dildendile dolaşan, yazma mecmualarında yer alan, cönklerde bulunan şiirlerinin, kendi zamanının önemli tarihlerini konu edişinden bazı ip uçları çıkartmak mümkündür. Murad Reis'in ölümü, Padişah II. Osman'ın bir ayaklanma sonucu öldürülüşü, Şah Abbas'ın Bağdat'ı ele geçirişi, IV. Murat'ın aynı şehri kuşatması üzerine söylenmiş ve yazılmış şiirler, Kayıkçı Kul Mustafa'nın XVII. yüzyıl'ın başlarında işine başlamış, ilk yarıda ömrünü tamamlamış bir ordu sanatçısı olduğu izlenimini vermektedir.

XVII. yüzyıl'ın sayısı çok yeniçeri sanatçıları arasında yer alan Kayıkçı Kul Mustafa'nın değerce pek de üstün olmayan eserleri, yaşadığı olayların yarattığı ilgi ve kişiliğinin sade, içten etkisiyle yüzyıllarca yaşamış; eserleri güçlü bir geleneğin koruculuğuyla saklanmıştır.

Az çok kültür sahibi olduğu şiirlerinden anlaşılmaktdır. Tasavvufa yönelmiş, divan edebiyatı kapılmış, divan tarzında da şiirler yazmıştır.


XVIII. yüzyıl

MECNUNİ

Karacaoğlan'ın Anadolu'nun belli bir bölgesinde benimsenerek yaşatılan saf şiiri karşısında Aşık Ömer ve Gevheri gibi şehir aşıklarının açtıkları divan şiirini taklit yolu, XVIII. yüzyıl'da Kültür çevrelerinde yaşayan aşıkların gittikçe yozlaşan ürünler vermelerine yol açmıştır. Sanatta özgünlük şart, taklit ölüme mahkumdur.



ERZURUMLU EMRAH

Erzurumlu olduğu bilinen Emrah'ın büyüdüğü köy ya da kasaba kesinlikle bilinmiyor. Bir söylentiye göre XVIII. yüzyılın sonlarında Erzurum yakınlarında bulunan Tambura köyünde doğmuştur.

Emrah'ın yaşantısı üzerine bütün bilgilerimiz, şiirlerinde söylediklerinden çıkarılan sonuçlara halk söylentilerine dayanır. Bir çok halk şairi gibi Emrah da çok gezmiş ve Anadolu'nun birçok yerlerini görmüştür. Şiirlerinde Alişan adlı bir büyükten söz eder ve onu över. Bu adamın Dertli'yi koruyan Alişan olduğu sanılmaktadır.Hece ile genleneksel aşıklar yolunda güzel şiirler söyleyen Emrah, divan şiirinde özenen aşıklar arasında Aruzu ve Divan dilini en iyi kullananlardan biridir. Aruzla yazdığı şiirlerde en çok Fuzuli'nin zaman zaman da Nedim ve Baki'nin etkileri görülür.

GEVHERİ

XVII. yüzyılın ikinci yarısı ile XVIII. yüzyıl başlarında büyük bir ün yapmış olan Gevheri’nin yaşantısı üzerine çok az bilgi vardır. Şiirlerinden anlaşıldığına göre Anadolu, Suriye, Arabistan ve Rumeli sınır boylarını dolaşmıştır. Saz şairlerinin aydınlarından ve onların çevresinde bulunanlarındandır. Şiirlerinde divan şiiri etkisiyle beraber sevimli bir halk edası ve ince bir lirizm vardır. Hece ve aruz ölçüleriyle yazdığı şiirler de klasik Türk müziği ustaları tarafından bestelenmiştir.



XIX. yüzyıl

DADALOĞLU

1785-1868 yılları arasında, Çukurova dolaylarında yaşadığı bilinen Dadaloğlu’nun asıl adı Veli’dir. Göçebe bir ailenin çocuğu olan şair, bir köy imamlığı yaptıktan sonra, sazını eline alarak aşıklık yolunu tutmuştur.

Dönemin derebeyi Kozanoğlu, Dadaloğlu’nu konağına almış onu kollamış ve çocuklarının yetiştirilmesinde görev vermiştir. Şair, bir çok şiirinde Kozanoğullarını saygı ve sevgi ile anar.

Köy imamlığı yapmış olmasından öğrenim gördüğü anlaşılan Dadaloğlu, çağının okur yazar aşıklarının bir çoğunda görülen divan etkisine boyun eğmemiştir. Koçaklamalarında Köroğlu’nun, duygu şiirlerinde ise Karacaoğlan’nın etkisinde kalmıştır. XIX. yüzyıl'ın en özgün ve güçlü halk sanatçılarının başında, yaşadığı hayatın özelliği, gördüğü olayların etkinliği ile çok değişik şiirler söylemiş olan Dadaloğlu gelir. Şehir aşıklarının etkisine girmeyen saf ve özlü bir halk sanatçısıdır.


YORUM:

Aşık edebiyatı'nın varlığı XIV.yüzyıl öncesine dayanmasına rağmen daha önce ki dönem şairlerine ve ürünlerine ulaşılma imkanı bulunamamıştır. XIV. yüzyıldan itibaren saz şiiri görülmeye başlamış ancak kullanılan kaynaklardan bu yüzyıl'ın ağırlıklı divan edebiyatı şairlerinden oluştuğu görülmüştür. XV. Yüzyıl'da saz şiiri geleneği devam etmiş aşıklar, ozanlar saz şiirini geliştirmiş olduğu görülmüştür. Ancak aşıkların hayatları hakkında, hemen hiç bilgi bulunamadığından incelenen konu içerisinde şairler ve yazdıkları bilgilere ilişkin örnekler XVI. yüzyıldan günümüze kadar incelenmiştir. Konu içerisinde döneminin en bilinen saz şairleri ve eserleri seçilmeye çalışılmıştır.

Aşık edebiyat'ında yaratılmış olan eserler çok sade bir dille günümüzde de anlaşılır şekilde üretilmiş, hemen hemen hepsi kolay açıklanabilir, ozanın gerçek duygularını yansıtan daha sıcak ve canlı şiirlerdir.Aşıkların bir bölümü eğitimsiz kırsal kesimlerde yetişmiş, bir bölümü eğitim görmüş şehirler de yaşamıştır. Şehirler de yaşayanların pek çoğu şiirlerin de karışık bir dil, süslü kelimeler ve yabancı tamlamalar kullanmışlardır.

Aşık edebiyatın' da aşıklar (ozanlar) şiirlerinin son kıtalarında kendi adlarını kullanmışlar, şiirlerini saz eşliğinde söylenmiş , Türk Halk Ozanlarımız, Orta Asya’dan beri süre gelen koşma, mani ve türkü gibi nazım biçimlerini kullanmışlar ve herbiri kendine özgü uyak şemaları olan bu nazım biçimlerinden koşmayla söylenen güzelleme, koçaklama, taşlama gibi adlar almışlardır. Şiirlerde hece ölçüsünün 4+3, 4+4, 6+5, 4+4+3 kalıpları sıkça görülmektedir. Şiirlerde karmaşık hayellere yer verilmemişler, şiiri sanat yapmaktan çok, bir iletişim aracı olarak kullanmışlar.


ksklee isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bebeğinizin Ay Ay GeLişimi CimCim3 Bebeğim 5 15.06.14 22:36
Resimlerle Gebeliğin Gelişimi Kızıla Boyalı Saçlar Bebeğim 23 23.12.08 16:12
Çocuk Gelişimi ve Eğitimi ksklee Üniversiteler 8 19.11.08 11:02
Divan Edebiyatı Tarihi Gelişimi ksklee Türk Dili ve Edebiyatı 0 19.09.08 23:34
Aşık - Tekke Edebiyatı Dr.TaKa Tiyatro & Edebiyat 4 14.07.07 15:50


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:04.


Powered by vBulletin® Version 3.8.0
Copyright ©2000 - 2021, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging v3.0.6 (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2021 DragonByte Technologies Ltd.
ForumTayfa

Arşiv: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 16 22 23 24 25 26 27 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 95 96 97 98 99 100 102 103 104 105 106 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 167 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271


ForumTayfa - Link Değişimi
Telinka İletişim | Voip Ürünleri | Link Değişimine Katılın |

Sitemiz bir forum sitesi olduğundan dolayı, kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. ForumTayfa Yöneticileri mesajları itina ile kontrol etse de, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Yine de sitemizde yasalara aykırı unsurlar bulursanız [email protected] email adresine bildirebilirsiniz, şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.

Any member of our web site has the right of adding comments instantly without getting permisson due to the forum structure of our site basis. Althought, our site modarators check comments with care, all the responsibilities sourced from these comments directly belong to the members. If you still find any illegal content in our site ( A.buse, H.arassment, S.camming, H.acking, W.arez, C.rack, D.ivx, Mp.3 or any Illegal Activity ), please report us via [email protected] .Your reports will be evaluated as soon as the arrival of your e-mail.